|
16 Mart 2007 Basın Özeti | |||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
11 Eylül saldırılarının ''başından sonuna kadar sorumlusu'' olduğunu itiraf ettiğine ilişkin ifade tutanağı açıklanan Halid Şeyh Muhammed'in anlatımları İngiltere gazetelerinde geniş şekilde irdeleniyor.
Independent gazetesi, El Kaide'nin üst düzey liderlerinden olduğu öne sürülen Halid Şeyh Muhammed'in Guantanamo'da askeri mahkemedeki oturum sırasında 30'dan fazla saldırı ya da eylem planından sorumlu olduğu açıklamasına kuşkuyla yaklaşıyor: ''Anlatımlarının ne kadarının işkence etkisinde olduğu açık değil. İkincisi bağımsız 11 Eylül Komisyonu üç yıl önce Şeyh Muhammed'in kendi kendini 'El Kaide'nin yıldızı, süper terörist' olarak gördüğü saptamasını yapmıştı.'' ''11 Eylül saldırılarının önde gelen ismi olduğu kuşku götürmez, Pentagon'un açıkladığı ifade tutanaklarına göre, gazeteci Daniel Pearl'ün başını da 'Mübarek sağ elimle kestim' diyor.'' ''Ama, bazıları gerçekleştirilen, bazılarına niyet edilen, ama bazıları da daha yeni ortaya çıkan 31 terörist saldırı ya da planlamasında yer almış olması pek olası değil.'' Halid Şeyh Muhammed'in kaybedecek bir şeyi olmadığını; muhtemelen yargılama aşamasında suçlu bulunup idam cezasına çarptırılacağını vurgulayan Independent, şöyle devam ediyor: ''Halid Şeyh Muhammed eğer idam edilecekse küçük bir terörist olarak değil, George Bush'un nitelemesiyle 21 yüzyılın ilk küresel çatışmasının mimarı olarak ölmenin çok daha iyi olduğunu hesaplamıştır.'' 'İsrail tecrit riskiyle karşı karşıya' Filistin'de hem El Fetih ve Hamas gerginliğini bitirmek hem de Batı'nın ambargosunu sonlandırmak amacıyla kurulan ulusal birlik hükümeti yarın parlamentoda oylanacak. Guardian'ın haberine göre, İsrail var olma hakkını tanımadığı ve şiddeti reddetmediği gerekçesiyle ulusal birlik hükümetini muhatap almamaya kararlı. Bu durum ise, yine Guardian'a göre, hükümetle belli ölçülerde temas kurmayı planlayan Avrupa Birliği ve İngiltere'yle İsrail arasında bir ''yüzleşme'', İsrail açısından ''tecrit'' riski taşıyor. Guardian, Amerikalı yetkililere atfen ''Washington'un ise bekleme aşamasında'' olduğunu yazıyor: ''Diplomatlara göre, Amerika Birleşik Devletleri ise, tam bir boykot kararına varmak üzereyken eşikten döndü ve Dünya Bankası ve Uluslararası Para Fonu IMF'de de görev yapmış olan reformcu maliye bakanıyla çalışmayı kabul etti. Üst düzey bir İngiliz diplomat ise, 'Şu anki izlenimim Amerikalıların yeni hükümetle çalışmaya niyetli olmadığı yönünde'' diyor.'' AB'nin Rusya'ya enerji bağımlılığı Rusya petrolünü Bulgaristan'ın Karadeniz kıyısından Yunanistan'ın Ege Denizi kıyılarına, oradan da uluslararası piyasalara taşıyacak petrol boru hattı anlaşmasına ilişkin ayrıntılar da gazetelerde yer alıyor. Boru hattının İstanbul ve Çanakkale boğazlarındaki yoğun tanker trafiğini hafifleteceğini kaydeden Guardian, ancak projenin Avrupa'nın Rus enerjisine bağımlılığını arttıracağı görüşünde: ''Rusya halen Avrupa'nın petrol ihtiyacının üçte birini, doğalgaz ihtiyacının ise yüzde 40'ını sağlıyor. Yeni anlaşma, Avrupa Birliği'nın Moskova'nın enerji sağlayıcı olarak ne kadar güvenli olduğuna ilişkin tereddütlerin arttığı bir dönemde Rus enerjisine bağımlılığını derinleştirecektir.'' ''Yunanistan Başbakanı Kostas Karamanlis ise boru hattının ülkesi ve Bulgaristan'ı dünya enerji haritasına yerleştirdiği görüşünde. Rusya'da devlete ait enerji şirketleri, projenin yüzde 51 hissesine sahip.'' ''Her ikisi de Avrupa Birliği üyesi olan Bulgaristan ve Yunanistan ise kalan yüzde 49'luk hisseyi eşit şekilde paylaşıyor.'' 'Genişleme en başarılı AB politikası' Economist dergisi, bu hafta 50'inci yaşını kutlayan Avrupa Birliği'ne ilişkin geniş bir dosya hazırlamış. Makalelerden biri de Avrupa Birliği'nin genişleme stratejisini irdeliyor ve Economist'e göre bu strateji Avrupa Birliği'nin en başarılı politikası. ''1980'lerin başında birliğe üyelik süreci Yunanistan, Portekiz ve İspanya'nın diktatörlüklerden demokrasiye yumuşak geçiş yapmalarında hayati rol oynadı. Yakın zamanda da Doğu Avrupa ülkeleri merkezi planlamaya dayalı komünist sistemden liberal demokrasiye dönüş yaptı.'' ''Balkanların batısındaki ülkelerse, Avrupa Birliği'ne tam üyelik umutları sayesinde 1990'ların kanlı dönemi ardından durulup istikrar yakaladı. Türkiye de, tam üyelik şansını arttırabilmek için siyasi, ekonomik ve toplumsal alanda toptan değişiklikler gerçekleştirdi.'' ''Gerçekten de, değerlerini arka bahçesine ihraç etme başarısı ölçeğinde irdelendiğinde, Avrupa Birliği'nin komşularına Amerika Birleşik Devletleri'nin Orta ve Güney Amerika ülkeleriyle olduğundan daha olumlu katkılar yaptığı söylenebilir. Bu ise büyük oranda genişlemenin ödül olarak kullanılması sayesinde oldu.'' 'Ama genişleme sorgulanıyor' Ancak son dönemde Avrupa'da genişlemenin sorgulandığını anımsatan Economist, bunun üç nedeni olduğu görüşünde: ''Birincisi, Avrupalı seçmenlerin genişlemeye karşı çıkması. İkincisi, bununla bağlantılı olarak özellikle Fransa, Avusturya ve Almanya'da hükümetlerin genişleme konusunda son 10 üyenin katılımı ardından heyecanlarını kaybetmiş olması. Üçüncüsü de, Avrupa anayasasının reddedilmesi.'' Genişleme tartışmaları yapılırken Türkiye'nin de gözardı edilemeyecek bir unsur olduğunun altını çizen Economist, en erken başvuru yapmış ve uygunluğu 1963 yılında kabul edilmiş olmasına karşın hala kapının dışında tutulmasının, Doğu Avrupalı adayların kendilerinden önce içeri alınmış olmasının Türkleri küstürdüğünün altını çiziyor. Dergi, ad vermeden bir Türk generalin ''Türkiye NATO yerine Varşova Paktı içinde 40 yıl harcamış olsaydı daha iyi durumda mı olurdu'' sorusunu gündeme getirdiğini de anımsatıyor. Avrupa Birliği açısından ise Türkiye, Kopenhag Kriterleri'ni karşılamaktan uzaktı. Ama Economist, 2002'de işbaşına gelen ılımlı İslamcı olarak nitelediği Adalet ve Kalkınma Partisi'nin kendisinden önceki laik hükümetlerden daha reformcu olduğunu kanıtladığı, anayasal ve yargı reformlarını parlamentodan geçirerek ödülünü de 2005 Ekim'inde üyelik müzakerelerinin başlamasıyla aldığı görüşünde. 'İlişkilerin kopması felaket olur' Ancak gelinen noktada ilişkilerin yokuşaşağı gitmekte olduğuna dikkat çeken Economist, özellikle Kıbrıs'a limanların açılmaması nedeniyle Türkiye'yle sekiz başlıkta müzakerelerin dondurulduğunu anımsatıyor. Avrupa Birliği'nin genişlemeden sorumlu yetkilisi Olli Rehn'e göre bu bir tren kazası değil. Dergi Hırvatistan'ın 2010 yılına kadar katılması ardından Türkiye'nin önünde birkaç seçenek olacağını vurguluyor ve bu seçenekleri de şöyle sıralıyor: ''Ya reformlara kaldığı yerden devam edecek, müzakereleri gelecek 10 yıl içinde tam üyelik hedefiyle rotasına yerleştirecek ya da yolunu Avrupa'dan tamamen başka yöne çevirecek.'' Economist'e göre, Türkiye'yle Avrupa Birliği arasındaki üyelik sürecinin kopmasının yan etkileri ise ''felaket'' olur: ''Kopma Kıbrıs sorunun çözüm umutlarını mutlaka sona erdirecektir. Daha da kötüsü, çoğu Müslüman Türkiye'nin üyelik umutlarının sonlanmasını bir Hıristiyan Kulübü'nün terslemesi olarak görecektir.'' ''Bu ise Batı'nın İslam dünyasıyla ilişkilerini daha da zedelemekle kalmayacak, halihazırda zaten yaşadıkları ülkelere karşı düşmanca tutum içinde olan Avrupa'nın kendi içindeki yaklaşık 15 milyon etkili Müslüman nüfusu da yabancılaştıracaktır.'' | İlgili haberler 15 Mart 2007 Basın Özeti15 Mart, 2007 | Basın Özeti 14 Mart 2007 Basın Özeti14 Mart, 2007 | Basın Özeti 13 Mart 2007 Basın Özeti13 Mart, 2007 | Basın Özeti 12 Mart 2007 Basın Özeti12 Mart, 2007 | Basın Özeti 11 Mart 2007 Basın Özeti11 Mart, 2007 | Basın Özeti 9 Mart 2007 Basın Özeti09 Mart, 2007 | Basın Özeti 8 Mart 2007 Basın Özeti08 Mart, 2007 | Basın Özeti 7 Mart 2007 Basın Özeti07 Mart, 2007 | Basın Özeti | |||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
| ||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||