BBCTurkish.com
NEWS
SPORT
WEATHER
Son güncelleme: 12 Nisan, 2006 - TSİ 08:06
Bu sayfayı arkadaşıma gönderYazıcı için
12 Nisan 2006 Basın Özeti
Nükleer klübün yeni üyesi İran, yabancıların eline geçen bir İngiliz markası daha -ama kimin umrunda?, Ciaou Berlusconi! Kim sevindi, kim üzüldü?, AB'nin çekim gücü merkez sola mı kayıyor?

İngiltere gazeteleri

Nükleer klübün yeni üyesi

''İran'' diyor Times, ''bombaya bir adım daha yaklaştı''. Guardian'ın manşetinde de aynı konu var. ''İran ilan etti'' diye yazıyor Guardian:

''Nükleer klüpte biz de varız''.

Guardian, Batılı ülkelerin İran'ın bu kadar hızlı ve başarılı biçimde uranyum zenginleştirmesine şaşırdığını yazıyor. Ama bomba yapmaya ne kadar yaklaştı? Guardian altını çiziyor: ''İran'ın ürettiğini iddia ettiği zenginleştirilmiş uranyum nükleer yakıt olarak kullanılabilir fakat atom bombası için gerekli olan miktarın çok uzaklarında.'' Buna karşın Guadian uyarıyor:

''Tahran'daki muzaffer hava Amerikalı şahinlerin elini güçlendiriyor''

İngiliz markaları ne kadar İngiliz?

Geçelim Independent'a ve İngiltere'nin iç gündemine. İki tam sayfada yer alan haber yorum, ''Bir zamanlar İngilizdik'' diye şakadan hayıflanıyor. Çünkü İngilizlerin çocukluktan beri kendilerinin bildiği ünlü bir marka daha yabancılar tarafından satın alındı.

Ayaküstü patates kızartması ve balık, Türkiye için dönerci dükkanı ne demekse, İngiltere için de aynı şey demek. Ama bu yemeğin lokanta zinciri Harry Ramsden's, artık bir Avustralya-İsveç ortaklığının...

Independent, çok farklı alanlarda İngiltere'yle özdeşlemiş türlü markanın esasında yabancıların elinde olduğunu sıralıyor. Kalbur üstü otomobillerin şahı Rolls Royce, Almanların elinde. Jaguar ise Ford'a, yani Amerikan sermayesine satılalı epey oluyor. Futbol takımı Manchester United da bir Amerikalı tarafından satın alındı. Geleneksel İngiliz birası Bass Ale, artık Belçikalıların. Thames Water, yani su işletmesinin sahibi, bir Alman şirketi. Kozmetik devi Body Shop, Fransızlar tarafından daha yeni satın alındı.

Bu uzun listede daha nice başka marka da var. Independent, bu tablo karşısında İngilizlerin deyim yerindeyse kılının bile kıpırdamadığına dikkat çekiyor. Gazete, oysa kıta Avrupa'sında yabancıların el attığı büyük markaların toplumda huzursuzluk yarattığını ve siyasetçileri alarma geçirdiğini söylüyor.

Independent örnek olarak İngiliz telekom şirketi Vodaphone'un Alman Mannesmann'ı 1999 yılında satın alışı sırasında Almanya'da işçilerin kitlesel gösterilerle protestolar düzenlediğini; ya da daha yakın zamanda Amerikan Pepsi firmasının Fransızların devasa gıda şirketi Danone'a göz diktiği haberlerinin Paris'te hükümete uykusuz geceler çektirdiğini yazıyor.

Independent'a göre İngiltere'deki farklı durum, kapitalizme tam kucak açmış bir zihniyete sahip olunmasından kaynaklanıyor.

Independent, İngiltere'de iş dünyasının dişlililerinin milliyetçi duygulara göre değil, paranın kurallarına göre döndüğünü; ve ekonominin uluslararası doğasından korkulmadığını yazıyor. Gazete, ''Ve bundan dolayı'' diye biraz böbürlenerek ekliyor, ''İngiltere'de -Fransa'nın aksine- işsizlik düşük.''

Ciaou Berlusconi!

Peki Independent'ın bu sabahki manşeti ne mi? Silvio Berlusconi'nin fotoğrafının üstünde iri puntolarla, ''Babanın sonu'' diye yazıyor Independent.

Gazete, Berlusconi hakkında pek de olumlu şeyler düşünmediğini açıkça belli ediyor. Çünkü burada baba ile kastedilen, mafya babası.

Franız basınından Liberation ise Berlusconi'nin kaybettiği açıklanan seçim sonuçları karşısında neredeyse sevinç çığlıkları atıyor. Sol eğilimli Liberation bu sabah başyazısında, ''Ciaou Silvio'' diyor: ''Roma'dan güzel bir haber aldık!''

Ama ihtiyatlı bir mutluluk bu. Merkez sol lider Prodi'nin bıçak sırtındaki galibiyeti, Liberation'a göre, meşruiyeti sorgulanan hükümetini zorluklarla karşı karşıya bırakabilir. Gazete gene de İtalya'dan gelen seçim sonuçlarının, ve Fransa'da hükümetin tartışmalı çalışma yasasına geri adım attıran öğrenci ve sendika hareketinin, Avrupa Birliği'nin çekim merkezinin sosyal demokrat sola doğru kaydığı varsayımını güçlendirdiği inancında.

Gene Fransız basınından Le Figaro ise, Romano Prodi'yi kıl payı farkla iktidara taşıyan oy çoğunluğunun ''kırılgan'' bir hükümete işaret ettiği kanısında.

Figaro, ''Prodi'nin işi zor'' diyor. Fakat İngiltere'den Guardian, bu yorumun gereğinden fazla kötümser olduğu görüşünde.

''Başa baş geçen bir seçim yarışı, ortaya güçsüz bir hükümet çıkaracak diye bir kural yok'' diyor Guardian: ''Örnek olarak Angela Merkel liderliğinde özgüvenini yeniden kazanan yeni Alman hükümetine bakın''.

Alman gazeteleri de İtalya konusunda bu görüşe hak veriyor mu peki? Sueddeutsche Zeitung'ta, ''Bölünmüş bir İtalya'' diye okuyoruz.

Gazete, hatta bunun da ötesinde İtalya'nın tam ortasından ikiye ayrılmış bir ülke olarak sandıklardan çıktığını düşünüyor.

Sueddeutsche Zeitung'a göre, bu sonucun hem umut veren, ama hem de hayal kırıklığı yaratan iki ayrı yönü var.

İtalya'yı bir ''televizyon demokrasisi'' diye nitelendiren Alman gazetesi, ''ama görüyoruz ki gene de içerik, görünüşe üstün geldi.'' diyor. ''Ancak'' diye devam ediyor, ''her iki İtalyandan birinin başka bir demokraside oy verilmesi imkansız bulunacak bir lideri -Berlusconi'yi- desteklemesini nasıl açıklamalı?''

Blair ve Putin ''bir dost kaybetti''

Acaba Avrupa basınında Berlusconi hakkında güzel birkaç satır da yok mu? Almanya'dan Die Welt'in olumlu gözlemleri var.

Berlusconi hükümetinin beş yıllık görev süresini dağılmadan doldurduğunu yazan Die Welt, İtalya'nın İkinci Dünya Savaşı'ndan bu yana ilk defa böyle bir şeyle karşılaştığına dikkat çekiyor. Gazete, ''Bu bile'' demiş, ''İtalya'nın siyasi kültüründe kendi başına bir tür devrim demek.''

İngiltere'den Independent, Berlusconi'nin yenilgisi ardından İngiltere Başbakanı Tony Blair'in Irak konusunda Avrupa'da yapayalnız kaldığını yazıyor. Romano Prodi, Irak'taki İtalyan askerleri en kısa sürede geri çekeceğini vaadederek bu hususta tavrını açıkça ortaya koydu.

Gazeteye göre Avrupa'da Tony Blair'e Irak savaşı desteği veren tek lider olarak geriye Berlusconi kalmıştı. Independent, son savaş müttefiğini de kaybetmenin yanısıra, Berlusconi'nin Sardinya'daki villasında geçirilen bedava tatillere de Tony Blair ve ailesinin veda etmesi gerekeceğini söylüyor.

Liderlerinin yakın bir dostunu kaybettiğini düşünenler arasında Rus basını da var. Komsomolskaya Pravda, İtalya'daki seçimler ardından Rusya Federsayonu Başkanı Vladimir Putin'in Avrupa'daki yakın dost çevresinin fire verdiği yorumunu yazıyor.

Pravda, ''Enerjik bir reformcu'' diyerek övdüğü Silvio Berlusconi'nin Rusya ile İtalya arasındaki özel ilişkileri geliştirmeye her zaman vurgu yaptığını, ve Putin'e bir dost olarak davrandığını belirterek, ''iki ülke arasında bazı büyük anlaşmalara imza atıldı, gelecek vaadeden ekonomik projeler gündeme geldi, ama şimdi Prodi iktidarı altında bu planların kaderi meçhul'' diyor.

Rossiyskaya Gazeta da Berlusconi'nin gidişine Rusya'da duyulan üzüntüyü yansıtıyor:

''Vladimir Putin'le arasında hiçbir anlaşmazlığın bulunmadığı tek Avrupa Birliği lideri Berlusconi'ydi'' diyor Rus gazetesi, ''Putin'in iç siyasetteki sorunlarına hep anlayışla bakmış, hatta Moskova'yı uluslararası arenada savunmuştu.''

Gazete, Prodi hükümetinin ise Rusya ile ilişkileri ''karmaşıklaştıracağını'' tahmin ediyor.

İlgili haberler
10 Nisan 2006 Basın Özeti
10 Nisan, 2006 | Basın Özeti
9 Nisan 2006 Basın Özeti
09 Nisan, 2006 | Basın Özeti
7 Nisan 2006 Basın Özeti
07 Nisan, 2006 | Basın Özeti
6 Nisan 2006 Basın Özeti
06 Nisan, 2006 | Basın Özeti
5 Nisan 2006 Basın Özeti
05 Nisan, 2006 | Basın Özeti
4 Nisan 2006 Basın Özeti
04 Nisan, 2006 | Basın Özeti
BAŞLICA HABERLER
Bu sayfayı arkadaşıma gönderYazıcı için
Programlarımız|Frekanslarımız|Türkçe Bölümü hakkında|İşbirliği|Bize ulaşın
BBC Copyright Logo^^ Başa dön
Haberler | Basın Özeti | Dünyaya Açılan Pencere | Özel Dosyalar | Haberlerle İngilizce
BBC News >> | BBC Sport >> | BBC Weather >> | BBC World Service >> | BBC Languages >>
Yardım|Görüşleriniz|Gizlilik