|
29 Mayıs 2007 Basın Özeti | |||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
1980'den beri diplomatik ilişkileri olmayan İran ve Amerika Birleşik Devletleri arasında dün Bağdat'ta yapılan görüşme, birçok gazetede geniş yer buluyor.
Times, "Büyük Şeytan, Şer Ekseni ile masaya oturdu" diyor. Amerikan Başkanı Bush, 11 Eylül saldırılarından sonra İran, Irak ve Kuzey Kore'yi şer ekseni olarak tanımlamıştı. "Büyük Şeytan" da İran'da Amerika Birleşik devletleri için kullanılan bir tanımlama. Times, "Çatallı diller" başlığını taşıyan başyazısında şöyle diyor: 'İran'ın amacı ABD'nin başarısız olmasını sağlamak' "27 yıl aradan sonra iki ülke arasında bu tür bir temas kurulmuş olması çok önemli. Ancak yine de bu görüşmeyi iki ülke ilişkilerinde bir yumuşama sürecinin başlangıcı olarak görmek için erken. "Bundan sonraki görüşmelerin bir amaca hizmet edebilmesi ancak İran'ın Irak'taki tavrını değiştirmesiyle mümkün olur. Görüşmede İran, Irak için üçlü bir güvenlik mekanizması kurulmasını önerdi. "Böyle bir mekanizmanın yaratılması, İran'ın Irak'ı bir kukla devlete dönüştürmek istediğini düşünen Sünnilerin kaygılarını daha da artıracak. İran'ın tüm amacı, Amerika'yı Irak'ta küçük düşürmek ve başarısız olmasını sağlamak." Guardian da başyazısında görüşmeler için şu yorumu yapıyor: "Görüşmede, Washington, Irak'ta şiddeti durdurmak için İran'dan daha fazla işbirliği istedi. Tahran ise Bağdat'ta Şii iktidarı için daha fazla güvence istedi. İran ayrıca muhalif Halkın Mücahitleri Örgütü'nün Irak'taki üslerinden çıkarılmasını ve Amerikalıların Musul'da tutukladıkları beş İranlı diplomatın serbest bırakılmasını talep etti. "Dört saat sonra görüşmeler koptu. Amerikan Büyükelçisi İran'ın Irak'ta kendilerine karşı savaşan gruplardan desteğini çekmesi gerektiğini söyledi. "ABD, İran'ın üçlü güvenlik mekanizması önerisine şüpheyle bakıyor. Zira bu, Irak'ın diğer komşuları arasında İran’ın farklı bir konuma gelmesi hatta Irak'ta Amerika kadar söz sahibi olması anlamına gelebilir. "Yine de bu tür görüşmeler reddedilmemeli. Tahran'la Amerika Birleşik Devletleri ilişkilerini düzeltmeye başlasa bile İran, Irak'taki istikrarsızlığa yol açan faktörlerden yalnızca biri. İran'ı denklemden çıkarsanız bile Irak'ta direniş devam edecek." 'ABD 50 bin asker çekecek' Times, Bush'un önümüzdeki yıl Irak'ta ciddi oranda kuvvet indirimine gitme planları yaptığını belirtiyor: "Bush'un Bağdat'ta bu yıl başlattığı güvenlik operasyonunun sonucu ne olursa olsun, Irak'tan önümüzdeki yılın başlarında 50 bin asker çekme seçeneğini değerlendirdiği belirtiliyor. "Bu konudaki kararda Irak'taki Amerikan birliklerinin komutanı David Patreaus'un Eylül ayında Kongre'ye sunacağı rapor belirleyici olacak." 'İnsan hakları yasası askerleri bağlamaz' Independent gazetesinin manşetinde de Irak var. Haber, İngiltere'de Hukuk İşlerinden Sorumlu Devlet Bakanı Lord Goldsmith'in Irak'taki İngiliz askerlerin uyması gereken sorgulama kurallarına ilişkin mütalaasıyla ilgili. Gazete, Irak'a yollanan gizli elektronik postalara gönderme yaparak, Goldsmith'in İnsan Hakları Yasası'nın bu ülkede görev yapan İngiliz askerlerini bağlamayacağı yolunda görüş bildirdiğini yazıyor: "Lord Goldsmith'in askerlere tavsiyesi Iraklıları tutuklarken, gözaltına alırken ya da sorgularken İnsan Hakları Yasası'na uymak zorunda olmadıkları yönündeydi. İnsan hakları uzmanlarına göre, bu tavsiye sadece tutsaklara muameleyi düzenleyen Cenevre sözleşmesi hükümlerine uyulmasının yeterli olduğu anlamına geliyor. "Ayrıca Lordsmith'in mütalaası ordu hukukçularının tavsiyeleriyle de çelişiyor. Bugün insan hakları grupları ve uluslararası hukuk uzmanları, hükümetten, Goldsmith'in verdiği resmi görüşü açıklamasını talep edecek. "Bu gruplar, Goldsmith'in tavsiyesinin İngiliz askerleri arasında bir taciz kültürü oluşmasına zemin hazırlamış olabileceğini söylüyor." Independent, haberinde geçen ay ilk kez bir İngiliz askerinin savaş suçlarından hüküm giydiğini, hatırlatıyor. Söz konusu asker, aralarında gözaltındayken ölen Iraklı resepsiyon memuru Baha Musa'nın da bulunduğu Iraklı sivil tutsaklara kötü muamele suçundan bir yıl hapis cezasına çarptırılmış ve ordudan atılmıştı. Gazete ayrıca bir yardım merkezinde Iraklı tutsakları taciz etmekle suçlanan üç İngiliz askerinin Almanya'da askeri mahkemede hapis cezasına çarptırıldığını, dava aşamasında da 60 taciz iddiasının bulunduğunu belirtiyor. Merkezi Londra'da bulunan Liberty adlı insan hakları örgütünün başkanı Şami Çakrabarti ise, Independent'taki yazısında Iraklı tutsaklara kötü muamelenin, İngiltere'nin demokrasi mirasına saygısızlık olduğunu vurguluyor: "50 yıl önce, 2'nci Dünya Savaşı'nın küllerinden doğan Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi'ne İngiltere öncülük etti. Sözleşmenin tartışmaya açık olmayan maddelerinden biri de işkenceyi ve insanlık dışı, aşağılayıcı muameleyi yasaklayan düzenlemesidir. "35 yıl önce İngiltere Başbakanı, parlamento kürsüsünden artık terör zanlılarının başına çuval geçirilmeyeceğini ilan etmişti. Bunlar demokrasi mirasımızın köşe taşlarıdır. Bu açıdan bakıldığında Iraklı tutsakları taciz skandalları bizim için çok trajik bir durumdur. "Amerika'daki 11 Eylül ve Londra'daki 7 Temmuz saldırılarından sonra oyunun kuralları değişti demeye devam edersek, İngiltere'yi savunmaya değer kılan değerleri riske atmış oluruz." 'Venezuela'da orta sınıf devrimdem kaçıyor' Venezuala'da muhalif bir televizyon kanalının kapatılmasıyla ilgili haber ve yorumlarda gazetelerde geniş yer buluyor. Times, Cumhurbaşkanı Hugo Chavez tarafından darbecilikle suçlanan muhalif televizyon kanalının kapatılmasının ülkedeki kutuplaşmayı artırdığını ve orta sınıfı ürküttüğünü belirtiyor: "Venezuelalı zenginler 1999'dan sonra yani sosyalist Cumhurbaşkanı Chavez'in iktidara gelmesinden sonra yavaş yavaş ülkeyi terk etmeye başlamışlardı. "Chavez'in ateşli söyleminden korkuya kapılmışlardı. Ocak ayında üçüncü kez cumhurbaşkanlığına seçilen Chavez şimdi dediklerini yapmaya, iddia ettiği gibi Venezuela'yı '21'inci yüzyıl sosyalizmine' dönüştürecek adımlar atmaya başladı. "Enerji ve haberleşme sektörünü millileştireceğini ilan eden Chavez, ülkeyi kanun hükmünde kararnamelerle yürütme yetkisi aldı. Bazı Venezuelalılar, Küba'ya benzemeye başladıklarını söylüyorlar. "Artık sadece zenginler değil, orta sınıf Venezuelalılar da ülkeyi terk etmeye başladı. Ocak ayından bu yana, Amerikan Büyükelçiliği'ne yapılan vatandaşlık ve vize başvurularının sayısı ikiye katlandı. Avustralya, Portekiz ve İspanya elçiliklerinin önünde her sabah uzun kuyruklar oluşmaya başladı." Financial Times da başyazısında şöyle diyor: Venezuela'nın en popüler televizyon kanalının kapatılması ifade özgürlüğüne bir darbedir. Bu karar, keyfi ve baskıcı yönetim tarzını yansıtmaktadır. "1970 ve 80'lerdeki karanlık askeri yönetimlerin ardından medyanın daha açık olmaya başladığı bir bölgede böyle bir karar geriye doğru atılmış bir adımdır ve üzücüdür. Evet, kanal kendi sonunu hazırladı. Açık şekilde taraflı yayın yapıyordu. Chavez, kanal sahiplerinin beş yıl önceki anayasal düzeni kısa bir süre kesintiye uğratan darbe girişimine açıkça destek verdiklerini savunuyordu. "Kanalın yayınları ülkeyi kutuplaştırdı. Ancak bunlara karşı yapılacak şey kanalın yayın izninin uzatılmaması olmamalıydı. Adalet sistemi içinde çözüm aranmalıydı." | İlgili haberler 28 Mayıs 2007 Basın Özeti28 Mayıs, 2007 | Basın Özeti 27 Mayıs 2007 Basın Özeti27 Mayıs, 2007 | Basın Özeti 25 Mayıs 2007 Basın Özeti25 Mayıs, 2007 | Basın Özeti 24 Mayıs 2007 Basın Özeti24 Mayıs, 2007 | Basın Özeti 23 Mayıs 2007 Basın Özeti23 Mayıs, 2007 | Basın Özeti 22 Mayıs 2007 Basın Özeti22 Mayıs, 2007 | Basın Özeti 21 Mayıs 2007 Basın Özeti21 Mayıs, 2007 | Basın Özeti 20 Mayıs 2007 Basın Özeti20 Mayıs, 2007 | Basın Özeti | |||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
| ||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||