|
17 Ekim 2005 Basın Özeti | |||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
Irak'ta hafta sonunda düzenlenen anayasa referandumu İngiliz gazetelerinin bu sabah en geniş yer verdiği konu.
Gazetelerin hemen hepsi referandumun umut verici bir ortamda geçtiği konusunda hemfikir görünüyor. Daily Telegraph 'Iraklılar isyancılara meydan okuyup anayasaya oy verdi' diye manşet atıyor. Gazeteye göre, anayasanın onaylanmasıyla sonuçlanacağı düşünülen bu oylamaya bakılırsa, Irak büyük bir siyasi kriz olasılığını atlatmış görünüyor. Dikkatler özellikle Sünnilerin katılımına odaklanıyor. Times, kuşatma altında seçime giden ve Sünni isyanının en güçlü olduğu bölge olarak bilinen Felluce'de Sünnilerin biraz da 'nefretten' sandık başına koştuğunu anlatıyor. "Bir seçim merkezinin kapısındaki ilanda "İran-Siyonist anayasasına hayır, hayır, hayır, hayır, hayır, hayır, hayır" yazıyordu. Sandığın altındaki kırmızı örtü üzerinde 'hayır' sözcüğü yazılıydı. Ama bu, Felluce için yine de iyi bir sonuçtu... " Times, başyazısında 'demokrasi kazandı' diyor. Bu referandumdan tam üç yıl önce Irak'ta Saddam Hüseyin'in yüzde yüz destek aldığı ilan edilen bir referandum yapıldığını anımsatan gazete, bu seferki referandumun geçmişe kıyasla çok önemli bir ilerleme olduğunu söylüyor. "Oy verme süreci mükemmel değildi. İdeal bir dünyada seçmenler sandığa ulaşmak için üç beton ve dikenli tel setini aşmak zorunda kalmaz. Ama havaya kaldırılan mürekkepli parmaklar bir gurur ve cesaret nişanı olmaktan, demokratik bir alışkanlık olmaya doğru gidiyor." "Irak henüz düze çıkmış değil. Ama bu oylama ülkenin anlamlı ve yüksek bir engeli daha aştığının göstergesi. Hayır demiş bile olsalar Sünnilerin yüksek katılımı cesaret verici. En azından bu, Sünnilerin isyancıların nihilist yaklaşımını göğüslemek için harekete geçebildiklerini gösteriyor." Independent da 'sadece dökülen kanın az olması bile iyiye işaret' diyor: "Cumartesi günkü oylama sırasında görülen şiddet, Ocak'taki seçimlere kıyasla hiçbir şey. Sünni terör örgütlerinin bu kez sert taktiklere başvurmaması onların da çok sayıda Sünninin oy vereceğinin farkına vardıklarını ve kendi insanlarını öldürecek bombalamalardan kaçındıklarının işareti olabilir. Ama daha da önemlisi şu: öfkeli ve dışlanmış Sünniler bile sorunlarını çözmede oy pusulalalarının silah ve bombalardan daha etkili olabileceğini kabul ediyor." "Referandumdan çıkaracağımız ders şu: Irak sonunda silahlı değil, siyasi savaşlara doğru yönelmeye başlıyor olabilir." Daily Telegraph ise başyazısında Iraklı Sünnileri, 'ülkenin yeni gerçekliklerini kabul etmeye' davet ediyor. Sünni halkın artık tüm ülkeyi yönetemeyeceği gerçeğini kabul etmesi gerektiğini belirten gazete "belki de bir gün Sünniler şimdi aleyhinde ayağa kalktıkları bu federalizmin kendileri için de daha iyi olduğunu görebilir" diyor. "Savaşı, işgali bir yana bırakalım ve kendimize soralım: Irak'ın anayasası nasıl olmalı? Bunu düşünürken, başlangıç noktamız Irak devletinin sentetik tabiatı olmalı. Türkmenlerin, Asurilerin, Ermenilerin yanı sıra burada üç farklı toplum bir arada yaşatılıyor. Bunun çözümü Irak'ın farklı halklardan oluştuğunu kabul etmek ki, yeni anayasa da tam bunu yapıyor." İşkenceyle alınan ifadeler Guardian, bugün İngiltere'nin en üst mahkemesi konumundaki Lordlar Kamarası'na gelecek bir dosyayı son dönemdeki en önemli davalardan birisi olarak ifade ediyor. Konu: "ülke dışında üçüncü taraflarca sorgulanan ve işkenceden geçmiş olması muhtemel bir kişinin ifadesi, İngiliz mahkemelerinde kanıt kabul edilebilir mi?" Geçen yıl bir temyiz mahkemesi, işkenceye göz yumulmadıkça hükümetin özel terör davalarında bu tür kanıttan faydalanabileceğine hükmetmişti. İşte şimdi bu kararın bozulması isteniyor. Çünkü Birleşmiş Milletler'in işkenceyi önleme sözleşmesine göre işkenceyle alınmış kanıt, mahkemelerde geçerli olamaz. Her zamanki beş kişilik yargıçlar heyeti yerine yedi yargıcın ele alacağı davaya hukukçuları, insan hakları savunucularını ve işkence aleyhtarlarını temsil eden 14 örgüt müdahil olarak katılıyor. Guardian'a göre, sene sonuna doğru alınması beklenen ve dünyanın dört yanındaki hükümetlerce izlenecek olan karar, İngiltere'nin zanlıları arandıkları ülkeye iade girişimlerini etkileyebilir. Independent İngiltere Başbakanı Tony Blair'in eskiyen Trident nükleer füzelerinin yenilerinin geliştirilmesi için 2 milyar sterlin ayırdığını ve bu planların tepki çektiğini duyuruyor. "İşçi Partisi içinden milletvekilleri bu plana nasıl karşı çıkacaklarını yarın görüşecek. Ordudan üst düzey yetkililer de zaten kısıtlı olan savunma bütçesini bu şekilde harcamanın en iyi yol olup olmadığından şüpheli." Aznar'ın Avrupa planı Eski İspanya Başbakanı Jose Maria Aznar, Financial Times için kaleme aldığı makalede, Almanya'da Angela Merkel'in iktidara gelmesiyle Avrupa'da yeniden ilerleme umudu doğduğunu savunuyor. Aznar'ın 'Avrupa'nın vites değiştirmesi' olarak ifade ettiği süreç için sıraladığı beş öneri içinde Türkiye'nin üyelik tartışması da var: "Öncelikle temel ilkelerimize yeniden kavuşmalıyız. Yani Hıristiyan köklerimiz gibi, en derinlere inmeliyiz. Kültürel değerlerimizi keşfedip çok kültürlülük denen korkunç hatayı bir kenara bırakmalıyız. Avrupa'yı Amerika'nın karşısında denge unsuru değil, Amerika'nın yanında bir güç olarak nasıl tanımlayacağımıza karar vermeliyiz." "Bunun için de ilk olarak, Avrupa Birliği'nin sınırlarını çizmeliyiz. AB sonsuz değil. Haritanın bir yerinde çizgiyi çekmeliyiz. Eğer ele alınması gereken konulardan birisi Türkiye ise, Türkiye'yi tüm avantajları ve dezavantajları ile konuşmalıyız. AB üyelik müzakerelerine başlamaya karar verdiğine göre, bu şimdi daha da önemli." Aznar'ın diğer önerileri Nice Anlaşması'nda öngörülen kurumsal yapıyı bozmamak, ekonomik refom, istikrar ve büyüme paktını yeniden uygulamaya koymak, terör ve göçmenlik konularında yeni siyasetler belirlemek ve Atlantik ilişkilerini güçlendirmek. 'Ekonomik yenilenme bekleyecek' Yine Financial Times'ta yazan Wolfgang Munchau ise haftaya Londra yakınlarındaki Hampton Court'ta düzenlenecek ekonomik zirveyi tartışıyor. Munchau'ya göre, AB Dönem Başkanı olan İngiltere Başbakanı Tony Blair, ekonomik reform önerilerinin konuşulmasını istediği bu zirve için acele etti ve Almanya'da yönetim değişikliğinin uzun sürebileceğini hesaplayamadı. Şimdi de karşısında beklediği gibi Angela Merkel değil, 'Anglo-Sakson kapitalizminden alacak bir ders' olmadığını söyleyen Gerhard Schröder olacak. "Böylece Avrupa ekonomisi için ölüm kalım zirvesi olarak ilan edilen toplantı sonuçta alt düzeyli bir çalışma toplantısına dönüştü. Avrupa'da ekonomik reform başka bir güne kaldı. Blair için en iyi strateji bu zirveyi en azından Avrupa bütçesi için bir anlaşmaya zemin olarak kullanmak olacaktır. Bunu yaparken önceki dönem başkanı Lüksemburg'un önerdiğinden daha kötü koşulları kabul etmek zorunda kalacak, ama en azından bütçede anlaşma, Blair'in darmadağın olan başkanlık döneminden kurtarılabilecek yegane şey." BAT'ın Kuzey Kore fabrikası Guardian ilk sayfasındaki bir haberle, dünyanın en büyük sigara üreticilerinden British American Tobacco şirketinin son dört yıldır Kuzey Kore'de bir fabrika işlettiğini duyuruyor: "Şirket, bu fabrikayı Kuzey Kore George Bush tarafından şer ekseninin bir üyesi olarak kınanmadan kısa süre önce bir devlet kuruluşu ile birlikte açtı. BAT burada üretilen yıllık iki milyon sigaranın sadece Kuzey Kore pazarı için üretildiği konusunda ısrarlı. Şirket iki yıl önce de İngliiz hükümeti ve insan hakları savunucularının baskıları üzerine Birmanya'daki faaliyetlerine son vermek zorunda kalmıştı." Kuş gribiyle mücadele Romanya ve Türkiye'de ortaya çıkan kuş gribi virüsü kaygı yaratmaya devam ediyor. Tüm gazetelerde hükümetin sağlıktan sorumlu başdanışmanı Sir Liam Donaldson'ın açıklamaları var. Sir Liam her yıl İngiltere'de 12 bin kişinin gribal hastalıklardan öldüğünü, bu sayının bir kuş gribi salgını halinde 50 bini bulabileceğini söylüyor. Ancak kaygıları gidermeye çalışmayı da ihmal etmiyor: "Sir Liam 1918, 1958 ve 1968'de bu gibi döngüler yaşandığını belirterek 1918'de dünyada 40 milyon kişinin öldüğü İspanyol gribi salgını sırasında doğru düzgün hastane, yoğun bakım, antibiyotik bulunmadığını; oysa şimdi ise yapılabilecek çok çeşitli hazırlıklar olduğunu söylüyor." Aynı gazetede bir makale kaleme alan uzman Mark Honigsbaum ise aynı kanıda değil. 1918 virüsünün bulaştığı insanların sadece yüzde 2,5'unu öldürdüğünü söyleyen uzman, ''bu virüs ise yüzde 70'ini öldürüyor'' diye uyarıyor. Daily Telegraph'ın iç sayfalarında "Kök hücrenin yaratıcıları ahlaki kaygılara yanıt buldu" başlığı dikkat çekiyor. Gazeteye göre Alzheimer ve Parkinson gibi pek çok hastalık için umut olarak gösterilen kök hücre araştırmalarında, ahlaki itirazları çürütebilecek bir değil iki alternatif geliştirildi. "Nature dergisinde yer alan bir araştırmada embriyonlardan alınan kök hücreler ilk kez embriyonlar yok edilmeden geliştirildi." "Yöntem rahime yerleştirilmeye hazır durumdaki bir embriyonu oluşturan sekiz hücreden birinin alınmasına dayanıyor. Alınan hücre kök hücre olarak gelişmeye devam ederken, embriyonun geri kalanı normal şekilde büyüyebiliyor. Yine Nature'da araştırması yayımlanan bir diğer ekip ise embriyonu hiç yaratmadan embriyon kök hücreleri geliştirdiğini açıkladı." Bu iki gelişme kürtaj karşıtı grupların "yaşamın korunması" gerekçeli itirazlarına çözüm olarak gösteriliyor. İmelda, müzikal oluyor Dünyanın en ünlü ayakkabı koleksiyoncusu olarak bilinen, eski Filipinler devlet başkanı Ferdinand Marcos'un eşi İmelda Marcos, bir müzikale konu oluyor. Independent'ın haberine göre, adını Bayan Marcos'un mezartaşına yazılmasını istediği sözlerden alan 'Here Lies Love' (Aşk Burada Yatıyor) müzikalinin esin kaynağı Bayan Marcos'un discolara ve gece hayatına merakı. Müziklerini ünlü DJ Fatboy Slim'in hazırladığı oyunun gelecek Mart ayında Avustralya'daki Adeleide Festivali'nde sahnelenmesi planlanıyor. Tabii Bayan Marcos, daha önce hakkında çekilecek bir filmi durdurduğu gibi, telif hakkı gerekçesiyle oyunu engellemezse... |
| |||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||