|
21 Temmuz 2006 Basın Özeti | |||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
Independent gazetesi bu sabah manşetinden soruyor: ''Orta Doğu'da acil ateşkes ilanını kimler destekliyor?''
Gazete, Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Kofi Annan'ın ''Lübnan halkının toplu halde cezalandırılmasının durması gerektiği'' açıklamasını aktarırken, ateşkese destek veren ve karşı çıkan ülkeleri bir grafikle anlatıyor. İkiye bölünmüş olan sayfanın sol tarafında ateşkesi destekleyen, Türkiye dahil 177 ülkenin bayrağı var. Ateşkese karşı çıkan ülkelerin bulunduğu sayfanın sağ tarafı hemen hemen boş. Yalnızca üç ülkenin, İsrail, Amerika Birleşik Devletleri ve İngiltere'nin bayrakları var. Alman basınında ise ateşkes konusunda farklı görüşler dile getiriliyor. Frankfurter Algemeine Zeitung ''ateşkesin vaktinin gelip gelmediği'' konusunda tereddütlü. ''Geçmiş tecrübeler, geçici çözümlerin er ya da geç sadece yeni çatışmalara hatta yeni savaşlara yol açtığını gösteriyor. Öte yandan İsrail saldırıları kapsamlı bir çözümün önkoşullarını yaratabilir.'' ''Lübnanlıların çektikleri acılar dikkate alındığında acımasız görünebilir ama Birleşmiş Milletler ya da Lübnan ordusu değil, ancak İsrail kesin olarak Hizbullah'ı zayıflatabilir.'' Yine Almanya'dan Die Tageszeitung ise tam aksini savunuyor. ''Ateşkes gerekli'' başlıklı yazısında gazete, İsrail saldırılarının Hizbullah'tan çok Lübnan halkını vurduğunun altını çiziyor. 'Lübnan'a ihanet' Independent gazetesi ise başyazısında, Lübnan ulusunun ihanete uğradığı görüşünde. Saldırılar başladığında İsrail Genelkurmay Başkanı'nın işgal yıllarına gönderme yaparak ''tarihi 20 yıl geriye almaktan söz ettiğini'' anımsatan Independent, ''bu süreç hemen hemen tamamlanmak üzere. İsrail saldırıları Lübnan'a diz çöktürdü'' diyor ve şöyle devam ediyor: ''Lübnan, daha yakın zamana kadar sedir ağacı devrimi nedeniyle yere göğe konulamıyordu. Anlaşılan Lübnan'ın demokratik devrimine ilişkin bütün güzel sözler, başbakanımızın ifade ettiği gibi ''sadece konuşmalardan'' ibaretti. Amerika'nın Lübnan'a ihaneti ise tam bir utanmazlıktır.'' ''Sadece üç ay önce ABD Başkanı George Bush, Lübnan Başbakanı'nı Beyaz Saray'da ağırlamış ve Lübnan halkına övgülerini sıralamıştı. Amerika'nın Lübnan'la dayanışması nerede şimdi?'' Independent, Hizbullah'ın sorumluluğunu kimsenin gözardı etmediğini, İsrail askerlerinin kaçırılmasının açık bir kışkırtma olduğunu vurgularken, ama son olayın iki eşit güç arasında bir savaş olmadığını kaydediyor: ''Hizbullah, İsrail'in sık sık bizlere anımsattığı gibi, 'terörist' bir örgüt. Lübnan topraklarında faaliyet gösteren, mesuliyetsiz bir grup. İsrail ise bir devlet. Eğer İsrail, Hizbullah'ın etkinliğini yok etmek istiyorsa, meşru Lübnan hükümetini destekleyip güçlendirmeye çalışırdı.'' ''Amerika Birleşik Devletleri liderliğindeki uluslararası toplumdan da beklenen buydu. Ama bunun yerine İsrail, Lübnan halkına gaddarca davranırken uluslararası toplum geride bekledi ve zaten alev alev olan Orta Doğu'ya daha çok benzin döktü.'' 'Blair ile Dışişleri arasında çatlak' Guardian manşetinden duyurduğu haberinde, İsrail'in Lübnan'a yönelik saldırılarına karşı izlenen tutum nedeniyle İngiltere Başbakanı Tony Blair ile Dışişleri Bakanlığı arasında çatlak oluştuğunu aktarıyor. ''Tony Blair, İsrail'e desteğini kamuoyu önünde güçlü şekilde ifade ediyor. Başbakanlık, Washington'un Hizbullah'ın askeri kapasitesini zayıflatmak için İsrail'e zaman tanınmasını öngören tutumuna desteğini değiştireceği yönünde bir işaret vermiyor.'' ''Ancak geleneksel olarak Arap yanlısı olmakla ün kazanan Dışişleri Bakanlığı ise, özel olarak İsrail'in stratejisi ve bu stratejinin Orta Doğu'nun genelinde yaratacağı etki konusunda kuşkulu. Dışişleri'nin kaygısı İsrail saldırılarının amaca hizmet etmemesi, orantısız olması ve Lübnan hükümetinin istikrarını tehdit etmesi.'' 'Blair'in sessizliğinin bedeli' Times yazarı Mary Ann Sieghart, Tony Blair'in sessiziliğini ''şok edici'' buluyor. İsrail'in en katı destekçilerinin bile Lübnan'a yönelik saldırıların arzulananın tam tersi bir etki yapacağını farketmiş olması gerektiğini, Hizbullah'ın kaybettiği her bir militanın yerine, mücadelesi için en az 10 yeni militan bulacağını belirten Times yazarı özetle şöyle devam ediyor: ''Blair'in sessizliği dünyaya ama özellikle de İngiltere'nin Müslüman toplumuna güçlü bir mesaj gönderecektir. İsrail'in aşırı tepkisini kınamayarak Başbakan Blair, kendi kendini bu eylemlerin müttefiki haline getirmektedir.'' ''İngiltere'nin radikalleşen genç müslümanları için daha güçlü bir malzeme olabilir mi? ''Hükümetiniz sizleri ve sizlerin dindaşlarını umursamıyor. Bu kutsal amaç uğruna Müslümanları savunmak için harekete geçmelisiniz'' diyeceklerdir. Dehşet verici bir durum. Amerika'nın tutumuyla kendi arasına çok az bile olsa bir mesafe koymayarak Blair, ülkemizin güvenliğini tehlikeye atıyor.'' ''İsrail'le gizli bir diplomasi yürütüyor olsa bile, bu durumun bizler için bir bedeli yok değil. Kendisi başbakanlıktan ayrıldıktan uzun bir süre sonra bile biz bu faturayı ödüyor olabiliriz.'' 'İsrail'i eleştirmek Yahudi karşıtlığı mı?' İspanyol basınında, Başbakan Jose Luis Zapatero'nun odağında olduğu bir Yahudi karşıtlığı tartışması var. Zapatero, Sosyalist Parti'nin bir kongresinde İsrail'in saldırılarını eleştiriyor ve yine aynı toplantıda bir genç, Başbakan Zapatero'nun omzuna eski Filistin lideri Yaser Arafat'la özdeşleşen bir kefiye sarıyor. Başbakan'ın omzunda kısa bir süre duran kefiyeyle fotoğrafının yayınlanması, İspanya'da bir siyasi tartışma başlatmışa benzer. El Periodico gazetesi, olayı bir hata olarak görüyor, ama İsrail büyükelçisini ve muhalefetteki Halkçı Parti'yi tepkileri nedeniyle eleştiriyor. Gazeteye göre, Lübnan'da 300'den fazla sivilin hayatını kaybetmiş olması İsrail'e durması çağrıları yapmak için gereken ahlaki yetkiyi veriyor. El Pais de aynı fikirde. ''Lübnan'ın bombalanması Hamas ve Hizbullah'ın kışkırtmalarından daha haklı görülemez. Kimse, politikasının sorgulanmasını reddetmek için kendini 'evrensel bir günah keçisi statüsünün' arkasına saklamasın.'' ''İsrail hükümetinin politikalarını eleştirmek Yahudi karşıtlığı değildir.'' El Mundo gazetesi ise, ''kefiye olayının bahanesi olamaz'' görüşünde ve Başbakan Zapatero'yu, İspanya diplomasisi için en münasebetsiz zamanda, çevresine genç Filistin destekçilerini alarak sorumsuzca davranmakla suçluyor. 'Türkiye AB krizi yakın' İngiltere'de yayımlanan Economist, Türkiye ile Avrupa Birliği arasında olası krizin yaklaştığı uyarısında bulunuyor. Dergiye göre, potansiyel kriz konuları, Kıbrıs ve Türkiye'de reformların yavaşlaması. Reformlar konusunda Ankara'yı, Kıbrıs konusunda ise Brüksel'i eleştiren Economist, Türkiye'nin gelecek yıl seçime gideceğini hatırlatıyor ve Avrupa yanlısı olmanın pek oy getirmeyeceğini, Türk milliyetçiliğinin ise bir hayli oy kazandıracağını vurguluyor. Dergi şöyle devam ediyor: "Avrupa Birliği ve Türkiye, sonbaharda Kıbrıs konusunda karşı karşıya gelecek olmasa tüm bunlar ile başedilebilirdi belki. Avrupa Birliği Türkiye'den liman ve havaalanlarını bu yıl sonuna kadar tüm üyelere açmasını talep ediyor.'' ''Türkiye ise Kıbrıs'ın bir yarısı ambargo altındayken, diğer yarısına limanlarını açmasının haksızlık olacağını savunuyor, ki bu da gayet mantıklı. Doğal çözüm iki tarafın aynı anda harekete geçmesi olacaktır.'' ''Ne var ki Avrupa Birliği, Gümrük Birliği anlaşması ile ticaret ambargosu arasında bir bağ olmadığını savunuyor. Yani kendisi verdiği sözü tutmazken, Türkiye'den sözünü tutmasını istiyor." Economist'in önerisi ise, krizin Türkiye'deki seçimlerin sonrasına ertelenmesi. 'Kaplanların soyu tehlikede' Guardian, önde gelen uluslararası çevre örgütlerinin hazırladıkları bir raporu aktarıyor. Kaplanların soyu sanıldığından daha hızlı tükeniyor rapora göre. Ayrıntılar şöyle: ''Gezegenin en esrarengiz yaratıklarından kaplanlar, soyu tükenmekte olan canlılar listesinin bir süredir ilk sırasında. Doğal Hayatı Koruma Vakfı'nın dönüm noktası olarak görülebilecek yeni raporuna göre, kaplanların yaşama alanları 10 yıl öncesine göre neredeyse yarı yarıya azaldı. ''Bir zamanlar yaşam alanları Asya'da Türkiye'nin doğusundan Rusya'nın uzak doğusuna kadar uzanan kaplanlar şimdi yoğun olarak Hindistan'da yaşıyor. Ancak buradaki durum da kaplan türü açısından parlak değil. Hindistan, dünyanın kaplan nüfusunun yüzde 60'ına evsahipliği yapıyor. 19'uncu yüzyılda yaklaşık 100 bin olan kaplan nüfusu, şimdi 3 bin 600'a düşmüş durumda.'' | İlgili haberler 20 Temmuz 2006 Basın Özeti20 Temmuz, 2006 | Basın Özeti 19 Temmuz 2006 Basın Özeti19 Temmuz, 2006 | Basın Özeti 18 Temmuz 2006 Basın Özeti18 Temmuz, 2006 | Basın Özeti 17 Temmuz 2006 Basın Özeti17 Temmuz, 2006 | Basın Özeti 16 Temmuz 2006 Basın Özeti16 Temmuz, 2006 | Basın Özeti 14 Temmuz 2006 Basın Özeti14 Temmuz, 2006 | Basın Özeti 13 Temmuz 2006 Basın Özeti13 Temmuz, 2006 | Basın Özeti 12 Temmuz 2006 Basın Özeti12 Temmuz, 2006 | Basın Özeti | |||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
| ||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||