|
4 Mayıs 2005 Basın Özeti | |||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
İngiltere'de ana gündem maddesi yarın yapılacak seçimler.
Konu bugün de manşetlerde. Independent gazetesinin manşeti: "Son hesap" Gazetenin ilk sayfasına, vergiden eğitime, sağlıktan göçmen politikalarına kadar uzanan 10 haneli bir tablo yerleşiyor bugün. Bu tabloda, ulusal üç partinin icraatları anlatılıyor ve okuyuculardan partilere 1 ila 5 arasında puan vermeleri ve puanlarının toplamını gözönüne alarak oylarını kullanmaları çağrısında bulunuluyor. Independent'ın başyazısındaysa, gazete seçimlerdeki tercihini açıklıyor: "Independent okuyucularına, ülke tek bir seçim bölgesiymişçesine, oylarını bir partiye atmaları tavsiyesinde bulunmayacak. Biz, bunun yerine, Liberal Demokrat milletvekillerinin daha büyük bir güç haline geleceği bir sonuç görmek istiyoruz. Ayrıca, Gordon Brown'ın kısa süre içinde Tony Blair'in yerine geçmesini umuyoruz. Bu, bir sonraki parlamentoya hakim olacak birçok sorunun nasıl ele alınacağına değinmeyi başaramayan ürkütücü bir seçim kampanyasının ardından en umutlu senaryo olacaktır. Çevre politikaları, emekli aylıkları, Avrupa ve belediye vergisinin geleceği ana sorunlar. Ancak Liberal Demokratlar'ın kısmen değinmesi haricinde, partiler bu konuları gündeme getirmekten korktular. Blair iktidarı, başarılı bir ilk dönem ve karışık ikinci dönemin ardından sona yaklaşıyor. Savaşa gidilirken yaşananlar ve yurttaş haklarının düzenli olarak erozyon uğraması karşısında, liberal güçlerin yeni bir siyasi kültür oluşturmak üzere kuvvetlendirilmeleri gerekiyor." 'Blair dünde kaldı' Guardian gazetesinde yer alan Polly Toynbee imzalı yorumda da, seçimlerin ardından Blair'in iktidardan çekilmesi gerektiği görüşü dile getiriliyor: "Seçimler, daha sonuçlarının ne olacağı bilinmeden, herşeyi değiştirdi. Altı ay önce yapılan siyasi tartışmalar artık mazide kaldı. İşçi Partisi, büyük bir çoğunluk sağlasa dahi, Blair'in süresi doldu. Artık zemin ayaklarının altından hızla kayıyor. O şimdiden düne ait oldu. Cuma sabahı saat iki itibarıyla, seçimlerin ilk sonuçları akmaya başladığında, televizyon stüdyolarında sorulacak tek soru şu olacak: Ne zaman gidiyor? Westminster kulislerinde iki-üç günde bir sorulan tek soru da bu olacak. Üç haneli bir çoğunluk sağlasa dahi - ki bu pek de muhtemel görünmüyor - bu, Blair'in gidişinde bir değişikliğe yol açmaz. İşçi Partisi bu seçimleri kazanırsa, bu 'Blair'in sayesinde değil, Blair'e rağmen' olacak." Guardian'ın manşetine de seçimler yerleşiyor. Manşetteki habere göre, Blair seçime bir gün kala son kozunu ekonomi üzerine oynayacak. "Irak savaşı nedeniyle Liberal Demokratlara oy kaymasını engellemek için son çare olarak, Tony Blair ve Gordon Brown hükümetin iş alanları ve faiz oranları üzerinde sağladığı başarıya dikkat çekecekler." Asker aileleri bayrak açtı Ancak Irak savaşı tartışmalarının, Blair'i ve İşçi Partisi'nin yakasını seçimlere 24 saat kala da bırakmayacağı anlaşılıyor. Zira bugün İngiltere gazetelerinin hemen hepsinde, savaşta ölen askerlerin ailelerinin Blair'i mahkemeye vermeye hazırlandıkları haberleri yer alıyor. Guardian, haberinde; "Irak'ta ölen İngiliz askerlerinin aileleri, savaş hakkında bir dizi yasal işleme başlamak için ilk adımlarını attılar. Başbakan Blair'e, savaşın yasallığı konusunda bağımsız bir soruşturma yapılmasını talep eden bir mektup gönderdiler. Blair'e soruşturma açılmasına razı olması için 14 gün mühlet tanındı. Bu süreden sonra, aileler İnsan Hakları Sözleşmesi'ne dayanarak dava açılması başvurusunda bulunacaklar" ifadelerini kullanıyor. İngiltere seçimleri Kıta Avrupası'nda da ilgiyle izleniyor. Finlandiya'da yayımlanan Helsinki Hufvudstadsbladet, Blair'in seçimleri kazanmasının muhtemel olduğunu ancak bunun 'hakedilmiş bir zafer olmayacağını' yazıyor. "Blair'i bir dizi etken kurtarabilir. Bunların başında İngiltere seçim sistemi var. Sonraysa, daha popüler olan yol arkadaşı Gordon Brown ve daha iyi alternatiflerin eksikliği..." Slovakya'da yayımlanan Pravda da, Blair'in ipi göğüsleyeceği tahmininde bulunuyor: "İngilizler, şimdi Amerika Birleşik Devletleri ve Avustralya'yla bir ortak noktaya daha sahip olacaklar. Irak savaşının ana oyuncularından biri daha yeniden zafere koşuyor." Chirac'tan Fransızlara çağrı Fransa Cumhurbaşkanı Jacques Chirac, dün televizyona çıkarak, halktan 29 Mayıs'ta yapılacak Avrupa Anayasası referandumunda 'evet' oyu kullanmalarını istemiş, anayasa metnini '1789 Fransız Devrimi'nin kızı' olarak nitelendirmişti. Le Figaro gazetesi Chirac'ın şu sözlerine yer veriyor bugün: "Anayasayı kabul etmezsek, geçmişe takılı kalırız. Bu Fransa için mümkün olan en iyi çözüm." İsviçre'de yayımlanan Le Temps gazetesi de, Chirac'ın son çıkışı hakkında şu yorumda bulunuyor: "Cumhurbaşkanı Chirac, Avrupa yanlısı kampanyanın hala lideri olduğunu göstermek ve referandum zaferinden kendisine paye biçmek istiyor. Chirac, Fransa'nın büyüklüğü kartını oynuyor ve anayasanın Fransa'nın Avrupa'daki etkisini güçlendireceğini vurguluyor. Cumhurbaşkanı, ulusal gururu okşadı ve argümanlarına biraz da tutku ekledi." Paris'te yayımlanan Le Nouvel Observateur'de yer alan bir yorumda da, Avrupa Anayasası lehine görüşler belirtilirken, medyada anlaşmaya karşı çıkanların sesinin duyurulmamasının ters etki yaratabileceği uyarısında bulunuyor. "Kendilerini ifade etmeleri ne kadar engellenirse, o kadar ikna edici olacaklar." 'Hayır' kampının televizyon kanallarında boy gösteremedikleri ve bu nedenle mesajlarını internet üzerinden yaydıklarının belirtildiği yazı şöyle devam ediyor: "'Evet'çiler, insanların kuşkuyla yaklaştığı medyaya hakim. 'Hayır'cılar ise, halkın daha çok saygı duyduğu alternatif yayın organlarında boy gösteriyor. Dolayısıyla, tartışmayı aydınlık bir rasyonel zemine taşımak 'evet' diyeceklerin de çıkarına olacaktır." 'Erdoğan'ın zihniyeti değişmeli' Alman basınında ise, Başbakan Gerhard Schröder'in Türkiye ziyaretine geniş yer veriliyor bugün. Der Tagesspiegel, Türkiye'deki Hristiyanların sorunlarının Schröder'in gündeme getireceği konular arasında olduğunu yazıyor ve şu yorumda bulunuyor: "Türkiye'nin, dini özgürlük dışında, Avrupa normalarının uygulanmasından bu denli uzak olduğu başka bir konu neredeyse yok. Başbakan Schröder'in ziyaret etmek istediği İstanbul'daki patrikhane, tüm dünyadaki 330 milyon Ortodoks Hristiyanın dini merkezi. Ancak Türkiye'de bir futbol klübünden daha az hakka sahip. Türkiye eğer AB'e girmek istiyorsa, din ile devlet arasındaki ilişkileri yeniden düzenlemek zorunda." Die Tageszeitung ise Başbakan Erdoğan'ın milliyetçi bir çizgiye kaydığını savunuyor. Erdoğan'ın parti içinden, vatandaşlarından ve Avrupa Birliği'nden gelen eleştirilere maruz kaldığını yazan gazetesi endişelerini şöyle aktarıyor: "Erdoğan'ın yeni koşullar karşısında gergin olması anlaşılabilir. Ancak Başbakan acilen değişmesi gereken bir zihniyet sergiliyor." Gazete özellikle Erdoğan'ın Türkiye'de geçtiğimiz haftalarda tırmanan milliyetçi histeri karşısında takındığı tavrı da eleştiriyor: "Buna modern bir Avrupa devleti vizyonuyla karşı çıkması gerekirken önce sessiz kaldı, sonra ise milliyetçiliğin liderliğini üstlendi." |
| |||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||