BBCTurkish.com
NEWS
SPORT
WEATHER
Son güncelleme: 14 Temmuz, 2006 - TSİ 08:16
Bu sayfayı arkadaşıma gönderYazıcı için
14 Temmuz 2006 Basın Özeti
İsrail'in iki askerinin kaçırılması ardından Lübnan'da başlattığı operasyon İngiliz basınında, askeri planlamanın ayrıntılarından, İsrail ve Lübnan'da can korkusuyla yaşayan halkın deneyimlerine, sayfalarca tartışılıyor.

İngiltere gazeteleri

Guardian İsrail'in saldırısını "orantısız, tehlikeli ve yok edici" diye niteliyor. "Yapılanlar herhangi bir ülkenin meşru müdafaa hakkının çok ötesinde" diyor.

Guardian'da yazan David Hirst, "Lübnan bir gecede kendisini yeniden 25 yıldır maruz kaldığı durumda buldu... Başkalarının savaşının verildiği bir meydan." diye yazıyor.

Hirst, İsrail'in Lübnan hükümetini sorumlu tutup hedef almasını eleştiriyor.

"Lübnan'ı suçlamak Filistin lideri Mahmud Abbas'ı daha önce Gazze'de kaçırılan İsrail askeri nedeniyle suçlamak kadar beyhude... Hizbullah Lübnan'da devlet içinde bir devlet. Milisleri Lübnan ordusundan daha güçlü. Başka bir kimliği ve başka bir gündemi var. Hizbullah bu saldırı için kendi hükümetine danışmadı ama böylesi iddialı ve tehlikeli bir adımı İran ve Suriye'ye danışmadan yapmış olması imkansız."

"İsrail ise ektiğini biçiyor. Kendisini daha önce Lübnan batağından 18 yılda çıkaran İsrail, geride Hizbullah'ı bıraktı. Suriye ve İran kadar İsrail de örgütün kurulmasını sağlayanlardan biri olarak gösterilebilir. Üstelik yeni Gazze cephesinde de Hamas'ı ve diğer İslamcıları olduklarından daha güçlü birer düşman haline getiriyor."

Kapağında saldırıların fotoğrafı altında, "İsrail'in Gazabı" manşetini atan Independent'ın Beyrut'taki muhabiri Robert Fisk, "Dün sabah gördüğümüz saldırılar İsrail'in 'terörle savaş'ıydı" diyor:

"Olmert askerlerinin kaçırılmasından Lübnan’ı sorumlu tuttu, ama Olmert dahil herkes biliyor ki Fuad Siniora'nın hükümetinin değil Hizbullah, tek bir militan üzerinde bile denetimi yok."

"İsrail en az Avrupa'daki kadar güvenli olan Beyrut havalimanını vururken burasının Hizbullah'a silah nakli için başlıca çıkış noktası olduğunu savundu. Oysa aradıkları buysa Şam havalimanına bakmalıydılar. Hoş bunu kendileri de biliyorlar."

"Yani hep terör, terör, terör deniyor. Lübnan bir kez daha Orta Doğu'nun efsanevi terör merkezi olarak adlandırılıyor, tabii Gazze'yle birlikte. Bir de Batı Şeria... Ve Suriye... Ve tabii Irak, bir de İran... Ve Afganistan ve kimbilir başka kim?"

Financial Times, askeri deneyimi olmayan İsrail Başbakanı Ehud Olmert'in iktidarını kanıtlamak üzere büyük baskı altında olduğuna dikkat çekerek, ''Şimdilik Savunma Bakanı Peretz ve Başbakan Olmert, kaçırmalarla gururu yaralanan ordu komutasının dilediğini yapmasına izin vererek kredi kazanmaya çalışıyor. Ama önümüzdeki gün ve haftalarda Olmert'in çok hassas bir çizgide yürümesi gerek" diyor.

"Olmert hem militan grupların taleplerine boyun eğmiş görünmemeli, hem de İsrail'i daha geniş bir savaşa sürüklememeli. Çünkü her iki senaryo da koalisyon hükümeti için tehdit yaratıyor. "

Çekilme planı zora girer

Daily Telegraph da Olmert'in özel bir konumu olduğu görüşüne katılıyor:

"Hem Lübnan'dan hem Gazze'den çekilme kararı alanlar iki eski generaldi: Ehud Barak ve Ariel Şaron. Şimdi bu iki cephede oyunun kurallarını değiştirmek üzere bir savaş verme görevi, Olmert'in sınanmamış hükümetine düştü. Bu savaşların ilk kurbanı da Olmert'in Batı Şeria'dan tek taraflı çekilme planı olacak gibi görünüyor."

Gazete İsrail'de bu ilk günlerde oluşan birlik beraberlik ruhunun sürmeyebileceği uyarısında bulunuyor.

İsrail'in eski dışişleri bakanı Şlomo Ben Ami, gelişmelerin Batı Şeria'dan çekilme fikrini kamuoyuna kabul ettirmenin güçleşeceğine katılıyor.

Ben Ami, Financial Times gazetesinde yayımlanan yazısında, Olmert'i siyaseten sadece Hamas ile bir anlaşmaya varmanın kurtaracağını savunuyor.

"Olmert planını kurtarmak istiyorsa, bunu Hamas hükümeti ile koordinasyon içinde yapmak zorunda."

"Bu da Gazze'de süren savaşı kaçırılan askerin çok ötesinde unsurları içeren bir anlaşmaya varmak üzere bir fırsat olarak kullanmaktan geçiyor. Hamas uzun vadeli geçici bir anlaşma fikrine, Mahmud Abbas liderliğindeki FKÖ'den daha yakın."

"FKÖ nihai sonuca odaklandığı için ara bir çözümü görüşmeye yanaşmazken, Hamas bu ihtimali değerlendirebilir. İsrail henüz nihai çözümün bedelini ödemeye hazır değil. Hamas da iki devlet çözümünü kabul edecek şekilde ideolojisinden tavizler vermeye..."

"Böyle bir anlaşma Hamas'a iktidara geldiğinden bu yana gördüğü tecritten kurtulma fırsatı verir. Böylece Hamas seçilmesinin asıl nedeni olan, halkının ihtiyaçlarını karşılama gündemini uygulamak için uygun ortama kavuşur."

Çözüm nerede?

Lübnan'daki gerginliğin çözüm yolları konusunda çeşitli öneriler ve senaryolar var.

Guardian'a göre kriz, müzakerelerle 3 İsrail askerine karşılık mahkumların salıverilmesi şeklinde sonlanabilir.

"Ama bunun için de ABD Başkanı Bush, Olmert'e saldırıları durdurup arabuluculuk yolları araması gerektiğini söylemeli." diye ekliyor gazete.

Yine aynı gazetede yazan Simon Tisdall ise bu noktaya gelinmesinde Bush'un vurdumduymazlığının etkili olduğu yorumunu yapıyor.

"İsrail üzerinde başka kimsenin sahip olmadığı bir nüfuzu bulunan ve Orta Doğu sürecinin hamisi durumundaki Amerika, müdahale etmekte isteksiz. Bush'un net bir tavır ortaya koymayan açıklamaları genel olarak İsrail Başbakanı Ehud Olmert'in hem askerleri kurtarma, hem de Hamas ve Hizbullah'a mümkün olan en fazla zararı verme çabalarına destek olarak algılanıyor. Ama bu tavır, Amerika'nın bölgede dürüst arabulucu olmayı istemediği ya da bunu beceremediği görüşünü pekiştirecektir."

"Amerika'nın bu olayın başlıca kahramanları üzerinde nüfuzu yok. Ne Hamas hükümetiyle ne de Suriye ile temas kuruyor. İran ile gerginlik ise iyice dibe vurmuş durumda. Mısır, Ürdün Suudi Arabistan gibi geleneksel müttefikler bile teröre karşı savaş söylemi dolayısıyla Amerika'ya yabancılaştı. İsrail'i ise sadece Bush yönetimi dizginleyebilir. Ama bundaki isteksizliği çarpışmaların çabuk son bulmayacağını, Washington'un kalıcı bir bölgesel çözüm için güvenilir görülmesinin iyice güçleşeceğini gösteriyor."

Independent’ta yazan Adrian Hamilton, bu hafta sonu yapılacak G-8 zirvesinin hu yolda iyi bir fırsat yaratacağı görüşünde.

"G-8 liderleri bu hafta sonu kaygı yaratan konular üzerinde genel açıklamalar yapmanın ötesinde faydalı bir şey yapmak istiyorlarsa bu konuya eğilmeliler" diyor.

"G8'in enerji güvenliği, petrol fiyatları, İran'ın nükleer programı ve uluslararası terör gibi konuları, tüm bunların temelinde Orta Doğu kazanının kaynadığını kabul etmeden tartışması saçmalık olur. Ve bu kazanın şu anda herkesin suratına patlama tehlikesi var. G-8 liderleri barışı dayatamaz. Ama tarafları birbirlerinden uzaklaştırıp, sınırlarının gerisine dönmeye ikna edebilir."

Daily Telegraph ise uluslararası toplumun Lübnan hükümetine baskı uygulaması gerektiği kanısında:

"Birleşmiş Milletler 2004'te aldığı 1559 sayılı kararla Suriye askerlerinin çekilmesini ve Lübnan'daki silahlı güçlerin silahsızlandırılmasını istemişti. Suriye askerlerini çekti, ama Hizbullah Lübnan’ın egemenliği ile adeta alay ediyor. Dünya dün her iki tarafa da itidal çağrısı yaptı ama sözlerin ötesine geçip bu kararın tam olarak uygulanması sağlanmalı... Lübnan'ın tam bir egemenliğe kavuşamaması Orta Doğu'da istikrarsızlık yaratıyor. Hem Güvenlik Konseyi hem de Annan'ın bölgeye sevk ettiği heyet, Hizbullah'ın bu karara meydan okuduğu gerçeğine yoğunlaşmalı."

Irak'ta etnik temizlik

Times Orta Doğu'daki gelişmelerin gölgesinde kalmış görünen Bağdat'taki şiddet olaylarına dikkat çekiyor.

Gazetenin Bağdat'taki muhabiri James Hider, buradaki çevirmeninin ve şoförünün artık Bağdat'ta bir can pazarını yaşadığını şu satırlarla anlatıyor:

"Son üç yıldır çevirmenimiz olan Ali, Salı gecesi beni arayıp, iki mezhebin beraber yaşadığı mahallelerde silahlı kişilerin gezdiğini anlattı. Komşularıyla hararetli bir bilgi alışverişi içindeydiler. Gelen Şii mi, yoksa Sünni milisler miydi?"

"Sünni olan Ali'nin soyadı Şii olduğunu düşündürebilecek bir isim. Kayınbiraderininki ise şüpheye bırakmayacak bir Sünni adı. Bu nedenle kapıya gelenlerin Şii olduğunu anlarlarsa kapıyı Ali açıyor. Gelenler Sünni ise, kayınbiraderi. Diğeri ise saklanıyor."

"B planları ise daha basit: bir düzine kardeşin beraber yaşadığı ve bol silah bulunan 50 metre ötede bir komşu evine koşacak ve her gece karanlık sokaklarda yaşanan ölümüne çatışmalardan birine girecekler."

"Iraklı bir gazeteci bana geçenlerde 'Saddam Hüseyin 148 kişiyi öldürdüğü için yargılanırken, şimdi hükümetteki partilere bağlı olan milislerin neredeyse hemen her gün bu kadar insanı öldürüyor olması traji-komik değil mi?' dedi. Iraklılar buna gülecek halde değiller. Herkes çantalarını toplayıp ülkeden nasıl kaçabileceğini düşünüyor. Iraklılar şu anda dünyadaki en büyük yeni göç akınını yaratıyor. Ve bu kaçış daha yeni başlıyor olabilir."

Gazete başyazısında Irak hükümetinin bu konuda tavrını daha fazla sertleştirmesi gerektiğini belirtiyor:

"Sokaklarda denetim artık 'etnik temizlik' niyetindeki milislerin elinde. Irak bazı açılardan gitgide eski Yugoslavya'ya benziyor. Eski diktatörlüğün silinip atılmasıyla geçmişe dayanan husumetler kontrolden çıktı. Dizginlenen intikam duyguları ölümcül şekilde dışa vurulur oldu. Başbakan Nuri el-Maliki bu döngüyü tersine çevirmek için kararlılık gösteriyor ama girişimleri henüz sonuç getirmedi. Hükümetin daha sert, daha hedefe odaklı ve aktif davranması gerek. 644 bin vatandaşı zaten ülkeyi terk etmiş olan Irak'ta halk ölüm timlerinin insafına bırakılmamalı."

Mühendislik harikası Bakü-Ceyhan

Daily Telegraph dün törenle resmen açılan Bakü Ceyhan petrol boru hattını: uzun yoldan giden mühendislik harikası" olarak niteliyor.

"Yaklaşık 1.700 kilometre uzunluğunda olan, dağları ve 1.500 su yolunu aşan Bakü Ceyhan boru hattı 21. yüzyılın ilk mühendislik harikası olarak niteleniyor. Dün açılan boru hattı Orta Doğu dışındaki en büyük petrol rezervlerinin yattığı düşünülen Hazar Havzası'nın kıymetli kaynaklarını Akdeniz kıyısına taşıyor. Taşınan her varil petrolün Azerbaycan'dan Ceyhan'daki terminale gelmesi yaklaşık bir yıl sürüyor. Büyüklüğü ise ticari değil, jeopolitik nedenlere dayanıyor."

"Amerika Birleşik Devletleri'nin Rusya ve İran seçeneklerini reddi sonucu hat şimdi, komşusu Ermenistan ile savaş halindeki Azerbaycan'dan yola çıkıp, ayrılıkçı hareketlerin bulunduğu Gürcistan'ı geçip, Türkiye'nin sorunlu Kürt bölgeleri etrafında geniş bir yay çizerek nihayet güneye iniyor."

"Bu projenin siyasi unsurları o kadar baskındı ki, Amerika'nın Gürcistan'daki gül devrimine desteğinin arkasında, önceki rejimin projeden soğumasının yattığı bile öne sürüldü. Bu projeye paralel bir doğal gaz boru hattı da bu yıl tamamlandığında Rusya'nın gaz rezervlerini siyasi nüfuz için kullanması zorlaşmış olacak.''

Ünvan tartışması sürüyor

İngiliz iç siyasetine lordluk ünvanının partilere kredi ve bağışlar karşılığında verildiği iddialarını araştıran yolsuzluk soruşturması bugün de hakim.

Times, soruşturma kapsamında Tony Blair'in de polise bilgi vereceğini duyuruyor.

Gazete böylece Blair'in görevdeyken polisin görüşmeyi talep ettiği ilk başbakan olacağını vurguluyor. Gazeteye göre, iki ay içinde gelmesi beklenen görüşme talebi, başbakanın yaz tatilini karartacak...

"Blair ve idari işler sorumlusu Jonathan Powell'a, sonbahardaki parti kongresi öncesinde partiye 5 milyon sterlinin üzerinde bağış yapan dört işadamına ünvan teklif edildiği iddiaları hakkında ne bildikleri sorulacak."

"Polisin bir yolsuzluk soruşturması kapsamında görüştüğü son başbakan 1920'lerde Lloyd George'du. Zaten onun ünvanları satması ardından 1925'te bu uygulama yasayla suç haline getirilmişti."

"Tüm bu yaşananlar hukuki olmaktan çok siyasi. Tony Blair'in polis tarafından davet edilmeden bildiklerini anlatması, bunların korkunç bir hata olduğunu itiraf etmesi ve lordların atanması sürecini düzenleyecek adımlar atması akıllıca bir hareket olur."

Guardian ise polisin bu konuda resmen dava açılabileceğini yazıyor. Suçlama ise komplo kurmak olacak.

"Şimdiye dek, bir iddianame hazırlanırsa, suçlamaların ünvanların satılması ya da kredilerin beyan edilmemesi konusunda olacağı düşünülmüştü. Komplo suçlamasının kanıtlanması ise daha kolay olabilir. Polis bu konuda şimdiye dek 48 kişiyle görüştüklerini, 3 kişinin ise işbirliğini reddettiğini söyledi."

Guardian'da yazan Polly Toynbee, "skandal Blair'in ihmalinin bir yan ürünü" diyerek başbakanı siyaset ve seçim yasalarında reform yapmadığı için eleştiriyor.

"Blair, kamuoyunda hayalkırıklığı yaratan siyasete yeniden hayat verebilme fırsatını kaçırdı. Milyonerlerin parasıyla güçlenip, lehindeki bir seçim sisteminden faydalanırken, demokraside gitgide büyüyen sorunlara hiç kafasını yormadı. Nisbi temsil sistemi yerel ve ulusal siyasete bu hayat öpücüğünü verebilir."

Times'ta yazan Tom Hattersley, "parayı verenler cömertlikleri için ünvan istemiş olsun ya da olmasın, sonuçta hiç kimse karşılıksız para vermez" diyerek ekliyor:

"İşçi Partisi eski ilkelere dönmeli. Yani herhangi bir ideolojik taahhüt altına girmeden milyonlarca sterlin veren işadamlarından uzak durmalı. Bu kişiler ünvan değilse de partinin iyi niyetini satın alıyorlar ve İşçi Partisi'nin iyi niyeti satılık olmamalı. "

Bu arada Independent İşçi Partisi'nin 25 milyon sterlini bulan rekor bir borç içinde olduğunu duyuruyor.

Gazeteye göre bunda 10 yıl kadar önce 408 bin olan parti üyelerinin sayısının 198 bine gerilemesi etkili oldu.

Süren soruşturmanın ise üyelerin mali katkılarını iyice baltalayabileceği düşünülüyor.

İlgili haberler
13 Temmuz 2006 Basın Özeti
13 Temmuz, 2006 | Basın Özeti
12 Temmuz 2006 Basın Özeti
12 Temmuz, 2006 | Basın Özeti
11 Temmuz 2006 Basın Özeti
11 Temmuz, 2006 | Basın Özeti
10 Temmuz 2006 Basın Özeti
10 Temmuz, 2006 | Basın Özeti
9 Temmuz 2006 Basın Özeti
09 Temmuz, 2006 | Basın Özeti
BAŞLICA HABERLER
Bu sayfayı arkadaşıma gönderYazıcı için
Programlarımız|Frekanslarımız|Türkçe Bölümü hakkında|İşbirliği|Bize ulaşın
BBC Copyright Logo^^ Başa dön
Haberler | Basın Özeti | Dünyaya Açılan Pencere | Özel Dosyalar | Haberlerle İngilizce
BBC News >> | BBC Sport >> | BBC Weather >> | BBC World Service >> | BBC Languages >>
Yardım|Görüşleriniz|Gizlilik