|
Almanya'da umutsuz yıl | |||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
Armin Meiwes'in geçtiğimiz yıl Berlinli bir mühendisi yiyerek öldürmesiyle başlayan 'Almanya'da yamyamlık' tartışması, bu yıl da sürdü.
Yaz aylarında 20 yıldır yamyamlıkla ilgilendiğini anlatan tanınmış Alman yönetmen Rosa von Praunheim, "Yamyamlık kültürümüzün bir parçası. Bu bir miktar Katoliklikle de ilgili" diyerek, bu konuda bir film yapma kararını açıkladı. Ama Almanların yamyamlığı, daha çok komşu ülkelerde ilgi çekti. Almanya'daysa bu yıl umutsuzluk duygusu hakimdi. Hükümetin sosyal reformları ardarda ve itiraz kabul etmeden yapması, genel bir yoksullaşma duygusunun yerleşmesine neden oldu. İstihdam reformu Hartz IV, sosyal reformların kötü simgesi haline geldi. Bu yıl birahanelerin ana konusu, kimin Hartz IV'ün kurbanı olduğu ve sırada kimin bulunduğu oldu. Geçen yıl kararlaştırılıp, bu yıl başında yürürlüğe giren sağlık reformunun başarısızlığı da ortaya çıkmaya başlayınca, ülkedeki karamsar ortam daha da koyulaştı. Belki de bu karamsarlığın yarattığı ruh halinden olacak, bugüne kadar herkesin olanaksız kabul ettiği başka bir tartışma da bu yıl patlak verdi. Frankfurt Emniyet Müdür Yardımcısı Wolfgang Daschner'in, kaçırılan bir çocuğun yaşamını kurtarma umuduyla gözaltındaki bir sanığı şiddet kullanmakla tehdit etmesi üzerine, bazı hallerde işkence yapılabileceğini savunanlar bir bir ortaya çıkmaya başladı. Örneğin, Alman askeri akademisinde ders veren tarih profesörü Michael Wolfssohn, teröre karşı işkencenin kullanılabileceğini öne sürdü ve büyük bir skandala neden oldu. Mahkemeye çıkarılan Daschner ise, suçlu bulunduğu halde, hafif bir para cezasıyla kurtuldu. Buna karşılık 11 Eylül saldırısına suç ortaklığı yaptığı gerekçesiyle yargılanan, fakat delil yetersizliğinden beraat eden Faslı Abdülgani Mzudi'yle, mahkum olduktan sonra aynı gerekçeyle mahkumiyet kararı bozulan Münir el Mutasaddık rahat bulamadı.
Her ikisinin de terörist olduğundan kuşku duymayan Alman güvenlik birimleri, bu iki Arap öğrencinin sınırdışı edilmesi ya da tekrar tutuklanması için elinden geleni yaptı. Fakat Amerikan gizli servislerinin işbirliğini ısrarla reddetmesi nedeniyle bugüne kadar bu çabalar bir sonuç vermedi. Bu sonuçsuz girişimlere, Köln'de Hilafet Devleti ilan eden Metin Kaplan'ın bir türlü sınırdışı edilememesi, hatta bir ara, devletin tüm emniyet güçlerinin gözü üzerindeyken ortadan kayboluvermesi de eklenince, ülkede güvenlik endişesi ayyuka çıktı. Güvenlik tartışmalarının bir yanı hep Türkiye'yle ilgiliydi. Metin Kaplan'ın iadesi ve Almanya'daki Türklerin güvenlik riski oluşturup oluşturmadığı lafları bir yana, Avrupa Birliği'ne tam üyelik başvrusunun Alman ana muhalefetinde yarattığı büyük tepki de, Türkiye'nin belki de tüm Alman tarihinde ilk kez bu kadar yoğun gündeme getirilmesine neden oldu. Türkiye'nin AB üyeliğine karşı imza kampanyası açma kararından ancak sert eleştiriler sonucunda vazgeçen muhafazakarlar, bu başvuruya genel ve sert muhalefetlerini ise hiç değiştirmeden sürdürdü. Muhafazakarlar, Almanya'da yaşayan Türk göçmenlerin ülkedeki en büyük sosyal sorunlardan biri olduğu ve uyum sağlamaya direndiği tezini de oldukça büyük bir başarıyla savundu.
Şubat'ta yapılan Berlin Film Festivali'nde tam da bu göçmenlerin yaşamını ele alan Duvara Karşı filminin büyük bir zafer elde ederek Altın Ayı ödülüne layık görülmesi ile bu filmin ve yapımcılarının artık Türk değil Alman kabul edilmesi de durumu pek değiştirmedi. Alman kamuoyu daha çok filmin başrol oyuncularından Sibel Kekilli'nin eskiden porno yıldızı olmasına ilgi gösterdi. Gelişmeleri, dünyanın dört bir yanındaki gazetecilerin izlenimleri ile aktardığımız Dünyaya Açılan Pencere programını, her hafta Pazar günleri, TSİ 11.00 ve TSİ 18.00'deki radyo yayınlarımızda dinleyebilirsiniz. |
| |||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||