|
4 Nisan 2006 Basın Özeti | |||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
İngiltere ve Amerika Birleşik Devletleri dışişleri bakanlarının Irak'a yaptıkları ziyaret ve yeni hükümetin bir an önce 'güçlü bir lider' başkanlığında kurulması talepleri gazetelerin yorum yazılarında değerlendiriliyor.
Independent gazetesi yazarı Patrick Cockburn, "Rice ve Straw Irak'ın parçalandığının farkındalar mı?" başlıklı yazısında, Irak'ı birleştirecek güçlü bir lider arayışını 'abes' diye niteliyor ve gerekçelerini şöyle özetliyor: "ABD ve İngiltere Irak'ta bir ulusal birlik hükümeti kurulması için çağrıda bulunuyor. Belki Başbakan İbrahim el-Caferi yerine, kendi istedikleri bir başka adayı da göreve getirecekler. Ama lideri kim olursa olsun yeni Irak yönetimi, ne ulusal ne de birleşik olacak. Hatta tam bir hükümet olacağını söylemek bile zor. Irak fiilen parçalanmış durumda. "Condoleezza Rice'ın Iraklılar'ı birleştirecek 'güçlü bir lider' çağrısında abes bir yan var. Çünkü artık idare edilecek bir Irak devleti yok ortada. Asker ve polisin başlıca sadakati devlete değil bağlı oldukları Şiî, Sünnî ya da Kürt topluma. "Bağdat her geçen gün, 1975 yılında iç savaşın başladığı günlerin Beyrut'una benziyor. "Başbakan el-Caferi, Irak lideri olarak başarısız oldu. Ama ondan önceki iki lider, İyad Allavi ve Amerikalı Paul Bremer de öyle. Yerine gelecek kişi de kendisini parçalanan ve anlamsız hale gelen bir devlet çarkının başında bulacak." Kitle imha silahı tekeli Orta Doğu'da gündemde olan bir diğer ülke ise İran. Guardian gazetesinin eski bölge muhabiri David Hirst, bugün yayınlanan yazısında, "Tartışmanın bir tarafı nükleeri seçerse, diğeri de öyle yapmaya mecburdur" diye yazıyor. İran'ın nükleer programıyla ilgili krizin, Amerika Birleşik Devletleri'nin desteğiyle, İsrail'in bölgede kitle imha silahı tekelini elinde tutmasının sonucu olduğunu belirten Hirst'ün yazısı özetle şöyle: "Kriz on yıllardır ortadaydı. Batı'ya dost olsun olmasın, bölgede ikinci bir nükleer gücün ortaya çıkması, krizin otomatik tetikleyicisi olacaktı. İran elbette tamamen suçsuz değil ancak Orta Doğu'daki 'baş günahkâr' İsrail. 'Nükleer silahlardan arınma' evrensel olmalı. Çatışma ve gerginlik olasılığı bulunan herhangi bir bölgede, taraflardan birisi nükleer silahlara yönelirse karşı tarafın bunu yapmaması beklenemez. Bu durum ne kadar eskide kalmış olursa olsun, İsrail bundan sonra olacakların da sorumluluğunu taşıyacaktır. CIA 1963 yılında, İsrail'in nükleer güvenlik önlemlerine yönelmesinin bölgede yaratacağı sorunlar konusunda uyarmıştı. İsrail, bu gücü kendisini yok etmek isteyen komşularına karşı caydırıcı bir araç olarak görüyor. Peki komşuları İsrail'i neden yok etmek istesin? Çünkü İsrail hep 'haylaz bir devlet' oldu. Bölge dengelerini sarsıp, şiddet ve etnik temizlikle var oldu. Bu krizin gidebileceği üç olası nokta var. Birincisi İsrail, bölgede nükleer güç tekelini sürdürme konusunda ısrar eder ve bunu başarır. İkincisi, Orta Doğu, Soğuk Savaş dönemine benzer bir sürece girer - ki bu istikrarlı bir dönem olabilir. Üçüncüsü ise İran nükleer hevesinden vazgeçer. Ancak bunu sağlamanın tek yolu İsrail'i de aynı şekilde davranmaya ikna etmektir." Fransa'da hükümetin hazırladığı yeni çalışma yasası konusundaki tartışmalar sürüyor. Geçen hafta düzenlenen genel grevin ardından sendikalar bugün de bir milyon kişiyi sokaklara dökmeye hazırlanıyor. Konu, Times gazetesinin yorum sayfasına, "Les Miserables - Sefiller" başlığıyla yansıyor. Fransa hükümetinin dün, sorunu aşabilmek için yaptığı "ekip ruhu" çağrısını hatırlatan gazete, "Ekip ruhunu dağıtan hükümetin ta kendisi" diye yazıyor. "Cumhurbaşkanı Jacques Chirac'ın konuya müdahalesi hiç de yapıcı olmadı. Sokaklardaki tepkiden endişe duyan Chirac, önce yasayı onayladı ardından da gözden geçirilmesini isteyerek yürürlükten kaldırdı. Bu uzlaşma girişimi kimseyi memnun etmedi. Muhalefet, Chirac'ın girişimini, Başbakan Dominique de Villepin'i yok sayarak konuyu onun rakibi Nicolas Sarkozy'ye devretmek olarak değerlendirdi ve yoğun şekilde eleştirdi. Fransa'nın küresel ekonomiden daha fazla kaçamayacağını savunan işadamları ise öfkeliydi. Bu fiyaskonun başlıca kurbanı Başbakan de Villepin oldu. Chirac tarafından terkedilmenin yanısıra, Cumhurbaşkanı olma hevesi de darbe aldı. Daha ciddi bir kayıp ise Nicolas Sarkozy cephesinde. Çıkarcılığı, inanılırlığını zedeledi. Rakibini sırtından bıçakladı. Bu Elysee Sarayı'nın ev sahipliğine aday olan bir siyasetçi için pek de iyi bir meziyet değil." Financial Times gazetesi, Türkiye'de Finansbank'ın, Yunanistan Ulusal Bankası NBG'ye satışını geniş şekilde değerlendiriyor. Gazete, "Sembolik bir engeli aşan Yunan bankası, "siyasî risk" endişesinin sona erdiğinin işaretlerini verdi" diye yazıyor. NBG'nin Finansbank'ın yüzde 46'sının, iki milyar yedi yüz milyon dolara satın alması ardından Yunan sermayesinin Tükiye'ye gelmeye başlayabileceğini belirten Financial Times şunları yazıyor. "Türkiye'de borsa, Merkez Bankası Başkanlığı'na yapılacak atamayla ilgili siyasî sorunlar nedeniyle sıkıntılı geçen günlerin ardından satışın açıklanmasıyla yüzde 2,6 yükseldi. Bir başka Yunan bankasının talip olacağı yolunda duyumlar bulunan Denizbank'ın hisseleri yüzde 7'den fazla değer kazandı. NBG'nin hisseleri ise dün Atina Borsası'nda askıya alındı. Yunanistan'ın en büyük özel bankası Alpha Bank'ın da bir Türk bankasını satın almak için teklif vermeyi düşündüğü öğrenildi." Financial Times, bankasını iki milyar yedi yüz milyon nakit karşılığında satan Hüsnü Özyeğin'le ilgili yazısında da "Finansbank'ı 19 yıl önce kurdu, bugün milyarder" diye yazıyor ve şunları ekliyor. "Türkiye'de varlıklarına miras yoluyla ulaşan pekçok büyük aile şirketi, Özyeğin'e imrenerek bakıyor olmalılar. Ancak 61 yaşındaki işadamının emekliye ayrılmaya niyeti yok. Onu tanıyanlar, yeni girişimler peşinde olduğunu düşünüyorlar. Özyeğin'in, özelleştirilecek olan Milli Piyango İdaresi'yle ilgilendiği biliniyor. Ayrıca her geçen gün gelişmekte olan enerji sektöründe de gözü var. Dünkü satışın ardından piyasa uzmanları, Özyeğin'in bir sonraki adımını atmadan ince eleyip sık dokumaya hem zamanı hem de parası olduğu görüşündeler." | İlgili haberler 3 Nisan 2006 Basın Özeti03 Nisan, 2006 | Basın Özeti 2 Nisan 2006 Basın Özeti02 Nisan, 2006 | Basın Özeti 31 Mart 2006 Basın Özeti31 Mart, 2006 | Basın Özeti 30 Mart 2006 Basın Özeti30 Mart, 2006 | Basın Özeti 29 Mart 2006 Basın Özeti29 Mart, 2006 | Basın Özeti 28 Mart 2006 Basın Özeti28 Mart, 2006 | Basın Özeti 27 Mart 2006 Basın Özeti27 Mart, 2006 | Basın Özeti 26 Mart 2006 Basın Özeti26 Mart, 2006 | Basın Özeti | |||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
| ||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||