|
Nereye baksak Avrupa | |||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
Uzun yıllar sonra Türkiye Cumhuriyeti'nin belgeselini yapacak olanlar muhtemelen 2004 yılından şöyle söz edeceklerdir: O yıl Türkiye, tarihinin ön önemli kavşağını döndü.
Artık 41 yaşına gelen Avrupa sevdasının izdivaçla sonuçlanacağından neredeyse umut kesilmişken, Brüksel'de nikah için gün alındı. Ancak bu 'mantık evliliği'nin her iki taraf için de zor olacağı ortada... Çünkü 'medeniyetler buluşması' namıyla ünlenen bu birleşme Avrupa'ya da, Türkiye'ye de hazmı zor koşullar dayatıyor. Aslında yıl umutlu başlamıştı. Avrupa'yı fethetme mücadelesine Eurovision şarkı yarışmasıyla başlamış olan Türkiye, baharda bu yarışmaya evsahipliği yaptı. Yıl boyunca da Avrupa düşüne ulaşma yolunda çok önemli reformlara imza atıldı. Ancak bu süreçte, Türkiye bütün sorunlarını Avrupa Birliği üzerinden çözecekmiş gibi bir yanılsama oluştu: Askerin siyasetteki etkisi de, türban krizi de, Kıbrıs düğümü de, Ermeni meselesi de, enflasyon canavarı da, Kürt sorunu da, trafik düğümü de, töre cinayeti de Avrupa şemsiyesi altında çözülecekti. Avrupa'yı torbası hediyelerle dolu bir Noel baba görüntüsüne sokan bu iyimserlik, torbadan hediyeler yerine koşullar çıkmaya başladıkça yerini tepkiye bıraktı. Türkiye'nin tarihinde görülmedik yeni ittifaklar oluşmaya başladı. Şimdi İslamcı hükümet, liberal aydınlar, medya, Genelkurmay ekseninin karşısında ulusalcı soldan, MHP'ye, eski Maoculardan, müdahale yanlısı Kuvvayi Milliyecilere uzanan garip bir koalisyon vardı.
Sanırım 2004 koşullarının yarattığı bu saflaşma, Türkiye'nin gelecekteki siyasal haritasının belirlenmesinde rol oynayacaktır. Aynı saflaşmayı Kıbrıs'ta çözüm taleplerinde ve AKP hükümetinin samimiyeti meselesinde de görmek mümkün. AB'ye kuşkuyla bakan koalisyon, AKP hükümetinin Kıbrıs'ı çoktan gözden çıkardığından ve gizli İslami emeller taşıdığından emin. AKP ise -bu kuşkuları beslemek istercesine- türban ve YÖK gibi konulardaki rejimi yoklama çabalarına 'zina tartışması'nı ekledi bu yıl... Ama her yoklamada olduğu gibi, burada da basının ve kamuoyunun tepkisi üzerine geri adım attı. Görünen o ki, başta Başbakan Erdoğan olmak üzere İslamcılar, Kürtler ve muhaliflerin de dahil olduğu geniş bir kesim, AB'yi askerin tokat mesafesinin dışına çıkmak için iyi bir zemin olarak görüyor. AB karşıtları da tam da bu nedenle direniyor. Ancak eskiden AB karşıtlarının sığındığı Amerika cephesinde Irak işgali nedeniyle işler öylesine kötüleşti ki, bu cenah AB'ye alternatif bir proje oluşturmakta zorlanıyor. Peki toplumun sessiz çoğunluğu ne düşünüyor? Bu konuda elde birkaç araştırma dışında fazla bir şey yok. Halkın üçte ikisinden fazlasının tam üyeliğe sıcak baktığı söyleniyor. Destekleyenlerin çoğu AB'de serbest dolaşım şansı olacağını sanıyor, ya da iş bulmayı umut ediyor. Ne yazık ki, müzakerelerin başlamasına aylar kala tartışma hala "Artık kokoreç yiyemeyecek miyiz" düzeyini aşamamış görünüyor.
Türkiye'nin AB'den tarih aldığı gün, halkın büyük çoğunluğunun Brüksel müzakereleri yerine parapsikolojik programları, Kurtlar Vadisi gibi mafya dizilerini ve 'Gelinim olur musun' türünden televizyon yayınlarını seyretmiş olması da ülkedeki ruh haline ilişkin bir ipucu veriyor. Şimdilik, Türk kamuoyunda türkücü İbrahim Tatlıses'in dansöz Asena'yla ilişkileri, Türkiye-AB ilişkilerinden daha gözde bir konu gibi görünüyor. Sanırım, bunun değişmesi için, tam üyelik koşullarının tabanda can yakmaya başlayacağı 2005'i beklemek gerekecek. Hepinize iyi seneler. Gelişmeleri, dünyanın dört bir yanındaki gazetecilerin izlenimleri ile aktardığımız Dünyaya Açılan Pencere programını, her hafta Pazar günleri, TSİ 11.00 ve TSİ 18.00'deki radyo yayınlarımızda dinleyebilirsiniz. |
| |||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||