|
8 Haziran 2007 Basın Özeti | |||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
Haftalık Economist dergisinin bugünkü sayısında Türkiye'yle ilgili iki makaleye yer veriliyor.
"Girmek ya da girmemek" başlıklı makalede, Çarşamba günü Türkiye'nin Kuzey Irak'a girdiği şeklinde - daha sonradan doğru olmadığı anlaşılan - haberlere dikkat çekiliyor; Türkiye'de yaşanan bombalı saldırılar, iki Amerikan uçağının Türk hava sahasını ihlal etmesi gibi son dönemde yaşanan gelişmeler aktarılıyor. Washington'un Türkiye'ye Kuzey Irak'a girmemesi uyarısı yaptığının da hatırlatıldığı makale şöyle devam ediyor: "Amerikalılar Türklerin, Iraklı Kürtleri kullanarak, onların yardımıyla PKK'yla barış yapmasını tercih ediyor. PKK ise Türk kuvvetlerini Irak'ın içine çekmek istiyor. Çünkü bir kaynağın söylediğine göre, 'Bu, Türkiye ile Amerika arasında silahlı çatışmayı tetikleyebilir.' Bu, Avrupa Birliği'ni de hayal kırıklığına uğratacaktır. "Ancak 20 yıl süren çatışmaların, 16 sınır ötesi harekatın ve 40 bin ölünün ardından Türkiye'nin gerek askeri, gerekse sivil liderleri Kürt sorununun çözümünün sadece kuvvet kullanmaktan geçmediğini biliyor. "Generallerin askeri güç kullanma tehditlerinin bir gerekçesi daha olabilir. Irak'a saldırı düzenlenmesi için hükümetin onay vermesinde ısrar ederek, şiddetin vebalini Amerikalılara, Iraklı Kürtlere ve Başbakan Erdoğan'a yıkıyorlar. Her verilen kayıp, Erdoğan'ın milliyetçi oyları kaybetmekle karşı karşıya kalması demek... Ancak kapsamlı bir harekat yetkisi verirse, Türkiye bataklığa saplanıp yeni düşmanlar edinebilir." Economist dergisinde yayımlanan Türkiye'yle ilgili diğer makalenin başlığı ise "Askeri manevralar". Özetle şu görüşler dile getiriliyor: "Yakın vakte kadar Türklerin çoğu darbe günlerinin geride kaldığını düşünüyordu. Ancak bu inanış, 27 Nisan'da yerle bir oldu. Kamuoyu yoklamalarına göre, Erdoğan'ın AK Parti'si seçimlerden yüzde 34'ü de aşan bir çoğunlukla çıkabilir. Peki generaller o zaman ne yapacak? "Ordunun etkisini daha da kaybedeceği yönündeki endişeler, bazı generalleri Avrupa Birliği'nin en sert karşıtları haline getirdi. Genelkurmay Başkanı Yaşar Büyükanıt'ı da kuşkusuz... Yükselen İslamcılık karşıtı açıklamalarında, sık sık, Avrupa Birliği'nin Türkiye'nin üyeliğini Kürtleri ve diğer azınlıkları destekleyerek düşürmeye çalıştığı yönünde üstü kapalı iddialara da yer veriyor. "Ordunun hassasiyeti Irak üzerinde Amerika'yla giderek derinleşen ayrım nedeniyle de tırmandı. 2003'te Amerikan askerlerinin 11 Türk özel timini gözaltına almaları üzerine Amerikan karşıtı görüşler patladı. İki ordu arasında güven hâlâ tesis edilemedi. "Ordunun Batı karşıtı duruşu, Amerika'nın Irak'taki tutumundan ve Avrupa Birliği'nin üyelik konusundaki kararsızlığından midesi bulanan sıradan Türk vatandaşları nezdinde destek buluyor. Ancak ordu eğer vatandaşlarının sempatisine sahip olmayı sürdürmek istiyorsa, zamana ayak uydurmalı. Seçim sonuçlarına, her ne olursa olsun, saygı göstermek şu an karşılarındaki en zorlu sınav..." "Lord Goldsmith'in haberi vardı" Guardian gazetesinin manşetine yerleşen habere göre, İngiltere'nin en büyük savunma şirketi BAE Systems'ın Suudi Arabistan'ın eski Washington büyükelçisi Prens Bender bin Sultan'a 10 yıl zarfında yaklaşık 1 milyar sterlin rüşvet vermesinden, ülkenin yargı sisteminin en üst düzey yetkilisi olan Lord Goldsmith'in haberi varmış. Hatta Lord Goldsmith konuyu örtbas etmiş. "Amerika'daki banka hesabına yapılan ödemelerin ayrıntıları, Ağır Dolandırıcılık Dairesi'nin BAE Systems'la ilgili uzun süren soruşturması kapsamında bulunmuştu. Ancak soruşturma geçtiğimiz Aralık ayında aniden durdurulmuştu. Guardian, İngiliz yargı sisteminin en üst düzey yetkilisi Lord Goldsmith'in çalışma arkadaşlarına soruşturma devam ettiği takdirde hükümetin ödemelerdeki suç ortaklığının afişe olma tehlikesiyle karşılaşılacağını söylediğini ortaya çıkardı." Söz konusu soruşturma İngiltere'nin ulusal çıkarlarına ters düştüğü gerekçesiyle durdurulmuştu. Gazete, başyazılarından birinde bu konuyu ele alıyor. "Eğer denklemde Suudi savunma ihalesini kaybetmenin maliyeti düşünülüyorsa, o zaman İngiltere'nin bu ihaleyi devam ettirmesinin uluslararası itibarına vereceği zarar da göz önüne alınmalı. İngiltere'nin en büyük şirketinin sadece ellerini kirletmek suretiyle mi zenginleşeceğini söylüyoruz gerçekten? Eğer öyleyse, İngiltere'ye Afrika'ya yolsuzlukların kökünün kazıması söylevlerini çekme yetkisini kim veriyor? Yolsuzluk lekesi bir bulaştı mı her yere yayılır. Pisliğin temizlenmesi için hemen soruşturma başlatılmalı." G-8'de önemli ilerleme Independent gazetesinin manşetinde ise G-8 zirvesi var. "Amerikan Başkanı Bush'un sera gazlarının salımının yarı yarıya azaltılması yönündeki küresel hedefleri 'ciddi şekilde değerlendirmeye' razı olmasını, İngiltere Başbakanı Tony Blair iklim değişikliğiyle mücadelede önemli bir ilerleme olarak nitelendirdi." Gazete, Bush'un Kyoto prokolünün yerine geçecek anlaşmayı ancak Hindistan ve Çin'in de dahil olması şartıyla imzalamayı kabul etmesine de dikkat çekiyor haberinde. Times gazetesi de başyazılarından birini konuya ayırmış: "Birleşmiş Milletler'de yapılacak müzakerelerde daha çok ilerlemeye ihtiyaç duyulacağı kesin. Ancak bu hafta bittikten ve tüm liderler evlerine döndükten sonra, her ülkenin üzerine düşen görevler olacak. Avrupa'nın da çevreyi kirleten şirketlerden karbon parası alınmasını öngören karbon ticaret şeması üzerinde çalışması gerekecek." Putin'den sürpriz öneri Rusya Federasyonu Başkanı Vladimir Putin'in G-8 zirvesinde Bush'a yaptığı sürpriz teklif, Financial Times gazetesinin manşetinde. Kısaca aktaralım: "Vladimir Putin, Amerika'nın Avrupa'ya füze kalkanı konuşlandırma projesiyle ilgili tartışma çerçevesinde, insiyatifi eline geçirdi. Putin, projenin bir bölümünün Azerbaycan'da bulunan eski Sovyet radar sistemine yerleştirilmesini önerdi. Rusya lideri, Washington'un, bu önerisini kabul etmesi halinde, Rus füzelerinin yeniden Avrupa'ya yönlendirilmesi yönündeki tehdidinin de hayata geçirilmesine gerek kalmayacağını söyledi." Olağanüstü nakil doğrulandı Guardian'dan bir habere göre, Avrupa Konseyi'nin yaptığı soruşturma sonucunda, Amerikan Merkezi Haberalma Teşkilatı CIA'in terör zanlılarını sorguya çekmek için Avrupa'daki gizli gözaltı merkezlerini kullandığı iddialarının doğru olduğu ortaya çıktı. "Hükümetlerinin inkâr etmesine karşın, Romen ve Polonyalı üst düzey güvenlik yetkilileri, Avrupa Konseyi'ne verdikleri bilgilerde, Amerika'nın 11 Eylül'den sonra ele geçirdiği önemli tutsakların ülkelerinde gizlice tutulduğunu doğruladı. Tutsakların hiçbirinin Kızıl Haç yetkilileriyle görüşmesine izin verilmediği ve çoğunun Bush'un 'CIA'nin kuvvetlendirilmiş sorgulaması' olarak nitelendirdiği yönteme maruz kaldığı belirtildi. Söz konusu yöntem, işkenceye eş olduğu gerekçesiyle bazı kesimler tarafından kınanmıştı." | İlgili haberler 7 Haziran 2007 Basın Özeti07 Haziran, 2007 | Basın Özeti 6 Haziran 2007 Basın Özeti06 Haziran, 2007 | Basın Özeti 5 Haziran 2007 Basın Özeti05 Haziran, 2007 | Basın Özeti 4 Haziran 2007 Basın Özeti04 Haziran, 2007 | Basın Özeti 3 Haziran 2007 Basın Özeti03 Haziran, 2007 | Basın Özeti 1 Haziran 2007 Basın Özeti01 Haziran, 2007 | Basın Özeti 30 Mayıs 2007 Basın Özeti30 Mayıs, 2007 | Basın Özeti 29 Mayıs 2007 Basın Özeti29 Mayıs, 2007 | Basın Özeti | |||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
| ||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||