|
9 Mayıs 2005 Basın Özeti | |||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
'AB anayasasına hayır dense de Türkiye'yi kucaklayan İtalya'; Tony Blair'in seçim zaferi mi, yenilgisi mi?; Irak'tan kaçan eski bakanlar, İspanya'yı bölen göçmen affı; ve 'Belçika'nın sonu mu geldi?'
'Anayasaya hayır dense de Türkiye'ye evet' Financial Times'ın sayfalarında yer alan bir mülakat: İtalya Dışişleri Bakanı Gianfranco Fini, 'Avrupa Anayasası'na Fransızlar referandumda 'Hayır' dese bile, Türkiye'ye üyelik kapılarını açık tutmalıyız' diyor. Avrupa Birliği liderlerinin üzerinde anlaşmaya vardığı yeni Birlik anayasası 29 Mayıs'ta Fransa'da halkoylamasına sunuluyor ve 'Hayır' cephesinin anketlerdeki güçlü seyri, hükümetler nezdinde endişe kaynağı. Financial Times'a verdiği mülakatta Dışişleri Bakanı Fini, 29 Mayıs gelip çatınca Fransızların 'Evet' oylarının ağır basacağından iyimser olduğunu söylüyor. 'Ama' diye ekliyor İtalyan bakan, 'anayasaya hayır dense dahi Avrupa Birliği olarak Türkiye'yi kucaklamalıyız'. Fakat Fini, bunun zor olacağını da kabul ediyor. İtalya Dışişleri Bakanı, Financial Times'a göre, Avrupa anayasasının Fransa engelini aşamaması halinde, Türkiye'nin üyelik çabalarının da siyasi yönden zarar göreceğini söylüyor çünkü Fransa'da kamuoyunun Türkiye'nin üyeliğine geniş çapta karşı çıktığının farkında. 'Fakat' diyor Gianfranco Fini, 'biz İtalya olarak Türkiye'nin üyeliğini destekliyoruz'. Ve soruyor: 'Bu kadar sınav atlatan ve değişimden geçen Türkiye'ye Avrupa şimdi 'Hayır' derse, Türkiye'yi köktendinciliğe itmiş olmaz mıyız?' Tony Blair'in zaferi mi, yenilgisi mi? Times'ın manşetine göre İşçi Partisi'nde bir 'iç savaş' var: Hükümet saflarındaki Blair karşıtları, muhalefet partilerine önemli sayıda sandalye kaptırmalarının bedelini, Tony Blair'in en kısa sürede başbakanlıktan inip dümeni bir başka İşçi Partisi liderine -muhtemelen Maliye Bakanı Gordon Brown'a- devrederek ödemesini istiyor. Times'a göre, İşçi Partisi'nin 'asilerinden' gelen istifa çağrılarına karşılık Tony Blair, bir gün sonraki parti grubu toplantısında, 'Kimse beni gitmeye zorlayamaz' diyerek göz dağı verecek. Ama Daily Telegraph'ın ön sayfasına bakacak olursak, işi zor. Gazeteye göre, kabinedeki dostları yardımına koşsa da, Tony Blair, kendisine bu kadar güçlü biçimde bayrak açıldığını daha önce hiç görmemişti. 'Halk da gitmesinden yana' Daily Telegraph'ın manşetinden verecek olursak, 'Asiler son darbeyi vurmak için Tony Blair'in üzerine üşüşüyor': Aralarında üç eski kabine üyesinin yer aldığı Blair muhalifleri, önümüzdeki bir yıl içinde görevden inmesini istiyorlar. Daily Telegraph, gazetenin seçim ertesinde yaptırdığı bir kamuoyu anketinin bu çağrıları desteklediğini; çünkü yüzde 46 gibi gayet yüksek bir oranın Tony Blair'i bir yıl sonra başbakan koltuğunda görmek istemediğinin ortaya çıktığını yazıyor. Blair'e destek çıkan müttefikleri ise Guardian'ın manşetinde: 'Asilere uyarı: Hükümetin üçüncü dönemini mahvetmeyin'. Ama bu uyarılara karşın, Guardian'a göre ufukta uzlaşı mesajları da var. Guardian, Başbakan Blair'in İşçi Partili milletvekillerine yapacağı konuşmada, 'parti içinde farklı seslere daha çok kulak vermeyi taahüt etmesinin ve Irak savaşı kararının partiye oy kaybettirdiğini kabul etmesinin beklendiğini yazıyor. İngiltere'nin çiçeklerine neler oluyor? Blair'in siyasi geleceğine ilişkin soru işaretleri bu sabah Independent'ın da sayfalarında ama gazetenin manşetine bambaşka bir haber yerleşmiş: İngiltere'deki yaban çiçeklerinin belirsiz geleceği... Indepedent'ın çevre muhabiri, İngiliz botanikçilerin 2 yıl süren araştırma ve tarama çalışmalarının sonucu olan raporun şok etkisi yarattığını yazıyor: İngiltere topraklarının yerlisi her beş çiçek türünden biri yok olma tehlikesiyle karşı karşıya. Independent, bugüne değin İngiliz botanikçiler tarafından düzenlenen bu en ayrıntılı araştırmada 1756 çiçek türünün incelendiğini bildiriyor ve rapora göre, tehlikeye giren türlerden bazıları her yerde yetiştiği düşünülen gayet tanıdık çiçekler. Fakat bu gidişle, adları sadece şiirlerde, şarkılarda anılır olacak. Independent'ın aktardığına göre bu durumun baş zanlısı, tarımda kullanılan kimyevi maddeler. Irak'tan kaçan eski bakanlar Independent'tan ayrılmadan, dış haber sayfalarına geçelim. Önümüzdeki başlıkta, 'eski bakanların kaçmaya başladığı bir ülke' var. Ülke, Irak. Konu, yolsuzluk. Irak'ta 30 Ocak seçimleri ardından nihayet kurulan yeni hükümetin, bir önceki geçici yönetimi hedef alan yolsuzluk iddialarını soruşturduğunu yazan Independent, eski bakanlardan bazılarının bu nedenle ülkeyi terk ettiği haberlerinin alındığını bildiriyor. Gazete, eski İyad Allavi yönetiminin Iraklılar tarafından geniş çapta yolsuzluğa batmış bir yönetim olarak anıldığını belirterek, seçimlerden sonra işbaşına gelen İbrahim El Caferi liderliğindeki yeni hükümetin, soruşturma kapsamında eski kabine üyelerinin Irak'tan ayrılmasını engelleyebileceği dedikodusunun Bağdat'ta hızla yayıldığını ve bunun da yurtdışına kaçışları tetiklediğini yazıyor. İspanya'yı bölen göçmen affı Guardian'da ise bir kaçışın değil, kalışın öyküsü var: 'İspanya hükümetinden 700 bin göçmene af' diye okuyoruz. İspanya'da iktidardaki Sosyalistlerin kaçak göçmenleri kayda geçirmek için ilan ettiği üç aylık af süresi geçen hafta sonu sona ererken, Guardian, çalışma ve oturma izni önerilen yaklaşık 700 bin yabancı göçmenin kayıt dışı ekonomiden çıkartıldığını söylüyor. Madrid hükümetine göre, ülkedeki kaçak işçilerin çoğunluğu demek bu. Af yoluyla ucuz işçiliğine zorlanan göçmenlerin suistimaline son verdiklerini söyleyen hükümet, 'bundan böyle bütün kaçak işçilere ve bu kişilere iş verenlere karşı sert önlemler alacağız' diyor. Ekonomisi hızla büyüyen İspanya göçmenler için bir artık bir geçiş ülkesi değil, son durak. Guardian, hükümetin çıkarttığı bu af yasasının İspanya'da toplumunun kimi kesimlerinde öfkeli tepkilere yol açtığını bildiriyor. Başbakan Zapatero'yu eleştirenler, kaçak olarak Fransa'da, Almanya'da, ya da İtalya'da çalışan çok sayıda göçmenin İspanyol affından yararlanmak için ülkeye akın ettiğini iddia ediyor. Guardian'ın aktardığına göre uygulamayı eleştiren El Mundo, baş yazısında, 'bu affın cesaretlendirdiği yeni göçmen akınları ufukta; ve bunun beraberinde getireceği yeni sorunlar' diyor. 'Belçika'nın sonu mu geldi?' Times dış haber sayfalarında 'Belçika'yı sarsan dil savaşını' aktarıyor. Flamanca ve Fransızca konuşanlar arasında paylaşılan Belçika'da ana dil hakkı büyük hassasiyetle ele alınan bir konu ve Times, iki grup arasında yeni bir dil savaşının fitilinin ateşlendiğini bildiriyor. Başkent Brüksel'in çevresi Flamanca konuşulan bölgeye ait ancak bu banliyölerde Fransızca konuşan Belçikalılar da var ve talepleri, yerel yönetime kendilerini temsil edecek Fransızca konuşan siyasetçiler seçmek. Times, Brüksel'i kuşatan bölgede dil tartışmasının kontrolden çıkarak polisin müdahale ettiği öfkeli gösterilere ve kavgalara dönüştüğünü yazıyor. Haftasonunda üst düzey hükümet yetkililerinin uzlaşma girişimlerinden bir sonuç alınamadığı için, sorunun çözümü federal parlamentoya devredilmiş. Times, Fransızca çıkan Le Soir gazetesindeki manşetin, konunun hassasiyetine de ışık tuttuğu görüşünde. 'Yoksa bu Belçika'nın sonunu mu?' diye sormuş Le Soir. |
| |||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||