|
4 Kasım 2005 Basın Özeti | |||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
Irak'ın işgalinin ilk günlerinde Iraklı bir genci öldürmek suçlamasıyla yargılanan İngiliz askerlerinin aklanması hemen hemen tüm gazetelerin manşetlerinde bu sabah.
Guardian gazetesi "Düşen davanın siyasî kavgası" manşetini atarken, Times, "8 milyon sterlinlik savaş suçu davasına yargıcın öfkesi" başlığıyla, beraat kararını veren askerî yargıcın, soruşturmanın yürütülüş şekline yönelttiği eleştiriyi aktarıyor. Askerlere karşı açılan davalarda daha kapsamlı ve dikkatli bir yargı sürecine ihtiyaç olduğunu savunan Daily Telegraph ise "Askerler 8 milyon sterlinlik fiyaskoda aklandı" manşetiyle çıkıyor bu sabah. Bu haberle dikkatleri iç politikadan dış politikaya ve Irak'a yönelen gazetelerde, İngiliz birliklerinin geleceğinin ne olacağı tartışmaları da yeniden başladı. Financial Times gazetesinde, Londra İktisat Fakültesi LSE'nin Küresel Yönetim Çalışmaları Merkezi Başkanı Mary Kaldor'un bir yazısı var bugün. Kaldor, İngiltere'nin Irak'tan neden çekilmesi gerektiğini anlatıyor. "Irak'ın geri kalan bölümünde ne olursa olsun ve Amerika Birleşik Devletleri ne yaparsa yapsın, İngiliz ordusu ülkenin güneyinden çekilmelidir. Özellikle Eylül ayında iki İngiliz askerinin 'Arabistanlı Lawrence' maskesi altında yakalanmaları ve daha sonra onları kurtarmak için yapılan karakol baskınının ardından bölgede durum değişti. İngiliz askerlerinin, direnişçilerle, kazanamayacakları bir savaşa girmeleri riski arttı." "Bölgede şiddet olaylarının artmasında başlıca etken İngiliz askerlerinin varlığı" diyen Kaldor yazısına şöyle son veriyor. "Irak'ın diğer bölgelerinde olduğu gibi, saldırıların yüzde 80'i koalisyon askerlerini hedef alıyor. İngiliz birlikleri, iki askeri kurtarmak için karakolu bastıklarında, buradaki kişilerin Irak polisi değil militanlar olduğunu söylemişlerdi. İki askerin tutuklanmasına karar veren yargıç da bu kişilerin asker değil, kimlik taşımayan, kılık değiştirmiş kişiler olduğunu belirtmişti. Polisin polis olmadığı, askerin asker olmadığı, tarafların birbirlerini, kendi işlerine karışmakla suçlamaya başladığı durumda, gitme zamanı gelmiş demektir." Guardian gazetesi yazar Jonathan Steele ise Suriye konusunda devam eden tartışmaları değerlendiriyor bugün. Amerika Birleşik Devletleri'nin, eski Lübnan Başbakanı Refik Hariri'nin öldürülmesiyle ilgili olarak baskı altında tuttuğu Suriye'ye askerî harekâta girişmesinin sonuçlarını ele alan Steele, bunun "felaket" olacağı yorumunu yapıyor. "Irak'ın işgali sonrasında Suriye lideri Beşar Esad bir gazeteye verdiği mülakatta, Amerikalılar'ın savaşı kaybetmelerini umduğu söylemişti. Başka hiçbir Arap lider, bu kadar cüretkâr sözler söylemedi. Amerika'da yeni muhafazakârlar Suriye'yi "kötü adamlar" listesine alıverdiler. Eski Lübnan Başbakanı Hariri'nin öldürülmesinde Suriye'nin parmağı olduğu yolundaki suçlamalar doğruysa, Şam yönetimi sadece suç işlemekle kalmamış aynı zamanda uluslararası bir fiyaskoya da imza atmış demektir. Washington, bunu kullanarak, Suriye'yle olan ikili sorunlarını, Suriye ve dünyanın geri kalanı arasında bir çatışma cephesine çekti." Guardian yazarı Jonathan Steele, Amerika Birleşik Devletleri Dışişleri Bakanı Condoleezza Rice'ın "Suriye'de rejim değişikliği değil tavır değişikliği istiyoruz" sözlerini hatırlatıyor ve yazısını şöyle noktalıyor. "Esad bunun fakında. Bu nedenle de 'İslam' kartını oynayarak, kendisi giderse Suriye'nin daha kötü bir konuma sürükleneceği tehdidinde bulunuyor. Muhalefet ise yönetimi değiştirmekten çok Baasçılar'ın başrolde olacakları bir ulusal uzlaşı arayışında. Bu tür bir tehlike karşısında yabancı hükümetler kartlarını dikkatli oynamak zorunda. Olası bir Amerikan operasyonu durumu daha da kötüleştirir. New York Times gazetesi, 1 Ekim'de Beyaz Saray'da yapılan bir toplantıda, özel birliklerin operasyonları da dahil olmak üzere Suriye'yle ilgili olasılıkların değerlendirildiğini yazdı. Bunlar Beşar Esad üzerindeki baskıyı arttırmak için sızdırılan haberler olabilir. Ancak sonuçta bir askerî operasyon düzenlenirse bu geri tepecektir. Irak fiyaskosu, doğru yolun Birleşmiş Milletler'in desteğini almak olduğunu gösterdi. 'Bush tipi' tek taraflı adımlar, felakete giden yolu açacaktır." Bir haftayı aşkın süredir Fransa'da devam eden isyan ve şiddet olayları da gazetelerde geniş yer buluyor. Independent gazetesi "Öfkenin patlaması" başlıklı yorum yazısında, Fransa hükümetinin, azınlıklara karşı takındığı tutumunun, isyanı körüklediğini savunuyor. "Fransa'nın siyasî liderleri, gettolarda patlayan öfkenin nedenlerini görmezden gelemezler. Olayların çıktığı bölgelerin Kuzey Afrika kökenlilerin yaşadığı yerler olması bir tesadüf değil. Aynı bölgeler işsizliğin yüksek, yaşam standartlarının düşük olduğu ve polisin sert tutumuyla karşı karşıya olan yerler. Yaşananları sadece bir asayiş sorunu olarak gören İçişleri Bakanı Nicolas Sarkozy'nin tavrı, sorunun da bir parçası. Chirac hükümeti, Sarkozy'nin yaptığı gibi sağcı kesimlere oynamak yerine uzlaşma zemini aramalı, toplum liderlerini devreye sokmalıydı. Bu kriz, uzun dönem için bir uyarı olarak görülmeli. Sonuçta kağıt üzerinde Fransa'nın banliyöleri de en az Nicolas Sarkozy kadar Fransız." Times gazetesi, Pazar günü sandık başına gidecek olan Azerbaycan'la ilgili bir değerlendirme yayınlıyor. "Batı, çürük Azeri rejimine, yıkamayacak kadar bağımlı" başlıklı yazıda Times, seçimler öncesinde muhalefetin Ukrayna ve Gürcistan'da olduğu gibi bir halk isyanıyla iktidarı değiştirme çabası içinde olduğunu aktarıyor. Ancak gazeteye göre Azerbaycan'ın konumu bu ülkelerden farklı. "Azerbaycan hükümeti, bu ülkelerdeki halk devrimlerinin tekrarlanmaması için kararlı. Batı'nın niyeti de, önemli stratejik çıkarları olan bu ülkede istikrarın korunması. Azerbaycan bölgenin en yoksul, yolsuzluğun ise en yaygın olduğu ülkelerden birisi. Ülke, Amerika Birleşik Devletleri'nin İran'ı kontrol altında tutması ve Hazar Denizi'nin zengin petrol ve gaz kaynaklarına erişebilmesi için de büyük öneme sahip. Batılı şirketlerin Bakü, Gürcistan ve Türkiye üzerinden Akdeniz'e ulaşacak boru hattına yaptığı büyük yatırımlar var." Muhalefetin, ellerindeki turuncu bayraklarla Viktor Yuşçenko liderliğinde birleşen Ukraynalılar gibi davranamadığını belirten Times yazısını şu uyarıyla noktalıyor. "Muhalefet liderleri, Batı hükümetlerinin, seçimlerdeki usulsüzlükleri kendi çıkarları için görmezden geleceklerinden endişe ediyor. Bir muhalif siyasetçi, Azerbaycan halkının demokrasi ve serbest pazar idealinden sıkılıp İslamî aşırılığa döneceklerinden endişe ettiğini söyledi ve şu uyarıda bulundu. 'Batı, kısa dönemli istikrarın uzun dönemli demokrasiden daha önemli olduğunu düşünerek hata yapıyor. Gelecek sefer bayraklar turuncu değil, yeşil olacak.'" | İlgili haberler 3 Kasım 2005 Basın Özeti03 Kasım, 2005 | Basın Özeti 2 Kasım 2005 Basın Özeti02 Kasım, 2005 | Basın Özeti 1 Kasım 2005 Basın Özeti01 Kasım, 2005 | Basın Özeti 31 Ekim 2005 Basın Özeti31 Ekim, 2005 | Basın Özeti 30 Ekim 2005 Basın Özeti30 Ekim, 2005 | Basın Özeti 27 Ekim 2005 Basın Özeti27 Ekim, 2005 | Basın Özeti 26 Ekim 2005 Basın Özeti26 Ekim, 2005 | Basın Özeti 25 Ekim 2005 Basın Özeti25 Ekim, 2005 | Basın Özeti | |||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
| ||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||