|
31 Temmuz 2006 Basın Özeti | |||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
İngiltere gazetelerinin tümü, İsrail uçaklarının Lübnan'ın güneyindeki Kana kasabasında çoğu çocuk 50'den fazla sivilin ölümüyle sonuçlanan saldırısını manşete çıkarmış.
Ve gazetelerin neredeyse hepsinin baş sayfasında aynı fotoğraf yer alıyor; sığınak delen bombayla yerle bir edilen üç katlı binanın yıkıntıları arasında, kucağında bir kız çocuğunun cesedini taşıyan adamın çaresizliğini yansıtıyor fotoğraf. Independent, bu fotoğrafın altında "Buna daha ne kadar izin verebiliriz?" diye soruyor. Sayfayı çevirdiğinizde ise başka bir soruyla karşılaşıyorsunuz . Kana halkının sitemini yansıtan bir soru: "Allah aşkına, biz bunu hak edecek ne yaptık?" Gazete bombardımandan sonra öfkeli kalabalığın Beyrut'taki Birleşmiş Milletler binasına saldırdığını, dünyanın bir çok yerinde İsrail'i kınama gösterileri yapıldığını yazıyor. Londra'daki Trafalgar meydanında yapılan gösteriyle ilgili haberde, "Hepimiz Hizbullah'ız... İsrail'i Boykot Edin' yazılı dövizin yanında duran ve kendisini Siyonizme karşı bir Yahudi olarak tanımlayan bir Haham'ın fotoğrafı yer alıyor. Independent, İsrail Başbakanı Ehud Olmert'in dün görüştüğü Amerikan Dışişleri Bakanı Rice'tan operasyonu devam ettirmek için bir hafta daha süre istediğini belirtiyor. Gazetenin başyazısında ise Lübnan krizinde Amerikan Başkanı George Bush'la birlikte aynı safta yer alan Tony Blair eleştiriliyor: 'İsrail'in stratejisi geri tepti' "İsrail'in Hizbullah'ı zayıflatma stratejisi geri tepti. Bu saldırganlık, en fazla Hizbullah'a hizmet ediyor. Saldırılar, İsrail'in eski Hıristiyan müttefikleri dahil tüm Lübnanlıları Hizbullah'ın kucağına itiyor. "Şimdi Lübnan'da ya da Lübnan dışında, Hizbullah'ın silahsızlandırılması için kim baskı yapacak. Arap dünyasında Hizbullah karşıtı sesler artık duyulmuyor. Sonuçta bu krizden Hizbullah, daha da güçlenmiş olarak çıkacak. "Birleşmiş Milletler'den acil ateşkes çağrısı içeren bir kararın çıkması için baskı artıyor. İngiltere ve ABD böyle bir kararı ya desteklemek ya da veto etmek zorunda kalacak. İngiltere, İsrail ve Amerika'ya sınırsız desteği nedeniyle her zamankinden daha fazla yalnızlığa itilmiş durumda. "Blair, artık bu siyasette bir yol ayrımına gelindiğini anlamalı ve acil ateşkes isteyen dünyanın sesine kulak vermeli. Aksi halde Blair'in siyasi mirası, Lübnan'ın yıkımı ve Kana'da enkazdan çıkarılan çocukların cesetleriyle birlikte anılacak." Guardian gazetesi de taş kesmiş çocuk cesetlerine eşlik eden haberinde Kana'daki binayı vuran bombanın Amerikan yapımı olduğu ayrıntısına yer veriyor. Gazete başyazısında Kana'nın Nisan 1996'da da benzer bir saldırıya hedef olduğunu, Birleşmiş Milletler'e ait bir binaya saklanan 102 Lübnanlı sivilin, İsrail bombardımanında hayatını kaybettiğini hatırlatıyor. Başyazı şöyle devam ediyor: "O zaman bu saldırının niçin bir savaş suçu olarak görülmediğini sormuştuk. Aynı soru bugünkü saldırı için de geçerli. İsrail'in bu politikası o zaman sonuç vermemişti. Bugün neden amacına ulaşsın ki?" Guardian'da yazan eski İşçi Partisi hükümeti danışmanlarından David Clark ise, "Kimse savaş suçlarına ses çıkarmazken terör nasıl lanetlenebilir" diyor: 'İsrail savaş suçu işliyor' "Lübnan'da amaç, Hizbullah'a sırtlarını dönmelerini sağlayabilmek için Lübnan halkına olabildiğince zarar vermek ve acı çektirmek. Bu terörizm değilse nedir. Bu alenen savaş suçudur. Bu yüzden kimden gelirse gelsin terörün her türlüsünü lanetleyinceye kadar Blair ve Bush'un, ikiyüzlü bir şekilde terörün ne kadar kötü bir şey olduğunu söylemeye hakkı yok." Daily Telegraph gazetesi ise Condoleezza Rice'ın acil ateşkes sözcüğünü telaffuz etmeden çatışmaların bir an önce durdurulması gerektiği yolundaki sözlerini öne çıkarıyor. Gazete bu sözleri, Washington'un şimdiye kadar ısrarla sürdürdüğü İsrail'e destek politikasında "ilk çatlak" diye yorumluyor. Daily Telegraph'a göre, bu açıklama, askeri amaçlarına ulaşabilmesi için İsrail'e istediği kadar zamanın verilmeyeceği anlamına geliyor. Aynı gazetede yer alan bir başka yorumda ise İsrail yönetimindeki asker-sivil ilişkisi değerlendiriliyor. 'İsrail'de askerlerin rolü' "İsrail'de birçok general, emekli olduktan sonra siyasete girer. Askeri geçmişe sahip olmak, siyasetçiler için bir avantajdır. Son İsrail başbakanları Ariel Şaron, Ehud Barak ve Yitzak Rabin asker kökenliydi. "Son Lübnan operasyonunda, İsrail'de kararları askeri geçmişleri olmayan Başbakan Olmert ve eski sendikacı Savunma Bakanı Amir Peretz alıyor. Bir İsrailli akademisyene göre, askerler başbakan ve savunma bakanının tecrübesizliğinden yararlanıyor olabilirler. "İsrail 2000'de Lübnan'dan çekildikten sonra askerler, Hizbullah'ın sınırda güçlenmeye başladığını ve bir şeyler yapılması gerektiğini söyledi. Ordu Hizbullah için savaş planları hazırlarken, İsrail'in önceliği Batı Şeria ve Gazze'deki Filistin ayaklanmasıydı. "İntifadada zor günlerin geride kalmasından sonra Hizbullah yeniden gündeme geldi. Hizbullah'ın üç hafta önce iki İsrail askerini kaçırmasıyla askerlerin beklediği an geldi ve savaş planları yürürlüğe kondu. "Olmert ve Peretz, askeri deneyimleri olmamasının, terörle mücadelede yumuşak davranacakları anlamına gelmediğini göstermek için bu planlara yeşil ışık yaktı. "Generaller savunma bakanını devre dışı bıraktı. Ancak Olmert, askerin desteğini almayı başardı. Hatta generallerin kara harekâtının genişletilmesi önerisini reddederek emirleri seçilmiş bir sivilin verdiğini gösterdi." 'Arap dünyasında ABD karşıtlığı artıyor' Financial Times İsrail'in Lübnan saldırılarının ve Rice'ın Orta Doğu'nun geleceğiyle ilgili yorumlarının Arap dünyasında Amerikan karşıtlığını daha da ileri bir noktaya taşıdığını belirtiyor: "Kana saldırısı dünyaya Lübnan operasyonunun trajik yüzünü gösterirken, Arapların ateşkesi engelleyen ABD'ye öfkesi iyice artıyor. Rice'ın geçen hafta Lübnan'da yaşananları 'Yeni bir Orta Doğu'nun doğum sancıları' olarak nitelemesi ardından Araplar, Amerika'nın İsrail'le birlikte Lübnan ve Filistin’deki direniş hareketlerini saf dışı bırakarak bölgede hegemonyalarını kurmaya çalıştığını düşünüyor. "Bir uzmana göre, Washington, demokrasiyi ilerleterek yeni bir Orta Doğu yaratmayı, demokrasiyi istemeyen gayrimeşru aktörleri etkisizleştirmeyi amaçlıyor. Arap hükümetleri, Washington'un onlardan olmalarını istediği yerde. "Ama sorun, bölge halklarının hükümetleriyle aynı görüşte olmaması. Rice, Lübnan'da Hizbullah'ın silahsızlanmasını ve Lübnan'da demokrasinin filizlenmesini sağlayacak kalıcı bir ateşkes istediklerini söyledi. "Ancak dünyanın büyük bir bölümü, bunu 'Washington, Hizbullah'ı vurması için İsrail'e zaman tanıyor' diye yorumladı. İsrail saldırılarını sürdürdükçe Hizbullah'a destek artarken, Amerika'nın desteklediği Lübnan hükümetine güven azaldı. "Beyrut'ta yayımlanan bir araştırmaya göre, Lübnanlıların yüzde 87'si Washington'un dürüst bir arabulucu olmadığına inanıyor. Financial Times, Lübnan'la ilgili haberlerinde İngiltere'de yayımlanan başka bir kamuoyu yoklamasının sonuçlarına yer veriyor. Gazeteye göre, Lübnan krizinden sonra Başbakan Tony Blair'in halk desteği iktidara geldiği günden bu yanaki en düşük seviyeye indi. Irak'ın işgalinden bu yana ABD Başkanı Bush'a koşulsuz destek vermekle eleştirilen Blair'i başarılı bulanların oranı yüzde 23. Gazete Avam Kamarası'ndan sorumlu kabine üyesi ve eski Dışişleri Bakanı Jack Straw'un İsrail'in saldırılarını sürdürmesinin Lübnan'ı daha da istikrarsızlığa sürükleyeceği yolundaki açıklamasının Blair'i kendi partisi içinde de yalnızlığa ittiğini belirtiyor. Gazeteye göre, Başbakan Blair ise kabinede çatlaklar olduğu yorumlarını reddediyor. | İlgili haberler 30 Temmuz 2006 Basın Özeti30 Temmuz, 2006 | Basın Özeti 28 Temmuz 2006 Basın Özeti28 Temmuz, 2006 | Basın Özeti 27 Temmuz 2006 Basın Özeti27 Temmuz, 2006 | Basın Özeti 26 Temmuz 2006 Basın Özeti26 Temmuz, 2006 | Basın Özeti 25 Temmuz 2006 Basın Özeti25 Temmuz, 2006 | Basın Özeti | |||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
| ||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||