|
18 Temmuz 2006 Basın Özeti | |||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
Bu sabah İngiliz gazetelerinde öne çıkan iki konu var.
Birincisi İsrail'in Lübnan'a yönelik operasyonları, ikincisi ise geçen yıl 7 Temmuz saldırıları ardından Londra'da masum bir Brezilyalı genci öldüren polisler hakkında dava açılmaması kararıyla sonuçlanan soruşturma. Guardian, Beyrut'u harabe halinde gösteren bir fotoğrafa ilk sayfasında yarım sayfa yer vermiş, haberin başlığı ise: ''Dünya seyrediyor'' Hem Avrupa Birliği Dışişleri Bakanlarının toplandığı Brüksel'de, hem de zengin ülkeler topluluğu G8 liderlerini ağırlayan St. Petersburg'da, Lübnan'da yaşananlara verilecek tepki konusunda derin görüş ayrılıkları bulunduğunu aktaran Guardian, Batı'nın bocaladığı görüşünde. Guardian'ın haberine göre, Brüksel'de Avrupa Birliği dönem başkanı Finlandiya, yayımlanan bildirinin taslak metninde İsrail'e, ''haksız önlemler ve süren gerilimin şiddet ve misilleme sarmalını daha da kötüleştireceği'' uyarısında bulunan bir ifadeye yer veriyor. Ancak İngiltere ve Almanya'nın ısrarı üzerine bu ifadeler bildiriden çıkarılıyor. Habere göre, St. Petersburg kentindeki toplantıda ise Rusya lideri Vladimir Putin İran ve Suriye'nin zirve bildirisinde isimleri verilerek hedef alınmamasını sağlamak için kararlı görünüyordu. Rusya liderine göre bu, hedeflenen amaca hizmet etmeyecekti. Ancak ABD Başkanı George Bush, istikrarsızlığın asıl nedeninin Hizbullah ve örgütün Suriye ve İran'la bağlantıları olduğunu belirterek, Putin'le görüş ayrılığını ortaya koydu. Blair de Bush gibi her iki ülkenin adını anmakta tereddüt etmedi. Blair neden Bush'tan izin istiyor? Her iki lider yine G8 zirvesindeki bir gelişme nedeniyle bu sabah gazetelerin manşetlerinde. Independent ve Guardian gazeteleri, Bush ile Blair'in dün öğle yemeği sırasında açık kalan mikrofonlara yansıyan sohbetini irdeliyor. Bu görüşmede Bush'un Orta Doğu'daki şiddetin durmasını için, ''Suriye ve Hizbullah'ın -Amerikan Başkanı'nın kendi ifadesiyle- ''bu b.ku'' yapmaya son vermelerinin sağlanması gerektiği sözleri dünya basınına ''gaf'' olarak yansımıştı dün. Ancak hem Independent hem de Guardian gazeteleri tam sayfa ayırdıkları sohbetin yazılı dökümü çerçevesinde, ABD-İngiltere ilişkilerini Blair'i sert şekilde eleştirerek irdeliyorlar. Her iki gazetenin başlıkları da benzeşiyor: ''Kulak misafiri olunan sohbet 'özel ilişkimiz' hakkındaki gerçekleri ortaya çıkardı.'' Blair, sohbet sırasında Lübnan'da yaşananlara ilişkin olarak herhangi bir karar almadan önce Orta Doğu'ya giderek durumu yerinde görmekten büyük mutluluk duyacağını söylüyor. Independent'e göre, bu sözlerin anlamı, ''Lütfen George, Orta Doğu'ya giderek dünya çapında bir devlet adamı olmama izin ver.'' Bush'un yanıtı ise, Dışişleri Bakanı Condoleezza Rice'ın bölgeye kısa süre içinde gideceği yönünde. Ancak Blair, Bush'u ikna etmek için konuşmaya devam ediyor ve ''Rice giderse başarılı olması gerekir, ama ben gider sadece konuşurum'' diyor. Bu sözleri Guardian gazetesi yazarı Jonathan Freedland, şöyle yorumluyor: ''Blair açısından sohbetin en utanç verici bölümü burası. Orta Doğu'yu ziyaret etmek istiyor. Gayet makul. Ama gidip gidemeyeceğini neden Başkan Bush'a soruyor?'' ''Egemen bir devletin liderinden çok Bush'tan, yani patronundan yeşil ışık bekleyen bir memur izlenimi veriyor. Bush bu yeşil ışığı vermiyor, yerine Rice gidecek. Blair, daha sonra kendini daha da küçültüyor.'' ''Rice'ın ziyaretinin aslında önemli olacağını, ama kendisinin sadece konuşacağını söylüyor. Bu işlerde İngiltere'nin yerini gösteren korkunç bir itiraf.'' Uluslararası güç seçeneği Times yazarı David Aaranoviç, Filistin-İsrail anlaşmazlığının parçası olmayan ve sınırlarını tehdit eden bir silahlı güce karşı adım atmasının, İsrail açısından son derece makul göründüğünü belirtiyor. Ancak yazara göre, buradaki asıl sorun İsrail'in eylemlerinin istenen sonuca erişilmesini sağlayıp sağlayamayacağında düğümleniyor. Aaranoviç, bu noktada uluslararası toplumun yardımının söz konusu olabileceğini belirtiyor ve özetle şöyle devam ediyor: ''Bu yardım, güvenlik amaçlı askeri operasyonların Lübnan'daki demokratik ve reformcu güçlere yönelik desteği ölümcül derecede zayıflatmamasının sağlanmasıdır.'' ''İsrail'in böylesine bir açmaza karşı iyi tasarlanmış bir stratejiye sahip olması ihtimali zayıf. Bu ise, eğer Lübnan'a gönderilirse uluslararası bir gücün rolü olabilir.'' ''Bu güç, müzakere ederek Hizbullah'ın silahsızlandırılmasına ve mensuplarının da topluma yeniden entegre olmalarına, bir yandan da İsrail'deki Lübnanlı tutsakların geri dönüşüne ve İsrail'in anlaşmazlığa neden olan Şeba çiftliklerinden çekilmelerine yardımcı olabilir.'' ''Ama ben bir an için Hizbullah ve İran ve Suriyeli müttefiklerinin bunu kabul edeceklerini zannetmiyorum. O zaman da, bu güç ya Beyrut'un güneyinde çatışmalara girecek ya da aciz bir şekilde oturup başlarının üzerinden karşılıklı gönderilen füzeleri izleyecek.'' 'Herkes acı çeker' Filistinli eski müzakereci, halen Oxford Üniversitesi'nde dersler veren Ahmed Halidi'nin Guardian'daki yazısının başlığı: ''Eğer İsrail'in kendini savunmak için güç kullanma hakkı varsa, komşularının da var.'' Halidi, Batı'nın sınır ötesi askeri müdahale hakkına yalnızca bir tarafın sahip olduğunda ısrarlı göründüğünü, ama bunun asla kabul edilemeyeceğini vurguluyor ve şu uyarılarda bulunuyor: ''Bölgenin tarihinde, İsrail'in Hamas, Hizbullah gibi kitlesel halk hareketlerini imha etmesinin ortaya Batı tarzı demokrasiler çıkardığına dair bir örnek yok, ama aksinin söz konusu olduğuna inanmak için birçok neden var.'' ''İsrail'in 1982'de Lübnan'ı işgali Filistin Kurtuluş Örgütü'nü durdurdu ama Hizbullah'ı ortaya çıkardı. Arafat'ın hapsi ve bertaraf edilmesi yalnızca Hamas'ın güçlenmesine yaradı. Afganistan, Körfez ve Irak savaşları da Bin Ladin terörizmini doğurdu ve erişim alanını genişletti.'' ''Eğer, 2006 yazı benzerlerini üretirse şaşırmamak gerek. İsrail'in son macerası Batı ile Doğu arasında sempati ve anlayış yaratılmasına ya da radikal grupların azalmasına yol açmayacak.'' ''Muhtemel sonuç, keskin bir Batı karşıtı terörizmin bu ya da başka kıyılara vurması olabilir. Sonuçta da bizler, İsrailliler, Araplar ve Batılılar, hepimiz acı çekeriz.'' 'Polis hesap vermeli' İngiliz polisinin, geçen yıl intihar bombacısı sanarak öldürdüğü, ama sonradan masum olduğu ortaya çıkan Brezilyalı Jean Charles de Menezes cinayetine ilişkin soruşturma tamamlandı ve olaya karışan polisler hakkında dava açılmamasına karar verildi. Bunun yerine, Londra emniyeti kurum olarak yargılanacak. Suçlama ise, adam öldürme değil, sağlık ve güvenliği düzenleyen yasaların ihlali. Daily Telegraph, yargılama sırasında Londra emniyetinin Menezes'in sağlığı ve güvenliği için yapabileceği her şeyi yaptığını kanıtlamak zorunda kalacağına dikkat çekiyor. Times gazetesi ise başyazısında, ''Peki sorumluluk nerede?'' diye soruyor: ''Emniyet Müdürü Sir Ian Blair'in rahatladığına kuşku yok, ama omuzlarında dev bir ahlaki yük var. Üst düzey polis yetkililerinin bu konudaki tutumları konusunda ciddi soru işaretleri yerli yerinde.'' ''Polis, eylemlerinden dolayı hesap vermelidir. Kafaları karıştıran gelişmeler ve şerefli bir sonuca varılmasında yaşanan gecikmelerle geçen her gün, sadece daha fazla zarar vermektedir.'' | İlgili haberler 17 Temmuz 2006 Basın Özeti17 Temmuz, 2006 | Basın Özeti 16 Temmuz 2006 Basın Özeti16 Temmuz, 2006 | Basın Özeti 14 Temmuz 2006 Basın Özeti14 Temmuz, 2006 | Basın Özeti 13 Temmuz 2006 Basın Özeti13 Temmuz, 2006 | Basın Özeti 12 Temmuz 2006 Basın Özeti12 Temmuz, 2006 | Basın Özeti 11 Temmuz 2006 Basın Özeti11 Temmuz, 2006 | Basın Özeti 10 Temmuz 2006 Basın Özeti10 Temmuz, 2006 | Basın Özeti 9 Temmuz 2006 Basın Özeti09 Temmuz, 2006 | Basın Özeti | |||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
| ||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||