|
3 Ekim 2005 Basın Özeti | |||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
Financial Times, Türkiye'nin müzakerelere bugün başlayıp başlayamayacağı konusundaki belirsizliği şu başlıkla duyuruyor:
“42 yıllık bekleyişten sonra hala başlama çizgisinin yeri bile belirsiz.” Gazeteye göre müzakereler öncesinde yaşanan tartışmalara atıfta bulunan bir Avrupalı diplomat, "Bakın buraya bile ne kadar zor geldik. Anlaşılan müzakereler kabusa dönecek" diyor. Financial Times'ın haberi şöyle devam ediyor: "Bugün Avrupa Birliği, müzakere çerçeve belgesi üzerinde anlaşmaya varsa bile görüşmeler hemen başlamayacak. Bugün sadece tören yapılacak. Avrupa Komisyonu, Türkiye'nin yasalarını tarayacak ve en kolay müzakere başlığını bulmaya çalışacak. 'Üyelik yolunda dönemsel krizler' “AB, son genişleme dalgasından sonra müzakere kurallarını ağırlaştırdı. Türkiye'nin istenen değişiklikler konusunda taahütte bulunması yeterli olmayacak. Bu değişiklikleri hayata geçirmeden diğer başlıklara sıra gelmeyecek. Her başlık için üye ülkelerin onayı gerekecek. “Kıbrıs Cumhurbaşkanı Tasos Papadopulos, Türkiye'ye karşı 60 kez veto hakkına sahip olmakla övünüyor. Avusturya ise en kötü olasılığa karşı hazırlık yapıyor ve imtiyazlı ortaklık için çaba harcıyor. Fransa daha üyelik görüşmeleri başlamadan Türkiye'nin üyeliği için referandum yapma kararı aldı. “Türkiye'nin üyelik süreci dönemsel krizlere gebe. Bu krizlerden biri Türkiye'nin üyeliğini suya düşürebilir. Türkiye'nin önünde tırmanacağı bir dağ duruyor." Independent yazarı Maureen Freely, "Niçin Avrupa'ya Türkiye'nin gözünden bakmıyoruz" başlıklı yazısında Avrupa Birliği'nin Türkiye'nin yakaladığı değişim ivmesini desteklemesi gerektiğini belirtiyor. Yazarın görüşleri özetle şöyle: "Türkiye'nin Hıristiyan Kulübü'ne kabul edilip edilmeyeceği tartışılırken sadece Avrupa'da yaşayan 15 milyon Müslüman görmezden gelinmiyor aynı zamanda Türkiye'nin başka bir Hıristiyan kulüp olan NATO'daki hizmetleri de es geçiliyor. “Ankara'nın en kadim destekçisi İngiltere'de bile iki Türkiye tezinden bahsediliyor. Yani bir yüzü Batı'ya, bir yüzü Doğu'ya bakan Türkiye… Ama Türkiye birçok açıdan zıtlıklar ülkesi olmasına karşın, bu maç Türkiye'nin iki yarısı arasında oynanmayacak. “Türkiye'nin henüz anlatılmamış en güzel hikayesi, farklı etnik köklerini kucaklama ve tarihinin daha az sevimli bölümleriyle yüzleşme çabasıdır. Türkler, tarihsel nedenlerle bize güvenmiyorlar. Hakarete uğramaktan hoşlanmıyorlar. Türkiye'yi Avrupa'ya bağlayamazsak ve gücendirilmiş, yanlış anlaşılmış ve saygısızlığa uğramış bir Türkiye, sosyal demokrasiden saparsa bunun sorumlusu sadece biz oluruz." Guardian gazetesi Avusturya Haber Ajansı tarafından sonuçları dün açıklanan bir kamuoyu yoklamasını da aktarıyor: Ankete katılanların yüzde 73'ü aradaki kültürel farklılıklar nedeniyle Türkiye'nin Avrupa Birliği üyeliğine alınmaması gerektiğini düşünüyor. Avrupa Birliği genelinde ise bu oran yüzde 54. Guardian, Ankara'da dün düzenlenen mitingle ilgili haberinde ise aşırı sağcı diye nitelediği Milliyetçi Hareket Partisi'nin öncülük ettiği bu mitinge sadece parti taraftarlarının değil, Avrupa Birliği Türkiye'ye karşı muamelesinden rahatsız olan binlerce kişinin de katıldığını belirtiyor. 'Milliyetçilik patlaması olabilir' Gazete AB uzmanı Cengiz Aktar'ın Avrupa'nın tavrı yüzünden Türkiye'de milliyetçilik patlaması yaşanacağı yolundaki uyarısına yer veriyor. Aynı yazıda Türklerin, siyaset ve ekonomi konularında Avrupa Birliği'nin müdahelesine ses çıkarmadıklarını ancak Kıbrıs, Ermeni meselesi ve Kürt sorununda gelen uyarılar karşısında kendilerini hakarete uğramış hissettikleri vurgulanıyor.
Koç Üniversitesi'nde tarih profesörü olan Norman Stone ise Times gazetesindeki makalesinde "Dinamik, dürüst ve dönüşüm yaşayan bir Türkiye'nin bize niçin ihtiyacı olsun" diye soruyor. Stone yazısında özetle şöyle diyor: "Avrupa Birliği Türkiye'ye ilişkin itirazlarından vazgeçmeli. Bu ülke, tüm Doğu Avrupa ülkelerinin toplamından daha değerli. Komünizm tarafından yok edilemeyen bir dürüstlük gelenekleri var. Bu ülke o kadar büyük işler başarıyor ki, ‘Gerçekten Avrupa'ya ihtiyacı var mı?’ diye sormak ihtiyacını hissediyorsunuz. “Türklerin bunu istemelerinin birçok nedeni var. Üyelik kimine göre, vize kuyruklarının sona ermesi, kimileri için yabancı yatırımın gelmesi demek. Avrupa Birliği üyeliği, laiklere göre dincilerin, dincilere göre laiklerin hakimeyetini sona erdirecek. ‘Oysa Avrupa Birliği onlara yaşam tarzlarını değiştirecek kurallar dayatacak. Türkiye, gerçekten Avrupa Birliği'nde yaşanacak işsizlik, bürokrasi ve vergi yükünü kaldırabilecek mi? Karar Türklere ait. Ama biz ileride, Türklere ‘Avrupa Birliği üyeliğini çok istiyorsanız bizim üyeliğimizi alabilirsiniz’ diyebiliriz." "Hayaletler Şehri Selanik" adlı kitabın yazarı Columbia Üniversitesi Tarih Bölümü öğretim üyesi Profesör Mark Mazower ise Financial Times'taki makalesinde Avrupa'nın Türkiye'nin geçmişinden alabileceği dersler var" diyor. Yazar şöyle devam ediyor: "Fransa eski Cumhurbaşkanı Valery Giscard D'Estaing, Türkiye'nin bir Avrupa ülkesi olmadığını söylüyor. Ama, Fransa, İtalya, İsviçre ve Belçika'nın kadınlara ve seçme seçilme hakkını Mustafa Kemal Atatürk'ün Türkiye’sinden yıllar sonra tanıdığını unutuyor. ''Ya da ülkesinin ulusal kimliğinin okul çocuklarının başörtüsü takmasıyla veya aşırı sağcıların Yahudi soykırımını reddetmesiyle bozulacak kadar hassas olduğunu göz ardı ediyor. “Türkiye'den bugün adli sistemini liberalleştirmesi isteniyor. Oysa 11 Eylül'den sonra henüz ABD’deki kadar olmasa da Avrupa tamamen aksi istikamette ilerliyor; düşünceyi suç sayma tartışmaları yapılıyor. “Şimdi Türkiye geçmişte topraklarındaki Ermenilere ne olduğunu tartışıyor. Bu meseleyi, siyasetin baskısından kurtarıp tarihin eline bırakınca yüzbinlerce binlerce Ermeni’ye ne olduğunu, bu korkunç suçu kimin planladığını ve kimin işlediğini öğreneceğiz. “Aynı zamanda bu olayların yaşandığı dönemdeki savaş sırasında büyük güçlerin ve özellikle Rusya'nın oynadığı rolü ve imparatorluğu parçalama planlarını da öğreneceğiz. Demokrasi ve açıklık, tek yönlü bir yol değildir. " ‘Asya’nın değil Avrupa’nın hasta adamı’ Türkiye'yle ilgili tartışmalar, diğer Avrupa gazetelerinde de geniş yer bulmuş. Fransa'da yayımlanan Le Figaro, dün Lüksemburg'da Avrupa Birliği Dışişleri Bakanları arasında sinir harbi yaşandığını belirtirken İsviçre'den Le Temp, “Avrupa Türkiye'ye verdiği sözü turmaya çalışıyor ama tek bir ağızdan konuşmayı başaramıyor'’ diyor. Alman Welt am Sontag gazetesi, Hırvatistan'la müzakerelere başlama sözü verilmesi halinde Avusturya'nın Türkiye'ye ilişkin ısrarından vazgeçeceğini belirtiyor. İspanyol El Pais gazetesi ise Fransa, Almanya, Hollanda ve Avusturya'nın Türkiye'ye muhalefetinde iç politik sorunlarının rol oynadığını belirterek Türkiye'nin ‘Günah keçisi’ yapıldığını yazıyor. El Pais şöyle devam ediyor: “Onca yıl beklettikten sonra artık Türkiye'yle müzakereleri başlatma zamanı geldi. Türkiye, İslami kültürüne rağmen gözle görülür bir ilerleme içinde. Türkler geçmişte Avrupa'nın hasta adamı olarak niteleniyordu, Asya'nın hasta adamı değil." |
| |||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||