|
23 Ekim 2005 Basın Özeti | |||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
Devrik Irak lideri Saddam Hüseyin'in geride bıraktığımız hafta Bağdat'ta yarılanmaya başlanması bu haftaki İngiliz Pazar gazetelerinde geniş yer buluyor.
Independent on Sunday, Patrick Cockburn tarafından kaleme alınan başyazısına "Tüm ulus yargılanıyor" başlığını atmış. "Saddam Hüseyin'in en sonunda yargı karşısına çıkarıldığı gün yeni Irak devleti için bir zafer günü olmalıydı. Ancak bu gün sadece Irak'ın ne kadar istikrarsız olduğunu ortaya koydu" diye başlayan yazısında Cockburn, insan hakları örgütlerinin yargı sürecine yönelik eleştirilerini dile getiriyor ve "Bağdat'ta bir zafer havası yoktu" diyerek izlenimlerini aktarıyor. "Eğer Irak'ta bir zafer söz konusuysa neden beş yargıçtan ve savcılardan sadece birisinin kimliği açıklandı ve diğerleri gizlendi? Neden 30-40 tanık mahkemeye çıkmak için korkuyor? Neden mahkeme binası, bir Amerikalı askerî yetkilinin şaka yollu da olsa söylediği gibi, Beyaz Saray'dan daha sıkı korunuyor?" Independent on Sunday yazarı Simon Cockburn, Almanya ve Japonya'da İkinci Dünya Savaşı sonrasında kurulan mahkemelerde kimin savaşı kazandığının açıkça ortada olduğunu ifade ediyor ancak Irak'ta Saddam Hüseyin devrilmiş olsa da, düzeni değiştirip onun yerine bir başkasını getirmenin ne kadar güç bir iş olduğunu vurguluyor. "Duruşma, Irak'ın ne kadar bölünmüş bir durumda olduğunun da göstergesiydi. Görünüşte yargılamayı Iraklılar yapıyor olsa da, asıl güç perde arkasındaki 50'den fazla Amerikalı, İngiliz ve Avustralyalı avukat ve hukuk danışmanında" diye yazan Cockburn, Irak'ta Saddam Hüseyin'in devrilmesinden bu yana üç yönetim kurulduğunu, Paul Bremer, İyad Allavi ve İbrahim el-Caferi hükümetlerinin hepsinin başarısız olduğunu belirtiyor. Irak hükümeti Şiîler ve Kürtler tarafından seçilmiş olsa da hiçbir Iraklı'nın bunu güçlü bir yönetim olarak görmediğini yazan Cockburn bölünmüşlüğün Irak ordusunda da sürdüğünü, Kürt, Şiî ve Sünnîler'in ayrı taburlarda konuşlandırıldıklarını anlatıyor. Independent on Sunday yazarı yazısını, "Saddam Hüseyin davası kasıtlı olmasa da Irak'taki kargaşa ve korku ortamının bir göstergesi oldu" sözleriyle noktalıyor. Irak'taki kargaşa ve istikrarsızlık Sunday Telegraph'ın manşetine bir anket sonucuyla yansıyor. "Savunma Bakanlığı'nın yaptırdığı gizli anket Iraklılar'ın İngiliz askerlerine saldırıları desteklediğini gösterdi" diye yazan Sunday Telegraph, Iraklılar'ın yüzde 65'inin, İngiliz askerlere yönelik saldırıları desteklediğinin ortaya çıktığını belirtiyor. "Bu anket, iki buçuk yıllık kanlı işgalin ardından Iraklılar'ın Batı karşıtı duygularını açıkça gösteriyor" diyen gazete, koalisyon güçlerinin, Amerika Birleşik Devletleri Başkanı George Bush ve İngiltere Başbakanı Tony Blair'in, 'güvenli ve istikrarlı bir ülke yaratmak için şart olduğunu söyledikleri', Iraklılar'ın kalplerini kazanmayı da başaramadıklarını ifade ediyor. Sunday Telegraph’ın haberine göre, anketin bulguları şöyle:
Bugün Almanya'nın Frankfurt kentinde, Alman Yayıncılar Birliği'nin barış ödülünü alan yazar Orhan Pamuk'la ilgili devam eden tartışmalar bu haftaki Observer gazetesinde yer buluyor. Yazarın çevirmeni Maureen Freely gazetedeki yazısına "Sözlerimin ve bu sözleri söyleme hakkımın arkasında duruyorum" başlığını atmış. Freely, Orhan Pamuk'un bir İsviçre gazetesinde yayımlanan röportajında, Türkiye'de ifade özgürlüğüne getirilen kısıtlamaları tanımlarken, "Bir milyon Ermeni ve 30 bin Kürt öldürüldü. Bunu benden başka kimse söylemeye cesaret edemiyor" dediğini hatırlatıyor ve şunları yazıyor. "Bunun nedenini kısa süre sonra anladı. Bu röportajın yayınlanması ardından Türk basını, söylemediği halde, soykırımdan söz ettiğini savunarak onu vatanhaini ilan edip bir saldırı başlattı. Ölüm tehditlerinin ardından ülke dışında saklandı. Türkiye'ye döndüğünde ise, herşeyin yatışmış olacağını umuyordu ancak savcının açtığı davayla karşılaştı. Bu arada, Tüm Türkiye'de Ermeniler konusu tartışılmaya başlandı. Geçen ay bir grup akademisyen, 90 yıllık resmî sessizliği kırarak, ölüm tehditleri, mahkeme kararları ve sağcı basının saldırılarına rağmen bir konferans düzenledi. Türkler ilk kez "Osmanlı Ermenileri'ne ne oldu?" sorusunu sorma cesaretini gösterdi." Observer yazarı Maureen Freely, Orhan Pamuk'un basına yaptığı son açıklamanın çarpıtıldığını, sözlerini geri aldığı yolunda haberler yapıldığını belirtiyor ve Orhan Pamuk'un bunu reddettiğini yazıyor. "Ödülünü almak için gittiği Frankfurt'ta konuştuğumda Orhan Pamuk bana "Sözlerimin ve bu sözleri söyleme hakkımın kesinlikle arkasında duruyorum" dedi ve bunları söylemenin anayasal hakkı olduğunu belirtti. Son dokuz ayda kendisini tecrit edilmiş hissettiğini belirten Pamuk, "Ancak hem Türkiye'de hem Türkiye dışında beni destekleyenleri görünce onurlandım. Bu destek ifade özgürlüğümü savunmama yardımcı oldu" dedi. Observer gazetesinde "Avrupa pamuk ipliğine bağlı" başlıklı yorum yazısında Will Hutton, Avrupa Birliği'ni, Tom ve Jerry çizgi filmlerinde, her an tehlikeyle karşı karşıya olan kedi Tom'a benzetiyor. Fare Jerry'yi kovalarken uçurumun kenarına gelen ve düşmemek için dişiyle tırnağıyla mücadele eden Tom gibi, Avrupa Birliği'nin de uçurumun eşiğinde olduğunu savunan yazar, Avrupa Birliği'nin "varlık sebebini" sorgulayan bir kriz içinde olduğu yorumunu yapıyor. Bütçe krizi, anayasa, sosyal ve ekonomik reformlar konusunda bölünmüş olan Birliğin, ortak Avrupa değerlerine geri dönmesi gerektiğini belirten yazar, bu noktada, Avrupa Birliği'yle müzakerelere başlayan Türkiye'yi örnek gösteriyor. William Hutton yazısını şöyle sürdürüyor. "Müzakerelerin başlaması ardından geçen hafta bu konunun tartışıldığı bir konferans için Türkiye'deydim. Türkiye, Avrupa'nın laik cumhuriyetçi değerleriyle İslamî kökten dinciliğin kültür savaşı içinde olduğu bir ülke. Avrupa Birliği, bir ekonomik patlamaya yardımcı olursa, Türkiye'nin üyeliğinin stratejik önemi çok büyük boyutlara ulaşacak. Ancak kültür savaşını İslamî kökten dinciler kazanırsa, Avrupa Birliği, "yabancı bir oluşumu" içine almış olacak. Ortadaki tartışma çok büyük ve Fransa, Almanya ve Avusturya’nın çekinceleri anlaşılabilir konular. İngiltere, müzakerelerin başlaması konusunda, şüpheci ülkelerin çekincelerini dikkate almadı. Ekonomik büyüme için yeni bir öneri de ortaya koymadı. Amaç, Türkiye'nin de dahil olduğu, ekonomik bir ortak pazar sistemine ulaşmak. Başbakan Tony Blair'in ve Maliye Bakanı Gordon Brown'un, Avrupa'nın değişim stratejisi konusundaki değerlendirmesi doğru ancak bu proje Avrupa'yı ortak değerler çevresinde toplama planı olarak sunulamazsa başarıya ulaşma şansı yok." |
| |||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||