|
31 Ekim 2005 Basın Özeti | |||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
Times gazetesi, hafta sonunda Hindistan'ın başkenti Yeni Delhi'de düzenlenen saldırıları dünya haberleri sayfasında manşete taşıyor.
"Bombacılar, barış anlaşmasını raydan çıkarmayı başaramadı" başlığını atan Times, saldırılara rağmen Hindistan ve Pakistan liderlerinin iki ülke arasındaki sorunlu Keşmir bölgesinde sınırları açma konusunda bir anlaşmaya vardıklarını yazıyor. Times'ın haberine göre, pek çok uzman tarafından, iki ülke arasında görece iyileşmeye başlayan ilişkilere darbe vurmayı amaçlayan bu saldırılara açık bir yanıt olarak gelen anlaşma, iki hafta önce Keşmir'i vuran depremden etkilenen bölgelerdeki yüz binlerce kişiye yardım götürmeyi amaçlıyor. Gazete başyazısını da aynı konuya ayırmış bu sabah. "Delhi'deki bombalı saldırılar, aşırı İslamcılar'ın ne kadar çaresiz olduklarını ortaya koyuyor" diye yazan Times, yorum yazısını şöyle sürdürüyor: "Hem Pakistan lideri Pervez Müşerref hem de Hindistan Başbakanı Manmohan Singh, Hindu ve Müslüman bayramlarının arefesinde, kadınları ve çocukları hedef alan saldırganların Hindistan'da intikam ateşini alevlendirmeyi amaçladığını biliyor. Leşker-i Tayba gibi yasaklanmış bir İslamcı örgütün paravanı olan bir grubun saldırıları üstlenmesi, iki ülkeyi nükleer savaşın eşiğine taşıma isteğinin göstergesi, tıpkı Hindistan Parlamentosu'nun İslamcı militanlar tarafından basıldığında olduğu gibi. Ancak bu sefer bu amaca ulaşamayacaklar. Barış süreci, İslamcı militanların zalimce saldırılarıyla yıkılmayacak kadar güçlü ilerliyor." Times, "Keşmir'deki deprem, aşırı İslamcı militanların, halktan büyük destek aldıkları savını da yalanladı" yorumunu yaptığı yazısını şöyle noktalıyor: "Son olayların ardından, Amerika Birleşik Devletleri'nden, Batı'dan ve eski düşman Hindistan'dan tonlarca yardım malzemesi Pakistan'a taşındı. El Kaide'nin, Amerika'yı düşman olarak gösterme çabaları ise, Batı'yla tek ilişkileri yaşamlarını kurtaran birkaç çuval pirinç ya da hastaneye nakledilmek için kullanılan helikopterler olan kişiler üzerinde işe yaramadı." 'Nükleer silahları güncellemeyin' Independent gazetesi bu sabah manşetine "Bu 20 milyar sterlin harcamak için akıllı bir yol mu? sorusunu taşıyor. "Blair, nükleer silahların güncellenmesine para harcamamaya çağırılıyor" diye yazan Independent, İngiltere'de iktidardaki İşçi Partisi içindeki muhalif milletvekillerinin, bugün hükümeti uyaracaklarını belirtiyor. Independent, uzmanlara göre ülkenin güvenliğine bir katkı sağlamayacak olan bu yenilemeye harcanacak parayla neler yapılabileceğini de aktarıyor okurlarına. Independent'ın haberine göre, nükleer silahların yenilenmesine harcanacak 20 milyar sterlinle, İngiltere ve Fransa arasındaki Manş tünelini dört kere satın almak mümkün. Aynı para, orta büyüklükte 60 hastanenin inşa edilmesine de yetiyor. Bu para, Londra Metrosu için alınacak yepyeni 400 tren için ya da yaklaşık bin yüz elli kilometre otoyol için harcanabilir. 20 milyar sterlin Londra Emniyet Müdürlüğü'nün 10 yıllık harcamalarını karşılamanın yanısıra, 2012'de Londra'da yapılacak Olimpiyat Oyunlarının, bir değil 10 kez yapılmasını da sağlayabilir. BBC'ye 'Arapça Televizyon' eleştirileri BBC Dünya Servisi'nin geçen hafta 10 dil servisinin yayınına son verme kararını açıklamasının İngiliz basınındaki yankıları sürüyor. Guardian gazetesi bugün iki ayrı makaleyle bu kararı eleştiriyor. İlk olarak Peter Preston imzalı yazıyı özetleyelim. Preston, Arapça televizyon kurmak için diğer dillerde yayın yapan radyo bölümlerini kapatmayı "dar görüşlü bir trajedi" olarak niteliyor. Preston şunları yazıyor. "Bu 'akıllara zarar' olasılık bir süredir ortalıkta dolaşıyordu. Ancak hiç kimse, BBC Dünya Servisi Genel Müdürü'nün cesurca ya da belki budalaca, böyle bir açıklama yapacağını beklemiyordu. Nigel Chapman "Artık Avrupa bizim için önemli değil. Değişiyoruz ve yolumuza devam ediyoruz" dedi. 19 milyon sterlinlik Arapça televizyon kanalı için 10 bölüm bir çırpıda kapatılıverdi. Chapman, bu kararı "görev başarıyla tamamlandı" edasıyla açıklamış olsa da, tesadüfen kapatılan iki dil bölümünün başkentlerinde, Zagreb ve Sofya'da gördüklerim, duyduklarım çok farklıydı." Guardian yazarı Peter Preston, hem Hırvatistan'da hem de Bulgaristan'da, Nigel Chapman'ın iddia ettiği gibi, BBC'nin yayın ilkelerine sahip bağımsız basının yerleşmediğini belirtiyor ve hatta Hırvat bölümünün kapatılmasının Zagreb'de, Avrupa Birliği üyeliğinin engellenmeye çalışılması olarak değerlendirildiğini yazıyor. Preston yazısını şöyle noktalıyor. "Kapatılan dil bölümlerinin, artık huzur ve istikrara kavuşmuş ülkelere yayın yaptığını söylemek bir yanılsama. Bunun Kazakistan için doğru olduğuna inanırsanız, herşeye kanabilirsiniz demektir." BBC Dünya Servisi'ndeki değişim Guardian gazetesinin Medya ekinde de 1986-1992 yılları arasında BBC Dünya Servisi Genel Müdürü olan John Tusa imzalı bir yazıyla değerlendiriliyor. Tusa, tek bir Arapça televizyon kanalı için 10 dil bölümünün kapatılmasının, diğer dil bölümleri için kara bulutlara işaret ettiğini savunuyor. "Bu kararın önemini görmezden gelmek mümkün değil" diyen Tusa yazısını şöyle sürdürüyor. "Bu kıyım, bir kuşaktır karşı karşıya olduğumuz en büyük kayıp anlamına geliyor. tek bir televizyon kanalı için bu kadar çok bölümün kurban edilmesi, BBC'yi, hiç olmadığı kadar, önceliklerini, Dışişleri Bakanlığı'nın öncelikleriyle denk tutuma tehlikesiyle karşı karşıya bırakıyor. BBC'nin bu kararı büyük bir ciddiyetle aldığına şüphe yok. Ama bu kararın arkasında önemli bir yanlış değerlendirme ve temel bir stratejik hata var. Dışişleri Bakanlığı, Dünya Servisi'nin hangi dillerde yayın yapacağının reçetesini yazma hakkını elinde tutar. Ancak bunları seçtikten sonra maddî kaynaklarını sağlamak zorunda değildir. BBC, Arapça televizyon kurmaya karar verdiğinde Dışişleri Bakanlığı, "Bu kadar istekliyseniz yapın. Ama parasını kendiniz bulun" deyiverdi." John Tusa, işte bu noktada BBC'nin geri adım atmadığını belirtiyor ve bu aşamadan sonra yapıldığını düşündüğü stratejik hatayı şöyle anlatıyor. "1980'li yıllarda BBC yayın şekillerini çeşitlendirme kararı aldı. Cızırtılı kısa dalga yayınlarının yerine, yayın yapılan ülkelerde FM kanalları kuruldu. Bugüne gelindiğinde BBC kısa dalga, orta dalga, FM ve internetten yayınlarını sürdürüyor. Buraya kadar herşey çok iyi. Ancak BBC Dışişleri Bakanlığı'na, bu servislere ek olarak bir de televizyon kurmak istediğini söylerken çok temel bir hesap hatası yaptı ve tüm bu hizmetlerin maliyetinin denk olmadığını gerektiği şekilde anlatamadı. Bir televizyon için 10 radyo bölümünün kapatılması bunun en güzel örneği." "Politikacılar basını kendi siyasî emelleri için araç olarak görürler" diye yazan John Tusa, Dışişleri Bakanlığı'nın, BBC'yi El Cezire'ye rakip olarak görmekten memnun olduğunu, bunun, dış politikadaki 'liberal demokrasiyi teşvik etme', "Siyasetin açık müdahalesi, BBC'nin güvenilirliğini zedeleyebilir. Dinleyiciler, asıl amacın siyasî olduğunu düşünürse, yıllardır güçlükle kazanılan güven Arap sokaklarında bir anda kayboluverir. Bu BBC'nin üstlendiği riskin büyüklüğünü gösteriyor." BBC konusundaki haberleri, Times gazetesinin okur mektupları köşesinden bir alıntıyla noktalayalım. İngiltere'nin Abu Dabi Büyükelçiliği'nde Savunma Ataşeliği yapmış olan Jeremy Williams BBC'nin Arapça televizyon kararı konusunda şunları yazmış. "İhtiyaç duyulan şey daha fazla Arapça yayın yapan televizyon kanalı değl. Araplar Batı hakkında herşeyi biliyorlar. İhtiyacımız olan, Arap ülkelerinden İngiltere'ye İngilizce yayın yapan bir televizyon kanalı. Onlar hakkında neredeyse hiçbir şey bilmiyoruz. Görüşlerinden haberimiz yok. Onları, en iyi şartlarda gizemli, en kötü şartlarda ise tehlikeli olarak görmemizin sebebi bu." 'Q ve W'larınıza dikkat' Times gazetesinin ekinde Caitlin Moran'ın sütununda "Türkiye'de Q'larınıza ve W'larınıza dikkat edin" başlığıyla biraz alaycı yazı yayımlanıyor. Kısaca aktarıyoruz. "Türkiye'de geçen hafta bir mahkeme, Kürtlerin bir kutlamasında açtıkları pankartlarda "Q" ve "W" harflerini kullandıkları için 20 kişiyi 41'er sterlin cezaya çarptırdı. Bazıları bu tür uygulamaların Türkiye'nin Avrupa Birliği'ne girmemesi için yeterli sebep olduğu görüşünde. Bence bu, Türkiye'nin Avrupa Birliği'nin ne anlama geldiğini çok iyi kavramış olmanın bir işareti. Her neyse, Türkiye'nin "Q ve W olmaz!" yasasını bir gün tüm Avrupa'ya yaydığını düşünsenize. Bu kelime oyunu "Scrabble" için büyük bir felaket olurdu. | İlgili haberler 30 Ekim 2005 Basın Özeti30 Ekim, 2005 | Basın Özeti 27 Ekim 2005 Basın Özeti27 Ekim, 2005 | Basın Özeti 26 Ekim 2005 Basın Özeti26 Ekim, 2005 | Basın Özeti 25 Ekim 2005 Basın Özeti25 Ekim, 2005 | Basın Özeti 24 Ekim 2005 Basın Özeti24 Ekim, 2005 | Basın Özeti | |||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
| ||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||