|
16 Aralık 2005 Basın Özeti | |||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
Avrupa basınında, Irak seçimleri ve AB bütçe krizi öne çıkıyor. Gazeteler, Türklüğü aşağılamak suçundan bugün hakim karşısına çıkması beklenen yazar Orhan Pamuk'a da yer ayırmış.
Guardian tam sayfa haberinde, Pamuk'un beraatinin beklendiğini, ancak hakkında dava açılmasının ülkeye zaten yeterince zarar verdiğini vurguluyor ve şöyle devam ediyor; "Avrupa Birliği üyesi olma yolunda müzakereler yürüten Türkiye'nin, dinamik ve reformdan geçen bir ülke imajı, bu davayla darbe aldı. "Recep Tayyip Erdoğan hükümeti, insan hakları sicilinde büyük bir iyileşme sağlayıp, ülkeyi Avrupa Birliği'ne katma yolunda hayati yasal reformlar gerçekleştirdiyse de, Başbakan'ın kendisi, düşünce özgürlüğü konusunda, dava açmaya pek meraklı. "Bu yıl içinde, kendisini at ve kedi biçiminde resmeden iki karikatürist gibi birçok kişiyi mahkemeye verdi". Guardian bu gözlemlerin ardından başyazısında da, Orhan Pamuk'un yargılandığı, Türk Ceza Kanunu'nun 301'inci maddesinin değişmesi gerektiğini vurguluyor. Brüksel'deki Avrupa Birliği zirvesinde liderlerin bugün birliğin 2007-2013 bütçesini belirlemek üzere bir anlaşmaya varıp varamayacakları merak konusu. Ancak Almanya'dan Die Welt'e göre, zirvenin başarısız olması o kadar da kötü birşey değil. "Bir anlaşmaya varılsa da bunun bir anlamı olmayacak. Zira önde gelen ülkelerin vatandaşları tarafından reddedilecek. "Eğer Başbakan Tony Blair, ülkesinin bütçe katkılarından aldığı akıldışı iadeden vazgeçmeye ikna olursa, bu İngiltere'de nasıl bir karışıklık yaratır acaba? "Ya da Cumhurbaşkanı Jacques Chirac, tarım sübvansiyonlarından vazgeçmeye kalkarsa Fransızlar ne der acaba? "Avrupa vatandaşları, ortak çıkarlarda buluşmaya tek bir koşulda onay verecektir. O da, genişleme çılgınlığına bir son verilmesi. Avrupa Birliği'nin bunu yapabilmesi için baskı görmesi, bunun için de zirvenin başarısızlığa uğraması gerekli". İngiltere'den Financial Times ise, liderlerin bugün buna yakın bir karar vereceklerini yazıyor. Birliğin daha ne kadar genişleyeceği konusunda bir tartışma yapılıp bu sonuçlandırılana kadar, yeni üyelik müzakereleri açılmayacağını belirten gazete, şöyle devam ediyor; "Ukrayna ve eski Yugoslavya'yı oluşturan ülkeler, böylesine geniş bir tartışmanın, birliğe girişlerini yavaşlatacağı hatta imkansız kılacağından kaygılı. "Ancak Fransa, İspanya, Almanya, Portekiz ve İrlanda, Avrupa Anayasası'nın iki ülkede reddi ardından, seçmenin böyle bir tartışmayı gerekli gördüğü inancında". Sünnşlerşn de oy kullanmasıyla, katılım oranının yüksek olduğu Irak seçimleri Avrupa basınında memnuniyet yaratmış. Le Figaro, "Irak'ta demokrasi yerleşiyor" manşetini atarken, Almanya'dan Der Tagesspiegel, "Iraklıların demokrasiye yatkın olmadıkları, dahası bunu istemediğini düşünenler yanıldı" diyor. Ancak bu başlıkları, bundan sonraki sürece ilişkin soru işaretleri takip ediyor. Bunların yanıtını artık Iraklı politikacıların vereceğini belirten İngiltere'den Daily Telegraph şöyle devam ediyor; "Iraklılar demokrasiye sahip çıktı. Ancak siyasiler bunun boşa gitmesine neden olabilir. Ocak ayındaki seçimde böyle oldu. 'Milyonlarca Iraklı, tehditlere kulak asmayıp sandığa gitti, ancak temsilcilerinin geçiş hükümetini kurması tam 4 ay aldı. Sonunda boşluğu intihar bombacıları doldurdu. "Amerikan ve İngiliz askerlerinin ülkeyi ne kadar erken terk edeceğini de yeni hükümetin başarısı ortaya koyacak. Tarihin George Bush ve Tony Blair'den nasıl sözedeceğini de bu hükümetin icraatları belirleyecek. "Irak'ı işgal ederek Orta Doğu'yu kana bulayan budalalar mı, yoksa, Arapları Saddam Hüseyin'den kurtarmak için popülaritelerini feda eden uzak görüşlü liderler mi?" Times ise, Iraklı seçmenin etnik kimlikleri doğrultusunda oy kullandığını hatırlatıyor ve şu uyarıda bulunuyor; "Bundan sonrası için en büyük tehlike, siyasilerin de sadece etnik kimlik doğrultusunda faaliyet göstermesi. "Herkesin ortak kaygısı, Irak nüfusunun tüm unsarlarının yeterince temsil edilememesi durumunda, ülkenin şiddet ve kaosa sürükleneceği, daha da kötüsü parçalanacağı. "Direnişin seçim sürecinde durmuş olabilir. Ancak seçimin ardından tekrar kendini göstereceğini unutmamak gerek". Seçim sonrası direnişin devam edip etmeyeceği sorusuna yanıt arayan bir başka gazete de Guardian. Bağdat'tan yazan Jonathan Steele'e göre, sorunun yanıtı, Sünni siyasetçilerin beklentilerinin karşılanıp karşılanmayacağında yatıyor. "Amerika Birleşik Devletleri'nin umudu, Sünniler siyasi sürece katıldıkça, direnişin kademeli olarak azalacağı. Buna göre, Sünni siyasetçiler ve din adamları, direnişçileri buna ikna edecek. "Ancak bu görüşün zayıf noktası şu; Sünni siyasetçilerin bir süre sonra hayakırıklığına uğraması riski var. Anayasanın değiştirileceği vaadi ile siyasi sürece katılan bu isimler, ciddi değişiklikler yapılmazsa, kandırıldıkları hissine kapılabilir". | İlgili haberler 9 Aralık 2005 Basın Özeti09 Aralık, 2005 | Basın Özeti 8 Aralık 2005 Basın Özeti08 Aralık, 2005 | Basın Özeti 7 Aralık 2005 Basın Özeti07 Aralık, 2005 | Basın Özeti 6 Aralık 2005 Basın Özeti06 Aralık, 2005 | Basın Özeti 5 Aralık 2005 Basın Özeti05 Aralık, 2005 | Basın Özeti 4 Aralık 2005 Basın Özeti04 Aralık, 2005 | Basın Özeti 2 Aralık 2005 Basın Özeti02 Aralık, 2005 | Basın Özeti 1 Aralık 2005 Basın Özeti01 Aralık, 2005 | Basın Özeti | |||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
| ||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||