Müzakere sürecine Batı'dan bakış

İzmir'deki vatandaşlar Kürt sorununa çözüm sürecini değerlendiriyor

İzmirlilerin söylediğine göre kent, yazdan sonra ilk sıcak günlerini yaşamaya başladı. Şehre bahar gelmiş. Öğrenciler, çocuklu anneler, öğle arasını deniz kenarında geçiren çalışanlar Kordon'da oturuyor, yürüyor, yemek yiyor.

Benim İzmir'de bulunma nedenim ise son ayların en yakıcı konusunu 'sokaktaki vatandaş' ile konuşmak: <link type="page"><caption> Kürt sorununa barışçıl çözüm arayışını</caption><url href="http://www.bbc.co.uk/turkce/haberler/2013/03/130321_ocalan_ne_dedi.shtml" platform="highweb"/></link> nasıl değerlendiriyorlar? Sürece güveniyorlar mı? Memlekete barış nasıl gelir? Başlıca sorularım bunlar.

İzmir'e gelirken uçaktan evlerin çatılarına bakmıştım. Bazıları düzgün, kırmızı kiremitli, bakımlı evlerin çatılarıydı. Bazıları ise sıvasız, düzensiz, boyası dökülmüş evlerin tenekeden çatıları...

Bu yazıda "sahilin" sesini bulacaksınız. Bir sonraki yazı ise İzmir'in "yukarılarının" ne düşündüğünü yansıtacak.

Sahil kıyısında, "idam", sohbetlerimizde en çok kullanılan kelime neredeyse... "Barış nasıl gelir?" sorusunun yanıtı ise pek yok.

Bu noktada istisna olanlar ise, sosyalistler. Onlar temkinli ama umutlu.

'Barış da gelsin idam da'

Cumhuriyet Meydanı'ndaki taksi durağında, hapisteki PKK lideri Abdullah Öcalan ile hükümet temsilcileri arasındaki <link type="page"><caption> diyalog sürecinin</caption><url href="http://www.bbc.co.uk/turkce/haberler/2013/02/130226_ocalan_bdp_mektup.shtml" platform="highweb"/></link> olumlu olduğunu düşünen bir kişi var sadece. Fakat aynı kişi, Öcalan için idam cezasının geri getirilmesine karşı olmadığını da söylüyor.

Adı Mustafa. 50'li yaşlarda. Sohbetin bir yerinde "Terör bitecekse, bu kan duracaksa, Öcalan da dahil kimle görüşürlerse görüşsünler"; bir başka yerinde ise, "Referandum yapsınlar, idama evet derim," diyor.

"Peki Öcalan idam edilirse barış gelir mi?" diye soruyorum. "Gelmez!" diyor mahcubiyetle.

Duraktaki bir başka taksici, Kerim Bozkurt "Bir devlet teröristle niye görüşsün ki" diyerek sohbete katılıyor. Daha önce MHP'ye ve 2002'deki seçime katıldığında İzmir'den büyük destek bulan iş adamı Cem Uzan'ın kurduğu Genç Parti'ye oy vermiş.

Konuştuğum pek çok kişi, benzer cümleleri söylüyor: "Bugüne kadar niye bu kadar asker şehit oldu? (Eski Cumhurbaşkanı) Turgut Özal Kürt değil miydi? Bence Kürt sorunu diye bir şey de yok."

Bozkurt sadece Öcalan'ın değil, kendi ifadesiyle "bütün teröristlerin asılması gerektiğini" savunuyor.

Sohbete kulak misafiri olan bir başkası, "PKK ile savaşan komutanlar içeride, Öcalan serbest kalacak," diyor.

Taksi şoförlerinden Serdar Eser süreçle ilgili şüphelerini anlatıyor: "AKP ve BDP için seçim yatırımı bu."

Taksicilerin yanından ayrılıp Kordon'a çıkıyorum. Oturduğum kafenin çalışanları Kürt. Birisine soruyorum: "Haberleri takip ediyor musun?" Yanıtı hayır. Karslıymış. "Umurumda değil ne yaptıkları, bizim rahatımız yerinde burada," diyor.

'Doğudakiler doğuda kalsın'

Biraz ileride eski arkadaş olduklarını düşündüğüm bir grup kadının yanına gidiyorum. Hepsi iyi giyimli, bakımlı ve sohbetimiz sırasında öğrendiğime göre eğitimli ve meslek sahibi.

Yedi kişilik bu grupta herkes hemfikir. "Bu işin arkasında başka bir iş olduğunu" düşünüyorlar. Turizmcilik yapan biri, "30 bin şehidi boşuna mı verdik biz!" diyor.

AKP'ye güvenmiyorlar. Kadınlardan birinin eşi 1991 yılında Batman'da polis memuruymuş. "PKK'nın gençleri kandırarak veya kaçırarak dağa çıkardığını" söylüyor.

Kadınlardan bir diğeri öğretmen. Anadilde eğitim hakkının verilmesi gerektiğini savunuyor. Konuşma ilerledikçe, başka bir görüşünü ve tepkisini dile getiriyor. "İzmir'de bütün okul müdürleri Kürt. Madem memleketlerini bu kadar seviyorlar, neden orada hizmet etmiyorlar? Bölge içinde kalsınlar."

Bu konuşmaların ardından oğlunu savaşın "diğer cephesinde" kaybeden annelerle ilgili ne düşündüklerini soruyorum. Yanıtları ortak: "Onlar da anne. Tabii ki onların da evlatları ölmesin."

Ünlü bir saat markasının ürünlerini satan bir esnaf, Serdar Selmanoğlu ise şık dükkanının içinde, parlak spot ışıklarının altında yanıtlıyor sorularımı.

"20 yaşında gencecik çocuklar öldü. Bunların hesabını kim verecek?" diyor. Ardından barış istediğini ekliyor sözlerine.

"Barış nasıl olacak?" diye soruyorum. "Çıkmaz sokak," diyor ve ekliyor: "Bu ülkenin ekmeğini, yemeğini yiyeceksen hainlik etmeyeceksin."

İzmir'de yine pek çok kişinin dillendirdiği şeyi söylüyor: "Benim çok Kürt arkadaşım var. Bunlar Amerika'nın, İsrail'in oyunları."

'Din ve milliyetçilik çok tehlikeli'

Kordon'da batan güneşe karşı sohbet eden üniversite öğrencileri ise ne kadar tepkili olsalar da bu konuya daha soğukkanlı yaklaşıyor.

Ege Üniversitesi öğrencisi Gürhan, "Bizden saklanan şeyler var gibi geliyor bana. Ama barış da olması gereken bir şey. Nihayetinde birlikte yaşıyoruz," diyor.

Bir başka öğrenci Nisan, "Din ve milliyetçilik çok tehlikeli" diyor. "Bu noktada etnik köken ve kimliğin öne çıkmasını doğru bulmuyorum," diye ekliyor.

1980 döneminde uzun yıllar hapiste kalmış ve kendini sosyalist olarak tanımlayan Mesut Güngör ise Öcalan ve Milli İstihbarat Teşkilatı yöneticileri arasında başlayan ve BDP'li milletvekillerinin dahil edildiği görüşmeler sürecinden umutlu ama temkinli.

Eleştirileri var. "Kürtlerin barışa sahip çıkmasını" çok önemli buluyor ancak görüşmelerin biçimini, şeffaf olmamasını eleştiriyor. "Kalıcı barış halkların arasındaki ilişkilerin düzelmesiyle mümkün. Görüşmelerin zemini hakkında fikrimiz yok. Öğrenebildiğimiz bir tek mektup var ortada," diyor Öcalan'ın Diyarbakır'daki <link type="page"><caption> Newroz Meydanı'nda okunan mesajını</caption><url href="http://www.bbc.co.uk/turkce/haberler/2013/03/130321_ocalanin_mesaji.shtml" platform="highweb"/></link> kastederek.

Güngör görüşmelerin bölgesel gelişmelerin ışığında değerlendirilmesi gerektiğini düşünüyor: "AKP'nin sadece Türkiye açısından meseleye baktığını düşünmüyorum. Bir Orta Doğu projesi var. AKP'nin de neoliberal sistemin son rötüşlarını yaptığını düşünüyorum."

Sahil kesiminin düşündükleri böyle. Yarın sıra İzmir'in daha yoksul kesimlerinde. Orada Kürtler ve Türkler aynı mahallede aynı yoksulluğu paylaşıyor. Peki fikirleri ortak mı? Bu süreç onlar için ne ifade ediyor?..