|
2 Mayıs 2005 Basın Özeti | |||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
İngiltere'de 5 Mayıs'ta yapılacak genel seçimlere sadece üç gün kaldı.
Gazetelerin hemen hepsinin manşetlerine seçim yarışı taşınıyor. Daily Telegraph'ın manşetinde yer alan haberde, "Tony Blair, marjinal seçim bölgelerinde İşçi Partisi'nin çoğunluğunu kaybetmesine engel olmak için 72 saatlik bir kampanyaya başlıyor bugün. Bu bölgelerde uğradıkları erozyon, Blair'i son döneminde etkisiz bir Başbakan durumuna sokabilir. Bir yandan kabinesindeki acil değişiklikleri ve radikal yasama programı için hazırlıkları yaparken, Irak nedeniyle Liberal Demokratlara verilen desteğin artmasından ve bu nedenle parlamentodaki çoğunluğunun 100'ün altına, hatta 30 ya da 50'lere düşmesinden endişe ediyor. Irak ve Blair'e duyulan güven sorunları, Blair'in Irak'ta rejim değişikliğini Temmuz 2002'den, yani Irak savaşının başlamasından sekiz ay önceden itibaren planladığını gösteren gizli bir belgenin basına sızmasıyla dün de devam etmişti. İşçi Partisi liderleri, birçok seçmenin hala kararsız olmasından ve Irak nedeniyle protesto oyları vermesinden kaygı duyuyor" deniliyor. Guardian gazetesinin manşeti de: "Orta sınıf için mücadele" Seçim sonuçlarının belirlenmesinde orta sınıf seçmenlerin kilit önem taşıyacağını yazan Guardian, İşçi Partisinin, 'Liberal Demokratlara verilecek protesto oyları Muhafazakarları iktidara getirir' yönündeki söylemine Liberallerin verdiği yanıtı aktarıyor. "Orta sınıfı kazanma mücadelesi sonuç üzerinde hayati önem taşırken; Liberal Demokratlar hayal kırıklığına uğramış İşçi Partisi seçmenlerinin kitle halinde kendi saflarına kaymaları sonucunda en fazla parlamento aritmetiğinde denge sağlanacağını ama bunun bile gerçekleşmesinin muhtemel görünmediğini söylediler." Gazetede, Liberal Demokratların lideri Charles Kennedy'nin seçim kampanyasında Blair'e karşı en sert sözlerini sarf ettiği de belirtiliyor. Haberde şu ifadeler kullanılıyor: "Kennedy, Blair'e karşı en sert kişisel saldırısını yaparak, Blair'in artık etkisiz bir başbakan olduğunu ve asla otoritesini yeniden kazanamayacağını söyledi. Liberal Demokrat lider, Blair'e yalancı demekten sakındı. Ancak kendisini ulusun güvenini kaybetmekle suçladı. Kennedy, 'Blair üçüncü bir dönem kazansa bile, Irak konusu başbakanlığı boyunca akıllardan çıkmayacak. Sir Anthony Eden'ın döneminde Süveyş Krizi'nin akıllardan çıkmaması gibi" dedi. Blair'den gizli nükleer karar Independent gazetesinin manşetine ise, Tony Blair'in İngiltere'nin nükleer silahlarını güncellemek için gizli bir karar aldığı yönündeki haber taşınıyor. Haberde, Blair'in bu yöndeki kararı seçim sonrasına erteleyeceğine söylediği, ancak sözünü tutmadığı belirtilmiş. Gazetenin başyazısında şu ifadeler kullanılıyor: "Bu adım, kuşkusuz 1980'li yıllarda tek taraflı olarak nükleer silahsızlanmayı savunan İşçi Partisi içinde muhalefete neden olacaktır.'' ''Ayrıca, bu kararın, İngiltere'nin güvenliğini sağlamak için en iyi yolun bu olup olmadığı yönünde kamusal bir tartışma olmaksızın alınması yanlış olur.'' ''Gerçek şu ki; uluslararası nükleer istikrarsızlığın bu denli arttığı bir dönemde, daha fazla nükleer silah inşa etmek yapmamız gereken son şey..." Nükleer silahsızlanma için İran sınavı Birleşmiş Milletler'in Nükleer Silahların Sınırlandırılması Antlaşması'na imza atan 189 ülkenin temsilcileri bugün beş yıllık gözden geçirme toplantıları için New York'ta biraraya geliyorlar. Financial Times gazetesi, toplantılarda ana konunun İran'ın iki yıl önce anlaşmadan çekildiğini ilan eden Kuzey Kore'yi izlemesini engellemek olacağını yazıyor. İran'ın nükleer programı hakkında Avrupa Birliği'yle yaptıkları müzakerelerin başarısızlıkla sonuçlandığını hatırlatan gazete şöyle devam ediyor: "İran, Nükleer Silahların Sınırlandırılması Antlaşması için yeni bir sınav.'' ''Zira anlaşma, ülkelere Uluslararası Atom Enerjisi Kurumu'nu bilgilendirdikleri ve bunu silah olarak geliştirmedikleri sürece, nükleer yakıt üretme ve zenginleştirme hakkı veriyor.'' ''Dolayısıyla, Amerikalı yetkililer bile anlaşmanın ihlal olmasını nedeninin Tahran'ın uranyum zenginleştirme faaliyetleri değil, bunlardan Uluslararası Atom Enerjisi Kurumu'nu haberdar etmemesi olduğunu söylüyorlar.'' ''İran konusunda bir uzlaşmaya varılması, Nükleer Silahların Sınırlandırılması Antlaşması'na büyük katkı sağlayacaktır.'' ''Ancak silahların azaltılması yönünde genel bir eğilim, ancak anlaşmaya taraf olan beş nükleer gücün silahsızlanacakları yönünde verdikleri sözü tutmalarının oluşabilir.'' ''Zira, kendileri nükleer silahlardan vazgeçmedikleri sürece, başkalarının vazgeçmesini de bekleyemezler." Fransa'da 'evet'çiler öne geçti Fransa'nın Avrupa Anayasası hakkında yapacağı referanduma bir aydan az zaman kaldı. 29 Mayıs'taki referandum öncesinde yapılan kamuoyu yoklamalarında, altı haftadır ilk kez 'evet'çilerin öne geçtiği belirtiliyor. Daily Telegraph'te yer alan haber şöyle: "Anayasaya muhalefetin güçlendiğini gösteren bir dizi kamuoyu yoklamasının ardından, son araştırma kararlı seçmenlerin yüzde 52'sinin anayasaya 'evet' diyeceğini gösteriyor. ''Kamuoyu yoklaması, Cumhurbaşkanı Chirac'ın gençlerle yaptığı ve pek etkili bir performans sergileyemediği televizyon söyleşisinden sonra; eski sosyalist başbakan Lionel Jospin'in anayasaya desteğini açıklamasından ise önce yapıldı.'' '''Evet'çiler şimdi zafer kazanacaklarından emin. Fransa'nın anayasayı reddetmesi halinde Fransa'ya ve Avrupa'ya ne olacağına ilişkin haftalardır yapılan tartışmaların ardından, kişisel olarak küçük düşürücü bir mağlubiyetin önlenebileceği yönündeki bu ilk işaret karşısında Chirac rahat bir nefes alabilir." Financial Times gazetesinde yer alan bir haberdeyse, üç haftadır Fransa'nın kuzeydoğusunda çeşitli bölgelere giden, Avrupa Anayasası hakkında broşürler, CD'ler dağıtan ve vatandaşların sorularını yanıtlayan bir grubun izlenimlerine yer verilmiş. Gruba göre, "Paris dışında kimse Türkiye'yle ilgilenmiyor. Anayasanın kendi hayatlarını nasıl etkileyeceğini öğrenmek istiyorlar." Haber şöyle devam ediyor: "Paris'ten ayrılmalarından önce, hükümet yetkilileri kendilerine, karşılaşacakları sorular hakkında bir brifing vermişlerdi. 'Türkiye ve laikliğin en başta gelen sorular olacağı tahmininde bulunmuşlardı. Ancak daha fazla yanılamazlardı.'' 'Zira, 'Kimsenin Türkiye'den bahsetmediğini, laikliğin ise çok ender bahis konusu olduğunu' söylediler." Umutsuz ev kadını Laura Bush ABD Başkanı George Bush ve eşi Laura, her yıl olduğu gibi bu yıl da gazete ve televizyonların Beyaz Saray temsilcileri ve muhabirlerine bir davet verdiler. Ancak bu daveti diğer yıllarda yapılanlardan farklı kılan, yıldızın başkan değil, First Lady olmasıydı. Independent'ın haberinden aktaralım: "Eski bir kütüphaneci ve bir zamanlar alkolik ve dik başlı olan eşinin kurtarıcısı. Dünyanın tanıdığı Laura Bush buydu. Ancak Cumartesi gecesi, yeni bir Laura Bush sahnedeydi. "Ona geçen gün, 'George eğer gerçekten dünyadaki zulme bir son vermek istiyorsan daha geç uyumaya gitmelisin' dedim" diyordu first lady kahkahalar fırtınası arasında. "Saat dokuz ve Bay Heyecan burada yatağında yatıyor, ben de Desperate Housewives'ı seyrediyorum. Hanımlar, Beyler.. Umutsuz ev kadını benim.." Laura Bush, başkanın çiftlik günlerini de hedef aldı ve şöyle dedi: "George'la gurur duyuyorum. Çiftçilik hakkında o ilk yıldan sonra çok şey öğrendi. O zaman bir attan süt ağmaya çalışmıştı. En kötüsü de, at erkekti." |
| |||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||