|
9 Ekim 2005 Basın Özeti | |||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
Irak'ta son durumu değerlendiren Sunday Telegraph, onlarca Amerikalı askerin öldürüldüğü yer olduğu için, bir yıl önce 'Ölüm Yolu' olarak anılan, Bağdat'ın Hayfa caddesinde bugün sağlanan huzurun, halkoylamasına az bir süre kala umut kaynağı olduğunu yazıyor.
Bu caddeye barış ve huzurun Irak askerleri sayesinde geldiğini belirten gazete Amerikalı yetkililerin bu durumun istisna olduğunu kabul ettiklerini de kaydediyor. Gazeteye göre, Irak halkı içinde güvensizlik giderek artıyor ve Şiilerle Sünniler birbirlerine vatana ihanetle suçluyor. Gazete bir Şii'nin Sünniler için söylediği şu sözleri aktarıyor: 'biz İran için çalışıyorsak, onlar da Suriye ve Ürdün'e hizmet ediyorlar'. Gazete bir Sünni müezzinin de şunları söylediğini belirtiyor: 'Amerikalılar bizim kendi hükümetimizden daha iyi; bizim hükümetimiz Sünnileri öldürüyor, işkence yapıyor, Amerikalılar ise gelip bizimle sohbet ediyor; Amerikalı askerle evlerimize girmek için izin istiyor, Irak ordusu kapıyı kırıp giriyor'. Şiilerin Sünnileri teröristlere yardımcı olmakla suçladığını yazan gazete, bir Şii liderin 'bu böyle devam ederse, Amerikalıların bu ülkede kalma süresi uzar, Sünnilerle aramızda da iç savaş çıkar' dediğini bildiriyor. Sunday Telegraph şu değerlendirmeyi de aktarıyor: 'bazıları Irak'ın yeni Vietnam olmasından korkuyor ama üst düzey koalisyon yetkilileri, aynı derecede korkunç bir senaryodan, 1980'lerin Lübnan'ından bahsediyor'. Zerkavi bilmecesi Independent on Sunday Irak'taki direnişin muhtemelen en tanınmış ismi olan Ürdün doğumlu ebu Musab el Zerkavi'ye geniş yer ayırıyor. Zerkavi ve Irak'taki direniş üzerine kitabı yeni yayınlanan Loretta Napoleoni'nin yazısında, el Kaide'nin Irak teşkilatının lideri olduğu ileri sürülen bu kişinin, geçmişinden bazı ayrıntılar aktarılıyor. Bedevi asıllı olan Zerkavi'nin Filistin mülteci kamplarıyla çevrili Zerka kentinin gecekondu mahallelerinden birinde doğup büyüdüğü belirtilen yazıda, 16 yaşında okuldan ayrılan Zerkavi'nin cinsel tacizden hapse girdiği kaydediliyor. Zerkavi hapiste radikal islamla tanışıyor ve düşünce tarzını benimsemeye başlıyor. Zerkavi Afganistan'a varışı Sovyet ordusuna karşı savaşın artık sona ermiş olduğu bir döneme rastlıyor ancak burada Selefi düşünceyi iyice benimseyen Zerkavi bir süre eğitim aldıktan sonra, 1993 yılında hücre çalışması başlatmak üzere Zerka kentine dönüyor. Independent on Sunday'e göre Zerkavi'nin liderlik özellikleri bu sırada hapse girdiği dönemde belirginleşiyor. İşkence ve hücre hapsinin Zerkavi'yi yıldırmadığını belirten Ürdün'ün hapisanelerden sorumlu eski yetkilisi o günleri şöyle anlatıyor: 'gerçek bir liderdi, diğer mahkumlar ona prens derdi; biz hapisane yetkilileri ona her zaman özenle yaklaşırdık; bir numaralı kaygı kaynağımız oydu, bir konuda onun işbirliğini sağlayabilirsek, diğerleri de takip ederdi'... Eski bir Ürdünlü yetkilinin bu sözlerle tasvir ettiği Zerkavi hapisten çıktıktan sonra yine Afganistan yollarına düşüyor. 2000'de bu ülkere Usema bin Ladin'le görüşen Zerkavi el Kaide'ye katılma teklifini reddediyor; nedeni ise, doğru taktiğin el Kaide'nin hedefi olan Amerika'ya karşı savaş yerine, kendi ülkesi Ürdün başta olmak üzere, gayri meşru gördüğü Arap rejimlerine karşı savaşmak olduğunu düşünmesi. Independent on Sunday'e göre, Amerika önderliğinde Irak'ın işgali ardından Zerkavi bu ülkedeki bir dizi ses getiren saldırıyı düzenliyor ve el Kaide ile bağlarını yeniden derinleştirerek, Kaide'nin Irak teşkilatının lideri olarak anılmaya başlıyor.. Türkiye'ye AB'den eleştiri Sunday Times'a göre Türkiye'deki akıl hastanelerinde çocuk hastalar açlıkla burun buruna yaşıyor. Brüksel kaynaklı haberde, gizlice yapılan bir araştırmanın ortaya çıkardığı ciddi bakım yetmezlikleri ardından, Avrupa Birliği'nin Türkiye'ye ciddi psikolojik sorunları olan kişilerin bakım ve tedavisinde ilerleme kaydetmesi yönünde baskı yaptığı bildiriliyor. Habere eşlik eden fotoğrafta 5-6 yaşlarında bir çocuk hasta yatağında görüntüleniyor; iki eline de yarısı kesilmiş birer pet şişe geçirilmiş ve bu şişeler dirseğe kadar sargılarla desteklemek suretiyle, çocuğun ellerinden çıkmayacak şekilde tutturulmuş. Sunday Times'a göre bu uygulamanın nedeni çocugun kendisini sürekli kaşımasını önleyebilmek. Gazete bazı çocuk hastaların yataklarına bağlandığını, bazılarının yıllar boyu hareketsizlik nedeniyle kolları, bacakları ve omurgalarında ciddi sorunlarla karşı karşıya kaldığını da yazıyor. Çocuk hastalarla doğru dürüst ilgilenilmediği ve yeterli tıbbi bakım verilmediği belirtilen haberde, durumu en ağır olan çocukların da zaman zaman ölüme terkedildiği ileri sürülüyor. Nobel Edebiyat Ödülü ve Pamuk Observer, Nobel Edebiyat Ödülü'nün ilanının geciktiğini ve bunun nedeninin, ödülü Türk yazar Orhan Pamuk'a vermek konusundaki bölünmenin olabileceğini yazıyor. Jüri üyelerinin bazılarının "edebiyatın siyasetin gölgesinde kalması" kaygısı taşıdıkları görüşüne yer veren gazete, jüri üyeleri arasında yaşanan bölünmeyi Salman Rushdie olayına benzetiyor. Haberde, İsveç Akademisi'nin Nobel Edebiyat Ödülü'ne ilişkin kararının en az bir hafta geciktiği, bunun jürinin ödülün Orhan Pamuk'a verilmesi konusunda bölünmesinden kaynaklandığı ileri sürülüyor. Gazete, geçikmenin sonucunda ödülün son 10 yılda ilk defa diğer ana Nobel ödülleri olan tıp, fizik, kimya ve barış ödülleri ile aynı haftada ilan edilmediğine dikkat çekiyor. Nobel ödülleriyle belirli bir alanda hayat boyu başarının ödüllendirildiğini, ödül tutarının bir ila bir buçuk milyon Amerikan doları olduğunu kaydeden gazete, bu yılki edebiyat ödülünün Perşembe günü ilan edilmesinin beklendiğini belirtiyor. AB'nin "Pamuk davasını kınamadan" Türkiye ile üyelik müzakerelerini başlatma kararı nedeniyle Nobel Edebiyat Ödülünü veren İsveç Akademisi'nin bazı üyelerinin siyasi yönden zor durumda hissettiklerini belirten gazete, bir gözlemcinin şu sözlerini aktarıyor: "Eğer gerçekten bir Pamuk kavgası varsa, Akademi'nin isteksizliğinin siyasi veya tartışmalı olma korkusundan değil, edebiyatın siyaset tarafından gölgelenmesi kaygısından kaynaklanıyor". Observer, başka gözlemcilerin Pamuk konusunda Akademi'de yaşanan bölünmede "moda" olanlardan kaçınma ilkesinin etkili olmuş olabileceğini düşündüklerini belirterek, Pamuk'un çok beğenildiğini ancak henüz oldukça "genç" olarak değerlendirildiğini yazdı. Observer'e konuşan şair ve edebiyat eleştirmeni Eva Ström de, "Nobel Ödülü, hiç bir zaman sezonun moda kitabına gitmemeli; yaşam boyu başarıyı ödüllendirmek için vardır" diyor. Observer Pamuk konusundaki tartışmanın Salman Rushdie konusunda yaşananları anımsattığını belirterek, 1989 yılında İsveç Akademi üyelerinden birinin diğer üyeleri Salman Rushdie hakkındaki fetvayı kınamaya çağırdığını, ancak red yanıtı aldığını, bunun üzerine bu üyenin, bir diğeriyle birlikte Nobel ödülü seçim sürecinden çekildiklerini anımsatıyor. Diğer taraftan Observer, bazı gözlemcilerin de, Nobel Edebiyat Ödülü sahibinin ilan edilmesindeki gecikmenin Pamuk'a bağlı olmayabileceğini, jüri üyelerinin bir roman yazarı ile bir deneme yazarı arasında seçim yapmakta zorlanmış olabileceklerini söylediklerine de dikkat çekiyor. Gazete son olarak, Stokholm edebiyat çevrelerinde bu yılki ödülün favorisi olarak en çok anılan ismin de Adonis takma adıyla bilinen Suriyeli şair Ali Ahmet Said olduğunu kaydediyor. |
| |||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||