|
10 Temmuz 2006 Basın Özeti | |||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
Dünya Kupası final maçı, gazetelerin erken baskılarına nispeten az girebilmiş görünüyor.
Erken baskılardaki haberlerde ise İtalya'nın zaferi kadar, Fransa'nın yıldız oyuncusu Zinedine Zidane'ın rakip bir oyuncuya kafa atarak kırmızı kart görmesi geniş yer buluyor. Guardian: "Maalesef akıllarda kalan sadece İtalya'nın sevinci olmayacak. Uzatmaların 19 dakikası geride kaldığında Zidane'ı emekliliğe bir kırmızı kart uğruladı." diye yazıyor. Times "Zidane'ın gidişi bir rezalet oldu" diyor. Independent ise başyazısında Dünya Kupası'ndan asıl kazançlı çıkanın Almanya olduğu görüşünü dile getiriyor: "Organizasyon detaycılığıyla tanınan bir ülkeden beklenebilecek şekilde örnek nitelikteydi. Beklenmeyen ise Almanların konuklarına gösterdikleri misafirperverlik ve kendi takımlarına utanıp çekinmeden destek verebilmeleriydi. Birleşik Berlin'in Olimpiyat Stadı'nda oynanan final ise tarihten miras pek çok çirkin hatırayı tamamen yok etti." Irak'ta iç savaş kaygıları Irak'ın başkenti Bağdat'ta dün Sünnileri hedef alan silahlı saldırılar iç savaşın tırmanması kaygılarını alevlendirmiş görünüyor. Yolların kesildiği, insanların araçlarından indirilip vurulduğu saldırı ardından kanlar içinde bir kadının ve küçük bir kız çocuğunun fotoğrafları hangi gazeteyi açarsanız açın karşınıza çıkıyor. Independent başyazısında konuyu işlerken bu olay ardından şiddetin Samarra'daki Şii camiine yönelik saldırıdan bile daha ciddi şekilde tırmanabileceği kaygısını taşıyor: "Her iki saldırı canice olsa da, camilere yönelik bombalamalarla, sivillerin arabalarında ya da evlerinde sistematik olarak vurulması arasında fark var. Dindar bir kişi riski değerlendirip camiden uzak durabilir ama hiç kimse arabasının yolda durdurulması ya da evinin basılmasına karşı kendisini koruyamaz. Bu mezhep ve toplumlar arası çatışmanın en ilkel ve tehditkar şekli." "Irak hükümetinin geliştirdiği ayrıntılı bir güvenlik planının sonuçları hayal kırıcı oldu. Bu plan ya gözden geçirilecek ya da terk edilecek. Dünkü silahlı saldırılar Irak'ın iç savaşa sürüklenişinde yeni bir aşamayı simgeliyor. Şiiler Sünnilere karşı sırf Sünni oldukları için silaha sarılıyorsa, şiddet dalgasının sona erdirilebileceğini görmek güç..." Guardian da gelişmeleri "etnik temizliğin mezhep temelinde ve yavaş çekimde gerçekleşen bir biçimi" olarak tanımlıyor. Gazete, şüphelerin Muktada es Sadr'a bağlı Mehdi Ordusu'na yöneldiğine dikkat çekiyor. Es Sadr ise suçlamaları reddederek itidal çağrısı yapıyor. Times da Bağdat'ın pek çok semtinde bir çeşit etnik temizliğin çoktan tamamlandığını, Sünni ve Şiilerin iç içe yaşamaktan kaçındığını belirtiyor ve ekliyor: "Eğer bu saldırıyı düzenleyen gruplar göze göz, dişe diş devam edecek bir döngüyü tetikler ve iç savaş patlak verirse, ölü sayısı yüzlerle değil binlerle ifade ediliyor olacak." Afganistan'a takviye İngiltere Afganistan'a takviye asker göndermeye hazırlanıyor. Yetkililer geçtiğimiz haftalarda takviye teçhizat talebi olduğunu ama asker sevkiyatının gerekli görülmediğini söylemişti. Fakat Financial Times'a göre, bugün Savunma Bakanı Des Browne çatışmaların sürdüğü Helmand bölgesine iki bini aşkın asker, helikopter ve zırhlı araç gönderileceğini ilan etmeye hazırlanıyor: "İngiltere Afganistan'daki misyonun yetersiz kaynakla ve yanlış hesaplarla başlatıldığı tartışmaları ortasında, ülkeye çoğu istihkâm ve lojistik faaliyetlerden sorumlu 2.200 askerin daha sevk edileceğini açıklayacak." "Altı İngiliz askerinin ölümüne yol açan çatışmalar ülkenin güneyinin 2001'de Taleban'ın devrilmesi sonrası yeterli ilgi görmediği eleştirilerine yol açıyor. Üst düzey bir İngiliz askeri yetkili, 'gözümüzü hedeften ayırdık ve Taleban kendisini topladı' diyor." "2005 yılında Amerikan ordusu Taleban'ın 2 bin kadar adamı olduğunu varsaymıştı. Şimdiyse batılı uzmanlar bu sayının en az 3 kat daha fazla olduğuna inanıyor. Taleban ise komutasında 12 bin kişi olduğunu savunuyor." Guardian'da yazan Peter Preston Afganistan'ın geleceği konusunda karamsar: "Afganistan zaten hiç bir zaman ayaklarının üzerinde duran başarılı bir devlet değildi ki... Buradaki yapı Bağdat ile bile karşılaştırılamaz çünkü orada en azından paramparça da olsa bir toplum var. Şimdi Afganistan'da birden bire namlu ucunda bir sivil toplum yapısı yaratamayız. Afganistan'da daha fazla askerin 'görevi başaracağı' fikrinden vazgeçmeliyiz. Bu görev her ne ise, daha yeni başlıyor." Rusya'yı ikna çabaları Independent İran'ın nükleer programı konusunda sert tavır takınılması için uzlaşma arayan Amerika Birleşik Devletleri'nin Rusya'yı ikna etmek için masaya yeni kozlar sürdüğünü belirtiyor. "Amerika Birleşik devletleri on yıllarca geriye giden bir tabuyu yıkarak, Rusya ile sivil alanda nükleer işbirliğine gitmeyi öneriyor. Bunun karşılığında ise İran'ın nükleer silah geliştirmesini önlemeye yönelik çabalara tam destek vermesi isteniyor. Görüşmelerin hala erken safhalarında olduğunu belirten uzmanlar, bu hafta sonu yapılacak G8 zirvesinde bir açıklama beklemiyorlar. Ancak bir anlaşma sağlanırsa Rusya Amerika'nın inşa ettiği reaktörlerden gelecek yakıtları depolayarak milyonlarca dolar kazanabilir." Kıbrıs'ta esneklik Türkiye'ye yarayabilir Financial Times, Kıbrıs'ta görüşme sürecinin yeniden canlandırıldığını duyuruyor okuyucularına... "Tassos Papadopulos'un Kıbrıslı Türklerle donmuş haldeki ilişkileri canlandırma kararı Atina'dan gelen artan baskı ortamında alındı. Bu ay başlayacak yeni görüşmelerin, adanın 32 yıllık bölünmüşlüğüne kısa sürede bir anlaşma imkanı yaratması beklenmiyor. Ancak görüşmeler Türkiye ile Avrupa Birliği arasında çıkması olası bir krizi giderebilir." Gazete, Papadapulos'un bugün de Atina'da Yunan liderlerle olası stratejiyi değerlendireceğini belirtiyor. Rosneft hisseleri Independent ilk sayfasını hisselerini Londra borsasında işleme sunmaya hazırlanan Rus enerji devi Rosneft'e ayırmış. Gazete işleme açılacak 6 milyar sterlin değerindeki hisselerin tartışma yaratacağını savunuyor: "Rosneft'i eleştirenler, ki aralarında milyarder yatırımcı George Soros da var, şirketin Kremlin tarafından başka hissedarlardan çalınan varlıklar üzerine inşa edildiğini savunuyorlar. Zira şirkete yönelen başlıca suçlama en büyük kolu olan petrol ve gaz şirketi Yuganskneftgaz'ın Rus hükümetince Yukos'a el konması ile oluştuğu şeklinde." "Bu nedenle Rosneft hisselerinin işleme açılması, yapılanları meşru hale getirecek ve dünyanın en önde gelen mali piyasalardan biri olma ünvanına sahip Londra borsasının şanını zedeleyecektir." Gazete bu görüşle, bu işleme izin verilmemesini savunuyor. Meksika seçimleri Gazeteler Meksika'daki başkanlık seçimini izlemeyi sürdürüyor. Times, 40 milyonu aşkın seçmenin bulunduğu ülkede, 240 bin oy gibi çok az bir farkla yenilgiye uğrayan solcu aday Manuel Lopez Obrador'un protesto çağrılarını ülkede demokrasi için bir tehlike olarak niteliyor: "Obrador hafta sonunda oyların yeniden sayılmasını istedi, sonucu mahkemeye götüreceğini söyledi ve taraftarlarından eylemleri sürdürme çağrısı yaptı. Ancak eylemlerin sürmesi, şiddet içeren çatışmalara yol açabilir. Bunu takiben tüm eylemlere sınırlanma getirilmesi, bir çeşit ordu denetimi kurulması ve insan hakları ve demokrasiyi güçlendirmeye yönelik adımların tersine çevrilmesi söz konusu olabilir." "Bundan en zararlı çıkacak olansa Lopez Obrador'un taraftarları olur. Bu nedenle Obrador, böyle fikirsizce tahriklerden bir an evvel vazgeçmeli." Financial Times ise, bu durum karşısında en iyi çözümün tüm oyların yeniden sayımı ile tartışmaların noktalanması olacağını belirtiyor. Financial Times satırlarından ayrılmadan Uluslararası Af Örgütü'nün Cezayir'de işkenceye yönelik eleştirilerini de aktaralım. Cezayir Cumhurbaşkanı Abdülaziz Buteflika'nın bugün başlayacak Londra ziyaretinde, kötü muamele görmeyecekleri taahhüddü karşılığında Cezayirli terör zanlılarının ülkelerine iadesine yönelik bir dizi belge imzalanacak. Gazete, Af Örgütü'nün bu durumun yaratabileceği tehlikelere dikkat çekmek üzere özel bir rapor açıkladığını belirtiyor. Raporda örgüt, Cezayir'in askeri birimlerini, işkence ve gizli gözaltı merkezleri kurmakla suçluyor. Raporda askeri birimler üzerinde sivil denetim olmadığı hatırlatılarak Cezayir hükümetinin vereceği teminatlar sorgulanıyor. Örgüt bu nedenle Tony Blair'i Buteflika'ya işkenceyle mücadele çağrısı yapmaya davet ediyor." İngiltere siyaseti İngiltere iç politikasında, başbakanlık görevini yaz sezonu boyunca vekaleten üstlenmeye hazırlanan Tony Blair'in yardımcısı John Prescott'un, kumarhaneler sahibi bir işadamı ile çıkar çatışması kaygıları yaratan ilişkileri halen hararetle tartışılıyor. Son aylarda adı çeşitli skandallar dolayısıyla manşetlerden düşmeyen Prescott'un sözkonusu Amerikalı işadamının çiftliğinde geçirdiği tatili yetkililere beyan etmemiş olması tartışma yaratmıştı. Guardian kamu yaşamı standartlarını incelemekten sorumlu komitenin Başbakan'a bu konuda bir soruşturma açma çağrısı yaptığını belirtiyor. İngiliz iç politikasında tartışılan bir diğer konu Muhafazakarların 'kapşonlu gençleri' kucaklama girişimi... Başlarındaki kapşonla yüzlerini kamufle eden ve yaşadıkları yerlerde mahalle sakinlerinin suç olaylarıyla ilişkilendirdiği gençler İngiltere'de kısaca 'hoody', yani 'kapşonlular' olarak niteleniyor. Bugün gazetelerde yer alan yazıların büyük bölümü Muhafazakarların bu girişimine eleştirel, hatta alaycı yaklaşmış. Times, yapacağı konuşmada kapşonlu gençlerin "toplumdan uzaklaşmak değil, topluma karışmak" çabasında olduğunu söyleyecek olan Cameron'un aslında başka bir mesaj vermeyi çalıştığını savunuyor: "Kapşonlu genci kucaklayın, aslında, modern ve merhametli bir muhafazakarı kucaklayın sloganının şifreli hali. Kapşonlu gençler gibi muhafazakarlar da zor günlerden geçiyor. Hepsi, aslında normal ama toplumdan dışlanmış, sadece kendi arkadaş gruplarına mahkum kalmış ve dış dünyaya (yani muhafazakarlar örneğinde seçmenlerin üçte ikisine) açılamaz durumdalar." Daily Telegraph'ta yazan Janet Daley, ''kapşonluların değil ama göçmenlerin kucaklanmaya ihtiyacı var'' diye yazıyor. "Muhafazakarların liderine bir not: Seçmenlerin çok büyük bir bölümü toplumdan kopuk gençlerin sorunlarının sevgi ve şefkatle çözüleceğine inanmıyor. Kamuoyunun havasını koklamakta bir numara olan Tony Blair bunu öğrendi. Bu nedenle şimdi bu konudan dörtnala uzaklaşıyor. " Abu Dabi'de modern sanat Times, Guggenheim Vakfı'nın Abu Dabi'li yöneticilerle vardığı anlaşma ardından Orta Doğu'nun dünya standartlarında bir sanat galerisi ile Batı'yla boy ölçüşeceğini yazıyor: ''New York merkezli vakfın Birleşik Arap Emirlikleri'nde kuracağı müze New York, Bilbao, Venedik, Berlin ve Las Vegas'takilerden daha büyük ve cesur olacak. 200 milyon dolara mal olacak sıradışı görünümlü binayı yaratmak üzere Bilbao'nun çehresini değiştiren Guggenheim Müzesi'nin tasarımcısı mimar Frank Gehry görevlendirildi." "Böylece Emirlik Dubai'ye karşı bir koz elde etti. Dört büyük müze açma hedefi olan Abu Dabi yöneticileri, Louvre yetkilileri ile de klasik eserler içerecek bir müze fikri üzerinde görüşüyorlar." | İlgili haberler 9 Temmuz 2006 Basın Özeti09 Temmuz, 2006 | Basın Özeti 7 Temmuz 2006 Basın Özeti07 Temmuz, 2006 | Basın Özeti 6 Temmuz 2006 Basın Özeti06 Temmuz, 2006 | Basın Özeti 5 Temmuz 2006 Basın Özeti05 Temmuz, 2006 | Basın Özeti | |||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
| ||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||