|
26 Mayıs 2005 Basın Özeti | |||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
Dün akşam İstanbul'da oynanan Şampiyonlar Ligi final karşılaşmasında İtalya'nın AC Milan takımını penaltılar sonucunda 6-5 yenen Liverpool'un zafer haberleri İngiliz gazetelerinin çoğunun ilk baskılarına yetişmemiş.
Ancak haberi baskıya yetiştiren Guardian gazetesinden ve diğer gazetelerin internet yayınlarından kısa notlar aktaralım... Guardian gazetesi "Ölümden geri dönüş" başlığıyla kapaktan verdiği haberde İngiliz takımının 20 yılın ardından, dün gece 3-0 geriye düştüğü maçı kazanarak bir kez daha Avrupa şampiyonu olduğunu yazıyor ve şöyle sürdürüyor haberi: "Avrupa Kupası'nın 50 yıllık tarihinin en dikkat çeken maçlarından birisini Liverpool penaltı atışlarıyla kazandı. Kupayı tekrar kazanmak için 20 yıl bekleyen Liverpool ve taraftarlar, maçın 50'inci saniyesinde gelen Milan golüyle sarsıldı. İlk yarıda iki gol daha yediler. Ancak ikinci devre tam bir Avrupa klasiğine dönüştü ve Liverpool üç gol attı. Karşılaşmanın normal süresi berabere sonuçlandı. Zafer penaltılarla geldi. Hiç kimse Liverpool'un finale çıkmasını beklemiyordu. Ancak bunu başardılar. Sürprizin en büyüğünü ise sona saklamışlardı: Kazandılar." Independent gazetesi ise maçla ilgili ilk değerlendirmeleri internet sayfasında yayımladı. İstanbul ve Liverpool'daki muhabirlerinin haberleriyle karşılaşma ve zafer heyecanını aktaran gazete, "Acı, gerilim ve ardından zafer", "Liverpool'un Türkiye'de muhteşem yanıtı ve zaferi" başlıklarını kullanmış. İstanbul'dan yazan Steve Tongue'un "Azimli Gerrard Milan'ın zaferini çaldı" başlıklı yazısındaki satırlar ise dünkü maçı özetler nitelikte. "Bu, Avrupa Kupa finalleri içinde en güzel maçlardan birisi olarak yerini alacak." Maçın zafer kutlamalarının yanı sıra Guardian yazarı Kevin McCarra'dan İstanbul'un ev sahipliğine ise bir eleştiri gelmiş. "Atatürk Olimpiyat Stadı'nın böyle bir finali kaldıramayacağı yolundaki şüpheler doğru çıktı. Toplu taşımadaki yetersizlik, altyapı yetersizlikleri, karşılaşmanın oynanacağı yeri belirleyen UEFA yetkililerinin yüzünü kızartmalı. Bir ana yolun kapatılması, stada ulaşma süresini neredeyse üç saate çıkardı. Teknik ekipler ise bir yandan elektrik kesintileriyle uğraşıp bir yandan da muhabirlere telefon ve canlı yayın hatlarını bağlamak için uğraşmak zorunda kaldılar." İngiliz gazetelerinde dün geniş yer bulan Bakü-Tiflis-Ceyhan boru hattıyla ilgili haber ve değerlendirmeler bugün de sürüyor. Financial Times, dünkü açılış törenini aktardığı haberine başlık olarak, törende Türkiye'yi temsil eden Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer'in sözlerini seçmiş. "Bu petrol boru hattı, 21'inci yüzyılın yeni İpek Yolu'dur" Petrol boru hattı Daily Telegraph'ın da baş yazılarından birisine konu olmuş bugün. "Petrol siyaseti" baŞlıklı yazıda Telegraph, "Uzunluğu 1760 kilometreyi aşan petrol boru hattı stratejik bir mesaj olmasının yanısıra ticarî bir adım" diyor. "Rusya'ya uğramayan, Bakü'den Tiflis'e oradan da Ceyhan'a giden güzergâh Azerbaycan ve Gürcistan'ın bağımsızlıklarını vurguluyor. Washington'un bu projeye büyük destek vermesi de şaşırtıcı değil. Boru hattı, Moskova'nın bölgede zayıflayan kontrolünün bir simgesi. Projeye en büyük yatırımı yapan BP için, bu, beş büyük projeden birisi. Diğer dördü, Endonezya ve Trinidad'daki doğal gaz, Angola ve Meksika Körfezi'ndeki petrol projeleri. BP'nin yatırımları, Batılı şirketlerin Orta Doğu'da Körfez'in sorunlu sularından uzak durma isteklerinin de bir göstergesi." "Ancak bu sadece stratejik bir tavır olsaydı, Bakü-Tiflis-Ceyhan boru hattı inşa edilmezdi. Projenin ticarî boyutu da çok önemli" diyen Daily Telegraph, yazısını şöyle sürdürüyor. "Kafkas petrolünü Karadeniz'e taşıyan boru hatlarının kapasitesi günde yaklaşık 275 bin varil. 2008-2009 yıllarında Bakü-Ceyhan boru hattının kapasitesinin ise günde bir milyon varile ulaşması bekleniyor. Tiflis ve Astana arasındaki görüşmeler başarıyla sonuçlanırsa, Kazakistan petrollerinin de taşınması, boru hattının kapasitesini yüzde seksen oranında daha arttıracak." Times gazetesi, geçtiğimiz haftalarda Özbekistan'da yaşanan çatışma ve gerginliklerin ardından bu ülkeye silah satışı konusunu gündeme getiriyor. "Sorun ihraç etmek" başlıklı yazıda Times, İngiliz hükümetinin, yaptığı silah satışları konusunda daha şeffaf davranması gerektiğini yazıyor. Özbekistan'daki çatışmalar sırasında kullanılan bazı zırhlı askerî araçların İngiltere'de üretilen parçaları olduğu yolundaki haberlerin hükümet için yüz kızartıcı olduğunu belirten gazete, yasalardaki boşluklara dikkat çekiyor. "Hükümet Özbekistan'a, ayaklanmayı bastırmak için kullanılmış olabilecek silah sattığı iddialarını reddediyor. Avrupa Birliği yasaları, insan hakları ihlallerinde, iç çatışmalarda ve bölgesel gerginliklerde kullanılabilecek silah satışını yasaklıyor. Andican'da kullanılan Land Rover marka araçlardan sadece ikisinin askerî kullanım amaçlı olduğu belirlendi. Belki bu araçlar yasal olarak satıldığı 100'den fazla ülke aracılığıyla yeniden satıldı. Belki de üretim iznine sahip Kenya, Brezilya, Pakistan ya da Türkiye gibi ülkelerden Özbekistan'a geldi. Özellikle Türkiye'nin bu ülkeyle sıkı bağları var." "Silah satışı hassas bir konu. Tehlikelerinin yanısıra çok da kârlı bir iş kolu" diye yazan Times'a göre İngiltere'nin, 130 ülkeye yaptığı silah satışı miktarı yılda beş milyar sterline ulaşıyor. Bu ticaretin istismar edilmemesi için ise Times'ın tavsiyesi çok açık. "Yüzden fazla ülkeye satılan silahların kontrolünün tek yolu yasalardaki açıkları kapatmak, satış sonrası silahların nasıl kullanıldığını düzenli olarak takip etmek ve hükümet olarak hem satışlar hem de satış sonrası gelişmeler konusunda daha şeffaf davranmaktan geçiyor." |
| |||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||