|
14 Kasım 2005 Basın Özeti | |||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
Avrupa basınında bu sabahki ortak endişe, Almanya'daki yeni koalisyonun geleceği ve ülke ekonomisi için yapılan planlar.
Almanya'dan Berliner gazetesi, Hıristiyan Demokratlar ile Sosyal Demokratlar'ın büyük koalisyonu için şöyle yazıyor: "Merkel hükümeti ne planlıyor? Bu koalisyon bir anlaşmadan mı ibaret, yoksa ne yapacaklarına dair bir planları var mı? Ne sağlık sektöründe reform için stratejileri var, ne de iş piyasasını canlandırmak için planları." Slovakya'dan Pravda ise aynı kaygıları başka bir şekilde özetliyor. "Ortada sevinecek bir durum yok. Koalisyonun programında fazlasıyla yeni mali yük var; reformlarsa çok çok az." Sözü edilen mali yük, Katma Değer Vergisi'nin yüzde 3 artırılarak yüzde 16'dan yüzde 19'a çıkarılması kararı. Almanya'da yayımlanan Die Welt, öfkeli: "Vatandaşlara yeni yük getirecek bir felaket reçetesi yazmışlar. Olsa olsa karaborsayı, vergi kaçakçılığını ve şirketlerin ülkeden kaçışını artıracak bir program. Yazdıkları reform reçetesi, artık varolmayan bir hastaya yazılmış." Seçmenin korkusu İngiltere'den Independent, Almanya'nın yeni hükümeti konusunda iyimser olan az sayıdaki gazeteden biri. Independent önce seçim sözlerinin tutulmamasına öfkelenen Bild gazetesinin attığı "Yalancılar" başlığını ve muhafazakar bir uzmanın "Hükümetin programında muhafazakarların etkisini göremiyorum. Bunların hepsi Sosyal Demokratlar'ın fikirleri" sözlerini aktarıyor. Ama ardından da, yorum sayfalarında ekliyor: "İşsizliğin yaygın olduğu Almanya'da seçmenler anlaşılır bir kaygıyla, sosyal güvenlik ağlarından vazgeçmeyi, Bayan Merkel'in serbest piyasa girişimciliği modelini benimsemeyi göze alamadı. Schröder'in eşitsizlik uyarıları, onları etkiledi. " "Yeni program, gecikmiş reform ihtiyacı ile Alman seçmenlerin korkuları arasında bir denge gözetiyor. Yeni Başbakan Merkel, acıtacak kararları ilk günlerinde alıp, yükü halka eşit paylaştırarak kurnazca bir iş yapıyor." Fransa çözümsüz Fransız basını hala 18 gecedir süren şiddet olaylarının temelinde yatan sorunları tartışıyor. Liberation gazetesine göre: "Olayların bu kadar uzun sürmesi, açığa vurulan garezin ne kadar köklü olduğunun bir göstergesi. Dolayısıyla, bulunacak çarenin de bir o kadar radikal olması gerekiyor." "Öfkelerini, nefretlerini haykıran gençliğe birşeylerin değişebileceği, değişmekte olduğu mesajını verecek bir yol bulmalıyız. Başbakan Villepin'le İçişleri Bakanı Sarkozy arasındaki rekabetin sürdüğü bir dönemde siyasetçiler, çözüm üretmekte yavaş kalıyor. Ama doğrusu halkımızın kendisi de fikirlerle dolup taşmıyor." 'İngilizler çekilebilir' Irak Cumhurbaşkanı Celal Talabani'nin dünkü bir demecine gazetelerin hemen tümü ilgi göstermiş. Talabani, İngiliz birliklerinin ülkesinden gelecek yılın sonuna doğru çekilebileceğini söylüyor. Irak'ta kayıpların arttığı bir dönemde İngiliz siyasetçileri kuşkusuz sevindirecek bu haber konusunda, Guardian temkinli: "Gelecek ayki seçimlerde yeniden aday olan Kürt lider, 'İngiliz birliklerinin Irak'ta sonsuza kadar kalmasını istemiyoruz. Bir yıla kadar, yani sanırım 2006'nın sonunda, Irak birlikleri güneydeki İngiliz askerlerin yerini almaya hazır olur' diye konuştu." "Ancak İngiltere savunma bakanlığından adının verilmesini istemeyen bir yetkili bu sözleri 'bir beklentiden çok umudun ifadesi' diye niteledi. Savunma Bakanı John Reid de ihtiyatlı bir dil kullanarak 'İşimiz bitene dek Irak'ta kalacağız,' dedi..." Hiv'i 'vitaminle yendi' İngiltere'de hemen tüm gazetelerde göze çarpan bir diğer haberse, 'AIDS'in mucize çocuğu' diye tanıtılan 25 yaşındaki Andrew Stimpson'ın öyküsü.. Times gazetesinden özetle dinleyelim: "İskoçyalı Stimpson'ın, Hiv pozitif olduğu Ağustos 2002'de belirlenmişti. Ancak 14 ay sonra yapılan bir kan testi, virüsü artık taşımadığını gösterir nitelikteydi. Sonuç, üç test daha yapılarak doğrulandı." "Andrew Stimpson şimdi yeni testlerden geçerek hastalıkla mücadele için elinden geleni yapmaya hazır olduğunu söylüyor. Bundan önce de Orta ve Güney Afrika'da Hiv'den kurtulmayı başaran başka insanlar olduğu bildirilmiş; ancak bu, testlerle kesin olarak kanıtlanmamıştı." Fakat bazı gazeteler de habere daha bir kuşkuyla yaklaşıyor. Örneğin Guardian gazetesi, "Hiv'i vitamin alarak yendiğini öne süren adamın esrarengiz öyküsü" başlıklı haberinde, testleri yapan hastanenin sözcüsüne dayanarak "Negatif haberi doğru; ama virüsü tamamen attığını da söyleyemeyiz. Kendi adına ve Hiv cemaati adına çağrıda bulunuyoruz; gelip yeniden test yaptırsın," demiş. Guardian ayrıca AIDS'le mücadele gruplarının, Stimpson'ın gereken tüm testleri yaptırmadan öyküsünü bulvar gazetelerine satmasından rahatsız olduğunu aktarıyor. Derviş'ten Türk örneği Guardian'ın dış haberler sayfalarında ise BM Kalkınma Fonu Başkanı Kemal Derviş'le yapılmış bir mülakat var. Konu, Pakistan'ı etkileyen deprem felaketi için yapılacak bir bağış konferansı. Özetle aktaralım: "Bu hafta yapılacak uluslararası bağış konferansına başkanlık edecek olan Kemal Derviş'e göre Keşmir'in Pakistan'a ait bölgesinde insani bir krizin engellenmesi için uluslararası toplumun 'hemen birkaç milyar dolar nakit para' bulması lazım." "Derviş, bu hafta İslamabad'da yapılan konferansa katılacak 70 ülkeden daha fazla para isteyeceğini söyledi ama yerel çabaların da artırılabileceği önerisinde bulundu. "Türkiye'de okul çocukları, birkaç gün içinde sadece çevrelerine sorarak 10 milyon dolar topladılar," diye konuştu." "Derviş ayrıca Pakistan'ın borçlarının silinmesi konusunda da uyarıda bulunarak 'Borç silmek ancak gelecek yıllarda yapılacak faiz ödemelerinden kurtarır. Oysa Pakistan'ın şimdi nakde ihtiyacı var' dedi." Gazze cezaevi Son haberimiz, Independent'tan. Uluslararası toplumun özel Orta Doğu temsilcisi James Wolfensohn, İsrail'in eylülde çekildiği Gazze'nin sınırlarında mal ve insan geçişlerine hala tam olarak izin vermediğini bölge ziyareti sırasında gözlemlemiş ve 'Gazze'nin dev bir hapishaneye dönüşme tehlikesi var," demişti. Guardian, şu yorumu yapıyor: "Gazze'nin dış dünyayla alışverişinin kısıtlanmasından rahatsız olan Filistinliler, 'hapishane' terminolojisini sık sık kullanıyor. Wolfensohn'ın da bu benzetmeyi kullanması, iki taraf arasındaki görüşmelerde ilerleme kaydedilmemesinden duyduğu rahatsızlığı yansıtıyor." | İlgili haberler 8 Kasım 2005 Basın Özeti08 Kasım, 2005 | Basın Özeti 7 Kasım 2005 Basın Özeti07 Kasım, 2005 | Basın Özeti 6 Kasım 2005 Basın Özeti06 Kasım, 2005 | Basın Özeti 3 Kasım 2005 Basın Özeti03 Kasım, 2005 | Basın Özeti 2 Kasım 2005 Basın Özeti02 Kasım, 2005 | Basın Özeti 1 Kasım 2005 Basın Özeti01 Kasım, 2005 | Basın Özeti 31 Ekim 2005 Basın Özeti31 Ekim, 2005 | Basın Özeti 30 Ekim 2005 Basın Özeti30 Ekim, 2005 | Basın Özeti | |||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
| ||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||