|
6 Şubat 2008 Basın Özeti | |||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
Amerika Birleşik Devletleri'nde dün yapılan ön seçimlerinin sonuçları; gazetelerin erken baskılarına yetişmediği için daha çok yorumlar dikkat çekiyor.
Daily Telegraph, Süper Salı'dan sonra; 3 hafta içinde 13 eyalette daha öne seçim yapılacağına dikkat çekiyor. Guardian, her iki adayın da sandıklar kapanmadan önce yaptıkları açıklamalarda, dün zaten adaylıklarının kesinleşmesini beklemediklerini aktarıyor. Yeni bir maratonun kapıda olduğuna dikkat çeken Guardian, bir hafta içinde aralarında Teksas, Maryland, Ohio'nun da bulunduğu eyaletlerin sandık başına gideceğini anımsatıyor. Yine Guardian'da seçimleri yorumlayan Michale Tomasky; demokrat cephede ''rüya senaryo'' olarak görülen ''Obama ve Clinton'ın seçimlere birlikte girmeleri ne kadar mümkün'' sorusuna yanıt arıyor. Kimi seçim gözlemcilerine göre, Obama ve Clinton'dan hangisi başkan adayı olursa, diğeri de başkan yardımcısı adayı olabilir. Guardian yazarı Tomasky, bu senaryoyu kuranların hayal aleminde olduğunu savunuyor: ''Başkan yardımcısı adaylarının üç şey yapması gerekir. Birincisi, kararları başkan adayının verdiğini anlamaları şart. Görevleri ise, ülkeyi baştan başa dolaşıp kendi kendilerini değil başkan adayını övmektir.'' ''Mesela, Clinton'un Obama için bunu yapması ya da Obama'nın politikalarını kabullenmesi beklenebilir mi? İkincisi, başkan adayının coğrafi avantajlar sağlaması şart. Bu noktada da, ne Clinton, Obama için ne de Obama, Clinton için kendilerinin zaten kazanmayacağı bir eyalette zafer getirebilir.'' Michael Tomasky'ye göre üçüncü nokta da, başkan yardımcısı adaylarının; başkan adayının eksik olduğu özellikleri taşıması gerekliliği. ''Bush; uluslararası ilişkiler ve savunma konularında zayıf olduğu için yardımcı adayı Cheney'di'' görüşünü dile getiren Tomasky, yorumunu şöyle noktalıyor: ''Son olarak Amerikalılara bir kadın için ya da bir siyah aday için oy vermelerini istemek bir şeydir. Ama her ikisi için oy istemek mi? Ülkemin bu denli değiştiğini düşünmek isterim.'' ''Eğer, danışmanları ben olsaydım, Clinton ve Obama'ya, kendilerinin hiç şanslı olmadıkları bir eyaleti kazanmalarını sağlayacak beyaz, erkek bir başkan yardımcısı adatı tercih etmelerini önerirdim.'' Türban gerilimi Financial Times'ın iç sayfalarında ise, Türkiye'de bugün yapılacak türbanın üniversitelerde serbest bırakılmasının önünü açabileceği söylenen anayasa değişiklikleri oylamasına ilişkin bir haber var. Vincent Boland imzalı haberde, bu hafta sonuna kadar parlamentodan geçmesi beklenen girişimin hükümetle, cumhuriyetçi kesimler ve orduyu karşı karşıya getireceğine dikkat çekiliyor. 'Kosova Kıbrıs'ı neden korkutuyor?' Aynı sayfada yer alan Quentin Peel imzalı bir analizde ise, Kosova'nın olası bağımsızlık ilanının Kıbrıs sorununa etkileri irdeleniyor. ''Kıbrıs, Kosova'nın bağımsızlığına doğru adımlarını düşmanca bir gözle izliyor'' başlıklı yazıda, muhtemel bağımsızlık ilanının başta İngiltere, Fransa ve Almanya olmak üzere çoğu Avrupa ülkesi ve Amerika Birleşik Devletleri tarafından hemen tanınacağına dikkat çeken Peel, şöyle devam ediyor: ''Bazı Avrupa Birliği ülkeleri, derin tereddüt içinde. Etnik bir azınlığın, içinde yer aldığı ülkenin onayını almadan bağımsızlık ilanının bir emsal oluşturmasından kaygılı. İspanya, böyle bir adımın Bask bölgesindeki ayrılıkçıları cesaretlendirmesinden endişeli. Slovakya ve Romanya da kuşkuyla bakıyor ve bağımsızlık ilanını mümkün olduğunca gecikmeli tanıyacaklardır.'' Ancak bütün bu ülkeler içinde sürece en düşmanca yaklaşanın Kıbrıs olduğuna dikkat çeken Financial Times yazarı, Kıbrıs hükümetinin, uluslararası hukuka saygıyı gerekçe göstererek, tek taraflı bir bağımsızlık ilanını tanımayacağı açıklamalarına gönderme yapıyor. Bu açıklamaların sahibi olan Kıbrıs dışişleri bakanının, ''tavırlarının Türkiye dışında hiçbir ülke tarafından tanınmayan Kuzey Kıbrıs Türk Cumhuriyeti'yle ilgisi olmadığını'' savunduğuna dikkat çekiyor Quentin Peel ve şöyle devam ediyor: ''Ama açıkça tehdit oluşturan bir emsal. Eğer Amerika Birleşik Devletleri ve İngiltere Kosova'yı tanırlarsa, peki Kuzey Kıbrıs Türkiye Cumhuriyeti'ni tanımamayı daha ne kadar sürdürebilirler? Bölünmüş bir ülkeyi bünyelerine kattığı için birçok Avrupa Birliği üyesi pişman halde.'' ''Rumlar, AB üyeliklerini kullanarak Türklerin kabul ettiği ve Ada'nın birleştirilmesini öngören Annan planının reddettikten sonra Kuzey'in dünyaya açılmak için yaptığı bütün girişimleri ya engelledi ya da geciktirdi.'' Belki de Kosova'nın bağımsızlığının tarafları biraraya getirecek şok adım olabileceğine dikkat çeken Quentin Peel, bu sürecin 10 gün sonra Kıbrıs'ın güneyinde yapılacak başkanlık seçimleriyle aynı döneme denk geldiğini hatırlatıyor. Financial Times yazarına göre, seçim sonrası, Birleşmiş Milletler için ya bir dönüm noktası olacak ve müzakereler yeniden başlayacak ya da ada sonsuza kadar bölünmüş kalacak. Neo-Nazi kundaklama şüphesi Times gazetesi haftasonu Almanya'da Türklerin yaşadığı apartmanda çıkan yangını iç sayfalarından duyuruyor okurlarına. 9 kişinin hayatını kaybettiği yangının ırkçı neo Nazilerin başlattığı bir kundaklama eylemi olduğundan şüphelenildiğini aktaran Times, Türkiye'nin de, olayı incelemek üzere bir ekip gönderdiğini; bu durumun da soruşturmayı hızlandırmaları konusunda Alman makamları üzerinde baskı yarattığını kaydediyor. Münih felaketinin ardından futbol İngiliz basınında bu sabah 50 yıl önce Münih'te bir uçak kazasında hayatını kaybeden Manchester United futbolcuların anısına haber ve değerlendirmeler de dikkat çekiyor. Manchester United futbolcularını taşyan uçak Münih Havaalanı'nda kalkış sırasında düşmüş, olayda sekizi futbolcu olmak üzere 23 kişi hayatını kaybetmişti. Times gazetesi başyazısını ayırdığı olayın ardından İngiliz futbolunun geçirdiği değişimi yorumluyor: ''Münih kazasından önce futbol işçi sınıfının oyunuydu. Münih'ten sonra ise ulusal bir spor haline geldi. Münih'ten önce futbolcular işçi maaşı alan İngiliz çocuklardı, Münih'ten bu yana ise, dünyanın akla gelen bütün köşelerinden geldiler ve milyoner oldular.'' ''Münih'ten önce futbol yalnızca bir spor dalıydı, sonra ise bir saplantıya dönüştü. Manchester United ise, küllerinden doğan Anka kuşu gibi, dünyanın en başarılı kulüplerinden biri oldu.'' | İlgili haberler 5 Şubat 2008 Basın Özeti05 Şubat, 2008 | Basın Özeti 4 Şubat 2008 Basın Özeti04 Şubat, 2008 | Basın Özeti 3 Şubat 2008 Basın Özeti03 Şubat, 2008 | Basın Özeti 31 Ocak 2008 Basın Özeti31 Ocak, 2008 | Basın Özeti 30 Ocak 2008 Basın Özeti30 Ocak, 2008 | Basın Özeti 29 Ocak 2008 Basın Özeti29 Ocak, 2008 | Basın Özeti 28 Ocak 2008 Basın Özeti28 Ocak, 2008 | Basın Özeti 27 Ocak 2008 Basın Özeti27 Ocak, 2008 | Basın Özeti | |||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
| ||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||