|
30 Ekim 2005 Basın Özeti | |||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
Independent on Sunday soruyor: 'Varlıklı, silahlı ve öfkeli bir İran dünya için ne kadar tehlike arzediyor?'
Gazete, önce Cumhurbaşkanı Mahmut Ahmedinecad'ın İsrail karşıtı açıklaması ardından gelen Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi'ne yönelik 'Siyonist rejimin cinayetlerine göz yummak' suçlamasının İran'ın tehlikeli bir rejim izlenimi yarattığını belirtiyor. Gazeteye göre bu açıdan İran nükleer silah geliştirmek üzere olan ve bunu kullanmaktan geri kalmayacakmış gibi görünen bir ülke gibi görünüyor. Ancak, diyor Independent on Sunday, Tahran'ı ziyarete eden birinin hemen farkettiği gibi İran bu görüntüden çok daha karmaşık ve akıl karıştırıcı bir yer. Gazete, Ayetullah Humeyni'nin dev duvar resimlerinin hakim olduğu caddelerin daracık blujinleri içinde modaya göre giyinmiş genç kız ve kadınlarla dolu olduğunu, 'Kahrolsun Amerika' pankartlarının gölgesinde Tahranlı gençlerin Amerikan filmlerine gidip, Amerikan müziği dinlediklerini ve ramazan olmasına karşın arabalar ve park köşelerinde sigara içen ve bir şeyler yiyen birilerine sık sık rastlanılabileceğini belirtiyor... Peki, ya İran'a egemen olan siyasi retorik? Independent on Sunday şu değerlendirmeyi yapıyor: 'Siyasi retoriğe de yakından baktığınızda bunun ilk göründüğü kadar tek boyutlu olmadığını farkediyorsunuz. Cumhurbaşkanı Ahmedinecad'ın İsrail'in haritalardan silinmesi çağrısı, Ayetullah Humenyi'den yapılmış bir alıntı olsa da, bu tür ateşli bir açıklama bu kadar yüksek bir makam tarafından dile getirilmeyeli yıllar geçti. Yönetimin diğer isimleri de hemen yatıştırıcı açıklamalar yapmaya başladı.' İran'daki muhafazakar kesimin seçmen tabanlarının garanti olmadığının farkında olduklarını belirten gazete, halkın asıl derdinin yaşam standartları ve kendilerine sunulan fırsatlar olduğunu kaydediyor. Gazeteye göre, Cumhurbaşkanı Ahmedinecad'ın aldığı oyun sadece yarısı kökleşmiş muhafazakar kesimden geldi, diğerleri kendisine sunduğu imaj için, fakirlik ve yolsuzlukla mücadele vaadi için oy verdi. Bu vaadlerin tutulmaması durumunda da bu kesim cumhurbaşkanına sırtını dönebilir. Yönetimin verdiği sözleri tutmasında petrol ve doğalgaz gelirinin geçici olarak işe yarayabileceğini belirten gazet uzun dönemde ise ülkenin siyasi istikrar ve acılı ekonomik reformlara ihtiyacı olduğunu yazıyor. Gazeteye göre, İran halkı şu anda özgürlükler alanının genişletilmesi konusunda özellikle ateşli bir beklenti içinde değil, ancak bir önceki yönetiminin sağladığı özgürlüklerin geri alınmasına sert tepki verebilir. İngiltere ve diğer Batılı ülkelerin özel sohbetlerde İran'ın önünde sonunda nükleer silah sahibi olmasına kaçınılmaz gözüyle baktıklarını belirten Independent on Sunday, İran'ın bu silahları kullanması olasılığının zannedildiğinden düşük olduğu, ancak bunu belirleyecek unsurun dış dünyadan ziyade ülkenin iç dengeleri olacağı yorumunu yapıyor. Sabra ve Şatilla katliamı belgeseli Observer Sabra ve Şatilla katliamına ilişkin yeni bir belgeseli değerlendiriyor; Massaker isimli filmde olaylar katliamı yapan Hristiyan milislerin ağzından anlatılıyor. 'Lübnan'daki Sabra ve Şatilla mülteci kamplarında iki bini aşkın Filistinlinin Hristiyan milisler tarafından öldürülmesi Ortadoğu tarihinin en korkunç olaylarından biriydi' diyen gazete, milislerin katliamı övünerek anlattıklarını kaydediyor. Filmde altı eski Falanjist milis, İsrail tarafından nasıl eğitildiklerini ve 1982 yılının 16-18 Eylül günleri arasında kadın, erkek ve çocuk yüzlerce Filistinliyi nasıl öldürdüklerini anlatıyor. 90 dakikalık filmde bu milislerin kimliklerinin gizlendiğini belirten Observer, bu kişilerin katliamı korkunç ayrıntılara dek anlattıklarını, Kalaşnikof ve kasap bıçaklarıyla adam öldürme becerilerini de zaman zaman övünerek aktardıklarını yazıyor. Gazete filmin bazı bölümlerini izlemenin zor olacağını, örneğin bir milisin, kasap olan bir diğerinin kurbanlarını doğramaktan aldığı zevki anlattığını belirtiyor. Diğer bir milis ise Filistinli yaşlı kadınların çığlıklarına hiç aldırmadan, mülteci kamplarını sistemli olarak dolaştıklarını, evlerin içine el bombası attıklarını ve insanlara kısa mesafeden otomatik silahlarla taradıklarını aktarıyor. Observer'a göre, filmin en tartışma yaratacak bölümlerinden biri de, İsrail'in tüm bu olaylara ne kadar karışmış olduğu; filme göre İsrail bu katliamın gerek hazırlık, gerek hayata geçirilme sürecinde rol oynamış, hatta ölülerin konulacağı torbaları bile İsrail sağlamış. Suriye ABD gerilimi artıyor Sunday Telegraph, Suriye'nin Amerika Birleşik Devletleri'ni, kendi sınırları içine sarkan ve ölümle sonuçlanan baskınlar yapmakla suçladığını bildiriyor. Gazeteye göre, Suriye üzerinden Irak'a giren direnişçilere karşı Amerikan güçlerinin yaptığı saldırılar, Suriye ile Amerikan ordusunu karşı karşıya getirebilir. Suriyeli bir generalin Amerika'nın saldırıları sırasında en az iki Suriyeli sınır muhafızının öldürüldüğünü, bir çok kişinin de yaralandığı iddialarını aktaran gazete, Şam'daki Amerikan büyükelçiliğine resmi şikayette bulunulduğunu ve konunun iki ülke arasındaki diplomatik gerilimi biraz daha artırdığını yazıyor. Gazete, Suriyeli yetkilinin açıklamasının Washington'da sızdırılan yeni Amerikan planlarının ardından geldiğini belirtiyor. Bu haberlere göre, Amerika halen Suriye sınırları içinde askeri saldırdılar yapıyor ve Amerika direnişçi şebekesini daha Irak'a ulaşmadan yok etmek için Suriye içinde özel tim operasyonları planlıyor. Gazete, Amerika'nın eski Mısır ve İsrail büyükelçilerinden Edward Walker'ın şu sözlerini de aktarıyor: 'yönetim içinde kimse Suriye'ye sert muamele yapılmasına karşı değil; bölgede sınır ötesi etkinlikler olduğunu ben de duydum, bu Suriye'ye eğer sorunu halletmezlerse Amerika'nın duruma bizzat müdahele edeceği yönünde bir uyarıdır'. Sunday Telegraph, bu yorumu yapan Amerikalı diplomatın, Irak ve Suriye arasında savaş hattının muğlaklaşmasının, iki ülke arasında savaşı tetikleyebileceği uyarısı yaptığını da aktarıyor. Başkan Bush'un başı dertte Sunday Times Amerikan yönetiminin yaşamakta olduğu sorunları ele alıyor; yönetimin önde gelen danışmanları bir dizi hukuksal ihlalle suçlanıyor ve suçlamaların daha da yukardaki isimlere yönelmesi ihtimali var. Konuyu değerlendiren Andrew Sullivan, 'Amerikan Başkan Yardımcısı Cheney tetikle olmalı' diyor ve sıranın kendisine gelebileceğini ima ediyor. Yazıda, geçmişteki bazı önemli olaylarda Başkan Bush ne kadar beceriksiz görünürse görünsün, koyu muhafazakar ve dindar tabanın kendisini terketmediğini yazıyor. Ancak yazara göre Bush'un Yüksek Mahkeme üyeliği için gösterdiği son aday, başkanla tabanı arasındaki bu ne pahasına olursa olsun destek bağını kopardı. Söz konusu aday, Harriet Miers; Bush'un tabanını oluşturan çoğu köktendinci kişiler bu kişinin kendi değerler sistemine uygun bir isim olmadığını ileri sürmüş ve konuya ilişkin tartışmanın dinmek bilmemesi nedeniyle Miers adaylığını geri çekmişti. Gazete, bu koyu muhafazakar kesimden birinin şu sözlerini aktarıyor: 'Bush Yüksek Mahkeme konusunda bize ihanet edince, gözümüz açıldı'. Sunday Times'daki yazıda bu gelişmeler ardından Beyaz Saray'ın bir ikilemle karşı karşıya kaldığı belirtiliyor: 'eğer Bush şimdi Miers'ın adaylığına karşı çıkan kesimleri tatmin edecek bir aday önerirse, bu kesimin oyuncağı gibi görünecek ve ılımlı kesimlerden aldığı desteği tümüyle yitirecek; bunu yapmazsa da kendisine en sadık kesim olan koyu muhafazakar, dindar kesimleri yitirecek'. | İlgili haberler 27 Ekim 2005 Basın Özeti27 Ekim, 2005 | Basın Özeti 27 Ekim 2005 Basın Özeti27 Ekim, 2005 | Basın Özeti 26 Ekim 2005 Basın Özeti26 Ekim, 2005 | Basın Özeti 26 Ekim 2005 Basın Özeti26 Ekim, 2005 | Basın Özeti 25 Ekim 2005 Basın Özeti25 Ekim, 2005 | Basın Özeti 25 Ekim 2005 Basın Özeti25 Ekim, 2005 | Basın Özeti 24 Ekim 2005 Basın Özeti24 Ekim, 2005 | Basın Özeti 24 Ekim 2005 Basın Özeti24 Ekim, 2005 | Basın Özeti | |||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
| ||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||