|
13 Ekim 2005 Basın Özeti | |||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
İngiltere hükümetinin, dün açıklanan terörle mücadele yasa tasarısı kapsamında terör zanlılarının gözaltı süresini 14 günden üç aya çıkarma planlarına eleştiriler bugün manşetlerde.
Independent gazetesi, "90 gün: Terör zanlılarını yargılamaksızın gözaltında tutma planları tepki çekiyor" diyor. Gazetenin manşetten gördüğü haber şöyle devam ediyor: "Hükümetin terörle mücadele yasasını denetleyen Lord Carlile, terör zanlılarını yargılamaksızın üç aya kadar gözaltında tutmanın insan hakları yasalarını ihlal edebileceği konusunda hükümeti uyardı." Gazetenin başyazısında ise, gözaltı süresinin üç aya çıkarılması hakkında şu görüşler dile getiriliyor: "Polise böylesine büyük yetki vermenin sonucunda, çoğunlukla genç Müslümanlar olması beklenen terör zanlıları aylarca ortadan kaybolacaktır. Bunun, Müslüman toplum nezdinde 1970'lerde Kuzey İrlanda'dakinden daha az bir içerleme yaratacağını düşünmek için hiçbir neden yok. Yasa tasarısında yer alan diğer maddeler de bundan daha az tehlikeli değil. Terörü dolaylı yollarla teşvik etmek suç kapsamına alınacak. Ancak burada seçilen kelimeler tehlikeli denecek ölçüde muğlak ve ifade özgürlüğüne adil olmayan bir darbe indirebilir." El Kaide'den Irak mektubu Gazetelerde bugün geniş yer bulan bir diğer haber de El Kaide'nin Irak'ta kontrolü eline geçirme planları olduğu iddialarını içeren bir mektubun Amerikan istihbarat yetkilileri tarafından yayımlanması. Mektubun, El Kaide lideri Usame Bin Ladin'in yardımcısı Eyman ez-Zevahiri tarafından, Irak'ta El Kaide örgütünün lideri Ebu Musab ez-Zerkavi'ye yazıldığı öne sürülüyor. Altı bin kelimelik mektupta dile getirilen görüşleri, Guardian gazetesinden özetle aktaralım: "Mektupta ortaya atılan dört aşamalı plan, Amerikan askerlerinin Irak'tan çekilmeleriyle başlıyor ve bunu Irak topraklarının mümkün olan en fazla bölümünü kapsayacak bir İslami otorite ya da emirlik kurulması ve bunun halifelik mertebesine ulaşması izliyor. Üçüncü aşamada, cihad dalgasının Irak'ın laik komşularına yayılması hedefleniyor. Son olarak da, İsrail'le bir çatışma öngörülüyor zira İsrail'in kuruluş nedeninin sadece İslami bir oluşuma meydan okumak olduğu savunuluyor." Irak'taki Şii Müslümanları hedef alan saldırılar hakkında ez-Zerkavi'ye uyarıların da yöneltildiği mektupta şu ifadeler kullanılıyor: "Makul her insan, Şiilerin Afganistan'ın işgali ve Saddam'ın devrilmesi sırasında Amerikalılarla işbirliği yaptığını anlıyor. Ancak halk nezdindeki Müslüman hayranlarınızın çoğu, Şiiler üzerine düzenlediğiniz saldırıları sorguluyor. Bu sorgulamanın keskinliği, özellikle saldırılarınız camiileri hedef aldığında daha da artıyor. Neden cehaletleri yüzünden affedilen sıradan Şiileri öldürülsün ki?" Times gazetesi yazarı Bronwen Maddox, mektubun ortaya çıkmasının zamanlamasına dikkat çekiyor bugünkü yazısında: "Mektup, Irak'ta yapılacak anayasa referandumundan sadece üç gün önce ortaya çıkıyor ve Amerika'nın Irak'tan çıkışını planlayabilmesi için Irak'ın oyunu 'evet' yönünde kullanmasına ihtiyacı var. Bu mektubun Cumartesi günü yapılacak referanduma nasıl bir etkisi olabilir? Şiilerin 'evet' oyu vermelerini destekleyecektir, ama zaten oylarını bu yönde kullanacaklar. Sünnilerin üzerindeki etkisini ise kestirmek zor. Şiileri devirmek isteyen Sünniler, bu mektubu halen kasabadaki en iyi oyunun El Kaide olduğuna bir kanıt olarak görebilirler. Ancak barış isteyenler, anayasayı desteklemeye daha fazla meyil edecektir." Referanduma katılım önemli Irak'ta yaklaşan anayasa referandumu Daily Telegraph gazetesinin bugün başyazısını ayrıdığı konulardan biri. Yazıda, referandum önündeki başlıca sorunun Sünnilerin katılımı olduğu savunuluyor: "Referandumda çekimser kalmak, isyanı besleyecektir. Bu da demokratik sürece zarar verecek ve yerini yeni bir despotluğa bırakmasına neden olacaktır." Schröder'in vedası Almanya Başbakanı Gerhard Schröder'in siyasete vedası bugün birçok gazetede yer buluyor. Guardian'dan özetle aktaralım: "Schöder siyaset hayatından çekildiğini ve Angela Merkel yönetimindeki bir büyük koalisyon içinde yer almayacağını açıkladı. "Yeni hükümette kesinlikle bulunmayacağım" diyen Schröder, iki büyük muhalifleri Tony Blair ve George Bush'a veda darbeleri indirmeyi de ihma etmedi. Blair'i kinayeli bir dille 'İngiliz arkadaşım' olarak niteleyen Schröder, Blair'in Irak konusunda Bush'la ittifakına gönderme yaparak, Blair'in başka arkadaşları da olduğunu söyledi. Anglo-Sakson devlet modelini de eleştiren Schröder'in "Bir devletin halkına karşı görevlerini yerine getirmediği durumlarda ne olduğunu gösteren bir felaket hatırlıyorum. Başbakanlık görevim bu ülkenin ismini vermemi engelliyor, ama herkes biliyor ki Amerika'dan bahsediyorum" sözleri kahkahalarla karşılandı." Almanya'da yayımlanan Die Welt, Schröder'in son dönemde gösterdiği performansın ve yaşlı gözlerle yaptığı veda konuşmasının saygı uyandırdığı görüşünde. "Son birkaç hafta, Alman siyasetinde pek rastlanmayan bir cesaret, tutku ve yüreklilik ifadesine tanık oldu" diyor Die Welt. Der Tagesspiegel de Sosyal Demokratların Schröder'i özleyeceklerini yazıyor. Gazete, "Parti, Schröder olmaksızın çok daha az şey ifade ediyor" diyor. Slovak Pravda gazetesi de benzer görüşleri dile getiriyor: "Schröder'in ayrılması, Sosyal Demokratları karizmatik bir lider, zeki bir taktisyen ve müthiş bir iletişimciden yoksun bırakıyor." 'Makarnayı kim icat etti?' Yıllar boyunca Çinliler, "Makarnayı biz bulduk, Marco Polo onu İtalya'ya taşıdı" dedi, İtalyanlar ise makarnanın mucidinin kendileri olduğunu savundu. Hangi iddianın doğru olduğu, kanıtların hepsi yenmiş olduğundan anlaşılamadı. Ta ki bugüne dek.. Independent gazetesinin haberinden özetle aktarıyoruz: "Kağıdı, barutu, ipeği, porseleni icat eden Çinliler, ünlerine makarnanın da mucitleri olmayı ekledi. Bilimadamları, ülkenin kuzeybatısında Sarı Nehir'in kıyılarında yapılan arkeolojik kazılar sonucunda ters dönmüş, kil bir bir kase içerisinde dört bin yıllık makarna kalıntıları buldu. Makarnanın üzerinde yapılan incelemeler sonucunda, bugün olduğu gibi buğday ve arapadan değil, darıdan yapıldığı anlaşıldı. Makarna, en az iki bin yıldır dünyanın dört bir yanında yeniyor ancak ilk olarak Çinlilerin mi, İtalyanların ya da Arapların mı makarna pişirdikleri bugüne dek tartışma konusu olmuştu." |
| |||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||