|
1 Şubat 2008 Basın Özeti | |||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
Irak'ın artan petrol fiyatları sayesinde büyük miktarda ek gelir edineceği haberi bugün her gazetenin yer ayırdığı bir gelişme.
Times, bu gelir artışını sağlayan unsurlardan birinin artan üretim olduğunu anımsatıyor; bunun da Kerkük ile Türkiye'ye uzanan boru hattının çıkışı durumundaki Beici arasında alınan sıkı güvenlik önlemlerinin ürünü olduğunu kaydediyor. Gazetenin Kerkük'ten bildiren muhabiri Martin Fletcher, ekonominin can damarı olarak nitelediği yeraltından geçen 80 kilometrelik boru hattının bir - bir buçuk kilometre arayla serpiştirilmiş nöbet kuleleri ve çift sıra dikenli tellerle korunduğunu aktarıyor: "Amerikalı ordu istihkâm subayları 30 milyon dolara mal olan ve Kerkük'teki rafineriden Beici'ye uzanan 'Boru Hattı Yasak Bölgesi'ni inşa etmeye geçen Temmuz'da başladılar ve gelecek ay çalışmalarını tamamlayacaklar. Proje şimdiden Sünni isyancıların hatta yönelik saldırılarını azalttı. "Bunun sonucunda da petrol sanayi Amerika'nın 2003'teki işgalinden bu yana ilk kez iyileşme sinyalleri veriyor. İhracat arttı ve dünyanın üçüncü büyük rezervleri üzerinde oturan Irak'tan gelen haberler sadece Iraklılar için değil rekor düzeydeki petrol fiyatlarından etkilenen dünya için iyi haber. "Amerikalı ve Iraklı yetkililer yasak bölge inşaatının yanı sıra, hattı koruyan Şii ve Sünni birimlerini daha güvenilir bulunan Kürt birlikleri ile değiştirdiler. Hattın Türkiye'ye petrol taşıyan 300 kilometrelik bölümü ise böyle bir yasak bölge oluşturmak için fazla uzun. Ama burada da, oluşturulan 31 bin kişilik petrol polisi sayesinde saldırılar azaldı... " Times yerel aşiretlerin mensubu olan gençlerden oluşturulan bu mini-ordunun "sorumluluk alanına saldırı olursa kovulma, olmazsa ödüllendirme" sistemiyle çalıştığını aktarıyor; Beici'den Bağdat’a uzanacak yeni bir Boru Hattı Yasak Bölgesi daha kurulacağını da ekliyor: 'Petrol yasası beklenmeyecek' Irak petrol bakanı Hüseyin el Şehristani de Times'ın sorularını yanıtlamış: "Şehristani'ye göre Irak'ın yatırımdan mahrum kalmış süper-dev sahalarında üretimi artırmak için bakanlık kısa süre içinde ihaleler açıp yabancı şirketleri davet edecek. Şehristani, yıl sonuna kadar üretimin savaş öncesindeki 2 milyon 600 bin varil sınırını geçeceğini, dört yıl içinde ise günde 6 milyon varili hedeflediklerini söyledi. "Şehristani hükümetin, parçalı yapıdaki parlamentonun petrol sanayisinde yatırıma çerçeve oluşturmak için gereken, ancak uzun süredir geciken yasaları onaylamasını beklemeyeceğini de kaydetti." İngiliz askerlerine işkence suçlamaları İngiliz askerlerinin Irak'ta gözaltına aldıkları kişilere işkence yaptıkları iddiaları konusunda getirilen bir yayın yasağı dün İngiliz yüksek mahkemesinden döndü. Daily Telegraph, 2004'te yaşanan bir olayda İngiliz üssünde işkence gördüklerini iddia eden Iraklıların, Türkiye'de insan hakları avukatlarına ifade verdiklerini ve konu hakkında bir bağımsız soruşturma açılmasını ve kendilerine tazminat ödenmesini istediklerini kaydediyor. Yasağın kaldırılması için mücadele veren gazetelerden, Guardian da nihayet iddiaların ayrıntılarını aktarabilmiş: "İddialar, Irak'ın güneydoğusundaki Amara'da 2004 Mayıs'ında 31 Iraklı sivilin gözaltına alınmasına dayanıyordu. Bu kişilerden 20'sinin ceset torbalarında geri döndüğü iddia ediliyor. Dosyada işkence, uzuv kesme ve infazlara dair suçlamalar vardı. Cesetleri teslim alan hastane görevlileri, cesetlerde oyulmuş gözler, cinsel organlarda ciddi yaralar, havasız kalma ve asılı kalma izleri gördüklerini öne sürüyorlar." Bu konuda ordunun yürüttüğü iç soruşturmada cesetlere kasti zarar verilmediği hükmüne varıldığını aktaran Guardian, mahkemenin bu konuda bağımsız bir soruşturma açılması taleplerini Nisan'da görüşeceğini ekliyor. İnsan kaçakçılığının 'premiyer ligi'ndeki Türk zanlılar Times, yüzlerce kaçak göçmeni ülkeye soktuğundan şüphe edilen bir insan kaçakçılığı çetesinin dağıtıldığını duyuruyor. Çoğu Londra'daki 11 adrese düzenlenen polis baskınlarında yakalanan 13 zanlının büyük bölümü Türk. "Bir yılı aşkın süren bir operasyonun eseri olan baskınlar, Fransa ve Belçika'daki baskınlarla da bağlantılı. Polis zanlıları 'çetenin önde gelenleri' diye ifade etti. Sadece tek bir adreste 23 kaçak Çinli bulundu. "Türk çetesinin Çin'in güneydoğusundaki Fujian eyaletinden Çinlileri getiren bir çeteyle bağlantılı olduğu düşünülüyor. Çinliler kimi zaman 18 ayı bulabilen yolculukları ardından, Türk çetesi tarafından 'yolun en zor kısmı' için naklediliyorlar. İnsan kaçakçıları kaçaklardan yolculuk için 21 bin sterlini bulan paralar talep ediyor." Guardian da bu çetenin İngiltere'nin en büyük insan kaçakçılığı gruplarından biri olduğunu, bu faaliyetlerin 'premiyer lig oyuncuları' olarak tanımlanan zanlıların, son iki yılda bin kadar kaçağı ülkeye soktuğunu ekiyor. Rektörlerin mutabakatı Türkiye'de bugünkü rektörler toplantısına Financial Times, kısa bir haberle yer veriyor. Rektörler arasında başörtüsü yasağının sürmesi konusunda mutabakat olduğunu kaydediyor. Toplantının ev sahibi durumundaki ODTÜ rektörü Ural Akbulut'un 'anayasa değişiklikleri karşısında en büyük silahlarının mahkemeler olduğu' sözleri aktarılmış. "Kamuoyunun büyük bölümü yasağın gevşetilmesini desteklerken, rektörler Türkiye'nin büyük iş dünyası lobisinin, medyanın bazı kesimlerinin ve belki örtülü olarak ordunun desteğine sahip." AKP'nin Güneydoğu stratejisi Bu haftaki Economist dergisi, Türkiye'nin güneydoğusunda iktidardaki Adalet ve Kalkınma Partisinin stratejisini ele alıyor. Yazının başlığı: "AK parti hükümeti Kürt desteğini almak için İslam'ı kullanıyor" "Diyarbakır'da üzerinde Atatürk'ün en sevilen vecizelerinden 'Ne mutlu Türküm diyene' yazılı bir tabela, Türkiye'nin on yıllar geriye giden, bölgedeki Kürtleri cebren asimile etme siyasetinin bir anısı gibi asılı duruyor. İktidardaki Adalet ve Kalkınma Partisi ise bunun yerine tabelada "Ne mutlu Müslümanım diyene" denmesini tercih edebilirdi." "Din, ılımlı İslamcı AK partinin gelecek yılki yerel seçimlerde, Diyarbakır'ın kontrolünü DTP’den almak için en kuvvetli silahı haline geldi. Diyarbakır’ın gecekondu mahallerinde partiye destek artıyor: Dokuz çocuk annesi Fatma Demirci, 'Bize bedava kömür, ders kitabı veriyorlar; oyum onlara' diyor." Fethullah Gülen'inki gibi tarikatların da bölgede kuvvetli kökleri olduğuna işaret eden yazı, başörtüsünü üniversitelerde serbest bırakma teklifinin dindar Kürtleri sevindirdiği, ultra milliyetçi olarak tanımlanan Veli Küçük ile 14 kişinin gözaltına alınmasının da partiyi iyice güçlendirdiği gözleminde bulunuyor. "Hükümetin popülaritesi Aralık ayında Kuzey Irak'taki PKK hedeflerine yapılan bombardımandan bile zarar görmedi. Geçen ay Diyarbakır'da düzenlenen ve yedi kişinin ölümüne yol açan bombalı saldırı da tepki çekti ve DTP'ye patladı. "Kimilerine göre bunun bir nedeni, DTP'nin uygulamada hapisteki PKK lideri Abdullah Öcalan tarafından yönetilmesinin, partinin seçilmiş siyasetçilerini PKK terörünü reddetmekten alıkoyması. Anketler, partiye desteğin azaldığını gösteriyor. Zamanlarının büyük bölümünü mahkemede veya cezaevinde geçiren DTP'li belediye başkanları da etkin bir yönetim sergileyemiyor." Ancak Economist, belediye başkanlarına yönelik davalar gibi baskıların DTP'ye dönüş sağlayabileceğini ve bölgedeki bazı işadamlarının da hükümetin 'Kürt milliyetçiliğini sulandırma' girişimlerinden rahatsızlık duyduğunu ekliyor. İran nükleer baskıdan sıyrıldı mı? Economist kapak konusunu ise bu hafta İran'ın nükleer programına ayırıp, 'İran kazandı mı?' diye sormuş. Amerika Birleşik Devletleri'nde geçen yılsonu açıklanan ve İran'ın silah programını bir kaç yıl önce durdurduğunu belirten raporu 'Amerika'nın kendi kalesine bir gol' olarak niteleyen Economist 'barışsever bir nükleer denetim kurumu'nun da uzlaşma ararken İran'ın faaliyetlerini ortaya çıkarma işini yapamadığını savunuyor. Dergi, İran üzerinde baskı kurmak için ülke ekonomisinin ön plana çekilmesine işaret ediyor. "Amerikalı ajanlar konuşalı, beş yıldır sürdürülen eziyetli diplomasi süreci çabucak darmadağın oldu. Ayetullahlar oltadan kurtuldular. Ama onları yeniden yakalamak mümkün. Ayetullahlar sıradan İranlılara Amerika’yla görüşmeyi bir fetiş haline getirerek, ışıkların yanmasını sürdürmek için aslında gerekmeyen teknolojilere eğilerek, neden refah açısından bu kadar ağır bir bedel ödendiğini açıklamak durumunda kalabilir. İranlı liderler ikan edilemiyorsa, en azından bomba edinme planları yüzünden utanç duymaları sağlanabilir." Rusya'nın ekonomi politikası Financial Times bugünkü başyazılarından birisini Rusya'da ekonomiyle ilgili tartışmalara ayırmış. Rusya'da gelecek ayki başkanlık seçimlerinde en şanslı aday olarak görülen Dimitri Medvedev'in Rus şirketlerine dünyada bir alışveriş turuna çıkıp, kendilerini sektörlerinin lideri haline getirecek satın alma hamleleri yapma tavsiyesine dikkat çekiyor gazete... Maliye bakanı ve etkili bir enerji bürokratının dün yaptığı "dış politikamızı yatırımı baltalamayacak şekilde yürütelim" çağrısını hatırlatan FT; bunu cesur bir hareket olarak niteliyor: "Rusya'nın açık bir tartışmaya ihtiyacı var. Kremlin demokratik siyaseti sindiremeyecekse, ki sindiremiyor; en azından ekonomi gibi diğer konularda tartışma ortamı yaratmaya zorlanmalı. Belki bundan beklenebilecek en iyi sonuç, daha az batı aleyhtarı bir söylemle, anlamsız British Council tartışması gibi konularda biraz daha fazla taviz verilmesi olabilir. Bu bile, bir kazanımdır". Haberleşmenin hassas ağı Guardian, Mısır açıklarında kopan bir haberleşme kablosunun dünya iletişim hattına vurduğu darbeden hareketle, bu ağları tartışmaya iki tam sayfa ayırmış. "Dikkatsiz bir gemi, 75 milyon kişinin internet erişimini kopardı" diyen gazete sorunun, iletişim güvenliği ihtiyacına dikkat çektiği görüşünde: "İnternet âleminin yüksek teknoloji kullanan temiz imajına rağmen, gezegenin büyük bölümü haberleşme için ancak muazzam fiziksel gayretle kurulabilen somut bağlantılara bağımlı. Bir uzman, bu kazanın dünya için bu bağlantıları güvenceye almak açısından bir uyanma çağrısı olması gerektiğini söyledi. Dubai'deki Körfez Araştırmaları Merkezi'nden Mustafa Alani'ye göre, yetkililer sistemleri afetlerden ya da saldırılardan korumak için daha fazla zaman ve enerji harcamalı. Alani, 'Güçlü teknolojilere sahip olmak için önemli olan sistemi kurmak değil korumak' diyor." Batı'ya çifte standart suçlaması İnsan Hakları İzleme Örgütü'nün yıllık raporu da tüm gazetelerde yer bulmuş. Bugün kapağını yine İslam'a hakaretten idama çarptırılan Afgan gazeteci Pervez Kambakş'ın affedilmesi kampanyasına ayıran Independent, raporu: "Batı, sorunlu seçimleri kazanan müttefikiyse ses çıkarmıyor" diye özetlemiş... "İnsan Hakları İzleme Örgütü yıllık raporunda, 'Batılı ülkeler, Kenya'daki gibi usülsüz ve adil olmayan seçimleri görmezden gelerek diktatörlere kabul edilebilirlik kisvesi sağlıyor ve düzmece demokrasilerin varlığını sürdürmesine yol açıyor' diyor. "Örgütün yöneticisi Kenneth Roth'a göre pek çok batılı ülke, seçimlerin düzenlenmesinde ısrar etmekle yetiniyor, bu seçimin galibi de stratejik veya ticari bir müttefikleri olduğu sürece, en kuşkulu sonuçları bile kabul ediyorlar. Örgüt, batılı ülkelerin demokrasiyi anlamlı bir kavram haline getirmesi çağrısında bulunuyor." 'Yurtseverlik müfredata girmesin' Daily Telegraph'ta "Öğrenciler, yurtseverlik okullara öğretilmesin diyor" şeklinde bir manşet dikkat çekiyor: Gazete hükümet için düzenlenen bir araştırmada öğrencilere okullarda yurtsever olmanın öğretilmemesi gerektiği görüşüne varıldığını, düzenlenen anketlerde öğrencilerin de bu yönde tercih belirttiğini yazıyor. "Hükümet okullarda okutulan tarih derslerinin çocukların İngiliz kimliği konusunda bilinç ve ülke sevgisi geliştirmesine yardımcı olmasını istemişti. Ancak Londra Üniversitesi eğitim enstitüsü uzmanları, öğrencilerin 'ahlaki açıdan belirsizlikler içeren' tarihlerini sevmeye teşvik edilmemsi gerektiği kanısında..." 'Ahlaki belirsizlikler içeren' ifadesi Times'ta biraz daha açılmış. Tarihin siyah ya da beyaz olmadığı, böyle gösterilemeyeceği vurgulanmış. "Raporda, 'ülkeler ahlaki açıdan kesinlik içermeyen varlıklardır. Varlıklarının temeli tarihleridir. Ve savaş çığırtkanlıklarından, emperyalizmden adaletsizlikten, despotluktan, kölelik ve boyunduruk altına almadan, arınmış olan bir ulusal tarih düşünmek mümkün değil. Dışlayıcı ve yabancı düşmanlığına yol açan kalıplara yönelmeyen bir ulusal kimlikten bahsetmek de öyle... " deniyor." Bu nedenle de raporun yazarları, tarihin şanlı yanları yüceltilirken utanç verici bazı yönlerinin göz ardı edilmesi veya yok sayılması tehlikesini önlemek için yurtseverliği 11-16 yaş grubu öğrencilerin müfredatına katmama tavsiyesinde bulunmuşlar. | İlgili haberler 31 Ocak 2008 Basın Özeti31 Ocak, 2008 | Basın Özeti 30 Ocak 2008 Basın Özeti30 Ocak, 2008 | Basın Özeti 29 Ocak 2008 Basın Özeti29 Ocak, 2008 | Basın Özeti 28 Ocak 2008 Basın Özeti28 Ocak, 2008 | Basın Özeti 27 Ocak 2008 Basın Özeti27 Ocak, 2008 | Basın Özeti 25 Ocak 2008 Basın Özeti25 Ocak, 2008 | Basın Özeti 24 Ocak 2008 Basın Özeti24 Ocak, 2008 | Basın Özeti | |||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
| ||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||