|
3 Ağustos 2006 Basın Özeti | |||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
Financial Times gazetesi, İsrail Başbakanı Ehud Olmert'le yaptığı bir mülakata yer veriyor.
Olmert mülakatında İsrail'in Lübnan operasyonunda orantısız güç kullandığı suçlamalarını reddediyor: "İsrail'in kuzeyinde yaşayanlar Hizbullah'ın roketleri yüzünden 22 gündür sığınaklarda. Avrupa'daki hiçbir hükümet, aynı durumda İsrail kadar ölçülü davranmaz ve bizim gibi sınırlı tepki göstermezdi." İsrail Başbakanı Hizbullah'ın destekçileri İran ve Suriye'yi de üstü kapalı olarak tehdit ediyor: "Hizbullah'a gösterdiğimiz tepki sadece Lübnanlıların değil, İsrail'e füzelerle saldırma planları olan ülkelerin de kolektif hafızasına kazınacak. Gerektiğinde karşılık vereceğimizi ve bunun çok sert olacağını biliyorlar." Olmert, Lübnan'da konuşlandırılması planlanan uluslararası güçle ilgili olarak da şunları söylüyor: "Bu güçte İngiltere'nin yanı sıra diğer Avrupa ülkeleri ve Türkiye, Suudi Arabistan ve Mısır gibi Müslüman ülkelerin de birliklerini görmek istiyoruz. Bu uluslararası güce, Lübnan'dan masum İsraillilere yönelen şiddeti durdurmaya ve İran'ın uzantısı olan cinayet şebekesi Hizbullah'ı silahsızlandırmaya kararlı olan her ülke katılabilir." 'Uluslarararası güç de Türkiye de olsun' Ehud Olmert Times gazetesine mülakatında ise Lübnan'da konuşlandırılacak gücün daha önceki Birleşmiş Milletler barış gücüne benzememesi gerektiğini söylüyor. "Bu güç, Lübnan'a hoş vakit geçirmeye gelen emekli askerlerden değil, gerçek savaşçılardan, Birleşmiş Milletler'in Hizbullah'ın silahsızlandırılmasıyla ilgili kararını hayata geçirebilecek gerçek askerlerden oluşmalı. Ehud Olmert Times'a mülakatında Lübnan operasyonunda sivillerin öldürülmesini ise şöyle yorumluyor: 'Hizbullah'la İsrail arasındaki fark' "Her bir sivilin ölüm haberini kendi hanemize başarısızlık olarak yazıyoruz. Hizbullah'la aramızdaki fark da bu. Biz masum insanları öldürmeyi başarısızlık olarak görüyoruz, Hizbullah ise başarı olarak görüyor. "Ayrıca ölenlerin hangisinin masum hangisinin masum olmadığını nereden bilebiliriz. Bir orduyla karşı karşıya değiliz. Onları sivillerden ayırabileceğimiz üniformaları yok. Beyrut'un Hıristiyan mahallelerine hiç saldırmadık örneğin. Sadece Hizbullah'ın bize roket fırlattığı noktaları hedef alıyoruz." Independent gazetesi ise "Savaşın en küçük kurbanları" olarak tanımladığı, Lübnan'da ölen çocuklar için yardım kampanyası başlattığını duyururken bazı rakamlara yer veriyor: Lübnan'da ölen 615 kişinin yüzde 45'i, yaralanan 3 bin 225 kişinin yüzde 33'ü ve 965 bin Lübnanlı mültecinin yüzde 45'i çocuk." 'İsrail ABD'nin yaptığı hatayı yapıyor' Financial Times'a göre, strateji uzmanları, İsrail'in Lübnan'da, Amerika Birleşik Devletleri'nin Irak'ta yaptığı hatayı tekrarlamakta olduğunu söylüyor: "Askeri uzmanlara göre İsrail yüksek savaş teknolojisine ve taktik avantajına odaklandı kamuoylarının stratejik önemini görmezden geldi. "Merkezi Washington'da bulunan Uluslararası Stratejik Çalışmalar Merkezi'nden bir uzman, 'Bir savaşta, bir krizi sona erdirmede, öldürdüğünüz, ele geçirdiğiniz düşman sayısı kadar yerel, bölgesel ve küresel algılamalar da önemlidir. İsrail Lübnan'da bu gerçeğin farkına varamadı. Tıpkı Amerika'nın Kosova, Irak ve Afganistan'da farkına varamadığı gibi" diyor. 'Olmert zaferi faciaya dönüştürdü' İsrail'de yayımlanan Haaretz gazetesinin yazarı Nehemia Shtrasler Guardian'ın iktibas ettiği yazısında İsrail'de savaş meraklısı liderlerin bir zaferi faciaya dönüştürdüklerini savunuyor: İki İsrail askeri kaçırıldıktan sonra Hayfa'yı güçlü ve herkesi şaşırtıcı bir şekilde vuran İsrail, savaşı orada durduracak, zaferini ilan edecek ve masaya dönecekti. Çatışmaların başlamasından iki gün sonra St. Petersburg'da toplanan G-8 liderlerinin sunduğu dört maddelik barış planı kabul edilseydi şimdiki felaketler yaşanmayacaktı. "Bu plan uyarınca kaçırılan İsrailli askerler serbest bırakılacak, Katyuşa roketleri durdurulacak, İsrail güçlerini geri çekecek ve tutukladığı Hamas üyesi Filistinli bakan ve milletvekillerini serbest bırakacaktı." Independent yazarı Adrian Hamilton ise savaşın en ağır sonucunun, tüm bölgeye barış getirme umutlarının kaybedilmesi olduğunu belirtiyor: "Batı ve Kudüs, Orta-Doğu insanın hassasiyetlerini anlayamadıkları gibi Sünni-Şii ayrılığının nedenleri de kavrayamadılar. Savaşın en önemli sonuçlarından biri Orta Doğu'nun daha da radikalleşmesi, Şii ve Sünnilerin aynı dava etrafında birleşmesi ve Mısır, Ürdün, Kuzey Afrika ve Körfez'de Batı yanlısı hükümetlerin kamuoylarından ayrı düşmesi oldu. "Suudi Hükümeti, daha önce Hizbullah aleyhinde söylediği sözleri bir ölçüde geri almak zorunda kaldı. Riyad 2002'de Beyrut'ta önerdiği barış planının krizin çözümünde tek alternatif olduğunu duyurdu. "Bu plan İsrail'in 1967 öncesi sınırlarına çekilmesi karşılığında tüm Araplar tarafından tanınmasını öngörüyordu. Ama şimdi tıpkı Beyrut gibi kalıcı barış umutları da harabeye dönmüş durumda." 'Tedavi hastalıktan daha kötü' Guardian yazarı Timothy Garton Ash ise, Batı'nın Orta Doğu'yu demokratikleşme stratejisini gözden geçirmesi gerektiğini belirtiyor: "Bush yönetimi terörü durdurmanın çaresinin Orta Doğu'da demokrasiyi yaymak olduğunu söylüyor. Bir terör örgütü demokratik yöntemlerle seçim kazanıp iktidara gelirse ne olacak. "Bu çelişki görmezden gelinecek ve böyle bir şey olmamış gibi davranılacak. Bush'un Arap ve İslam dünyasını demokratikleşme çabası başından beri yanlış hedefe odaklanan, naif ve kovboyvari bir proje. İstikrasızlığı daha da artıran teröristleri ve aşırıları iktidara getiren bir proje. Yani tedavi, hastalığın kendisinden daha beter." Guardian yazarı Ash, Avrupa ülkelerinin yaklaşımını da eleştiriyor. "Bu projenin alternatifi şu anda Avrupa'nın yaptığı gibi, 'Kendimize bulabildiğimiz kadar müttefik bulalım. Despot olsun ama bizim adamımız olsun. Biz kendi çıkarlarımıza bakalım' anlayışı da olmamalı. "2008'de Amerika'da işbaşına gelirlerse Demokratlar da bu yaklaşımı benimseyebilirler. Birçok Demokrat Partili şimdiden Eğer Orta Doğu'da demokratikleşme Irak, Hizbullah ve Hamas demekse hiç denemesek daha iyi olur" diyorlar. "Gelecek ABD Başkanı Orta Doğu'yu demokratikleştirme projesinden vazgeçebilir. Ama biz vazgeçmemeliyiz. Demokrasinin azı tehlikelidir. Şu gerçeği kabul etmemiz gerekiyor. Askeri işgallerden demokrasilerin filizlenmesi istisnai bir durumdur. Almanya ve Japonya örneğinde olduğu gibi. "Demokrasi inşa etme hedefi askeri müdahaleyi haklı çıkarmaz. Halklar kendi özgürlük yollarını kendileri bulmalıdır. Bizim görevimizde de onları desteklemek olmalıdır." | İlgili haberler 2 Ağustos 2006 Basın Özeti02 Ağustos, 2006 | Basın Özeti 1 Ağustos 2006 Basın Özeti01 Ağustos, 2006 | Basın Özeti 31 Temmuz 2006 Basın Özeti31 Temmuz, 2006 | Basın Özeti 30 Temmuz 2006 Basın Özeti30 Temmuz, 2006 | Basın Özeti 28 Temmuz 2006 Basın Özeti28 Temmuz, 2006 | Basın Özeti 27 Temmuz 2006 Basın Özeti27 Temmuz, 2006 | Basın Özeti 26 Temmuz 2006 Basın Özeti26 Temmuz, 2006 | Basın Özeti 25 Temmuz 2006 Basın Özeti25 Temmuz, 2006 | Basın Özeti | |||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
| ||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||