|
2 Ekim 2005 Basın Özeti | |||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
İngiltere'de Pazar günleri yayınlanan Observer gazetesi, Türkiye'nin Avrupa Birliği müzakerelerine başlaması öngörülen 3 Ekim tarihi öncesinde, hem başyazılarından birinde hem de farklı makalelerle son gelişmeleri değerlendiriyor.
"Türkiye'ye ihtiyacımız var" başlığı altında Observer, dışişleri bakanlarının bugün müzakere çerçeve belgesi konusunda anlaşması durumunda müzakerelerin başlayacağını, ancak İngiltere de dahil Avrupa ülkelerinde seçmenlerin Türkiye'nin Avrupalı olduğuna inanmadığını yazıyor. "Bu gerekçe Türkiye'nin başvurusunu reddetmeyi haklı çıkaramaz" diyen Observer, yazısını şöyle sürdürüyor. "Avrupa'nın, demokrasi ve refahın göstergesi olduğunu gösterebilmek için Türkiye'ye ihtiyacı var. Türkiye'nin iş gücüne, Orta Asya'dan gaz ve petrol akışının sağlanması için Türkiye'nin garantisine ihtiyaç var. Hepsinden de öte, Avrupa'da yaşayan 12 milyon Müslüman'a doğru mesajı verebilmek için Türkiye önemli bir örnek. Türkiye, Avrupa Birliği'nin kriterlerini yerine getirebilmek için son 10 yılda elinden gelen herşeyi yaptı. Şimdi, hukukun üstün olduğu, demokratik ve açık pazar ekonomisinin yürürlükte olduğu bir ülke. Türkiye'de laik ve muhafazakâr kesimler arasında bir kültür çatışması olduğu doğru. İnsan hakları konusunda sorunlar olduğu da doğru. Ancak bütün bunlar Pazartesi günü masaya yatırılabilir. Türkiye ve Avrupa için doğru yol, ortak bir geleceği paylaşma arzusunu sürdürmektir." Yine Observer gazetesinde yayımlanan bir makalede, iktidardaki İşçi Partisi'nin eski bakanlarından ve Dış Politika Merkezi'nin Başkanı Stephen Twigg, Avrupa'nın İslam ve Batı'nın değerlerini yaklaştırmak için Türkiye'ye kucak açması gerektiğini savunuyor. "Entegrasyon iki yönlü bir süreçtir" diyen Twigg, Türkiye'nin üyeliğinin çok kültürlü Avrupa için önemli bir adım olacağını savunuyor ve şu görüşleri ifade ediyor. "Türkiye'nin üyeliği Müslümanlar'la Müslüman olmayanların birarada yaşayabileceklerinin göstergesi olacak. Türkiye'nin Birliğe dahil edilmesi, uzun vadede, Avrupa'da modern ve Batı'yla kaynaşmış bir İslam'ın anlaşılmasına yardımcı olacak. Aynı zamanda, Türkiye tartışmaları, "Avrupa kimliği" tartışmalarını da yeniden gündeme getirecek, yeni üyelerin neye entegre olmasını istediğimizi açıklamamıza yardımcı olacak. 2005 yılı, Avrupa'nın gerçeklerle yüzleşme tarihi. Türkiye'ye saygılı davranmazsak tarih bizi iyi gözle değerlendirmeyecektir. Bu aynı zamanda, içimizdeki azınlıklara, 'sizin de bizimle kaynaşacağınıza inancımız yok' mesajı verecektir. Sahip olduğumuz en iyi Müslüman müttefik ülkeye sırtımızı dönersek gelecek kuşaklar bizim hakkımızda ne düşünür?" Türkiye-Avrupa Birliği ilişkileri, Independent on Sunday gazetesinin yorumlar sütununda da yer buluyor bugün. Türkiye'nin üyeliğine gerekçe olarak, 'karşı çıkmak Batı'nın Müslüman dünyayla ilişkilerini bozar' söylemine girmenin hatalı bir savunma olduğunu belirten gazete gerekçelerini şöyle açıklıyor. "Türkiye'nin üyelik başvurusu, Avrupa için, Türkiye için ve uluslararası insan hakları için doğru bir adım olması nedeniyle desteklenmelidir. Önümüzde zorluklar olduğu ortadadır. Kuzey Kıbrıs'ın durumu, Kürt azınlığın sorunları çözülmeli. Türk devletinin, Ermeni soykırımını kabul etmesi de yardımcı bir adım olacaktır. Türkiye'nin üyeliği, 'Avrupa'nın sınırları nerededir?' tartışmasını da yeniden gündeme getiriyor. Türkiye'nin üyeliğine karşı çıkan Avusturya'nın durumu ise yabancı düşmanlığından daha ötede. Avusturyalılar için, tarih önemli. Viyana kapılarına dayanan Osmanlılar Avusturya için çok şey ifade ediyor. Ancak alternatif tarihe bakıldığında da Türkiye, kendimizden soyutladığımız, ortak bir kültürün doğu ucunun ev sahibi. Tony Blair ve Jack Straw, Avrupa Birliği içindeki orta çağ buzdağının sadece görünen tarafını oluşturan Avusturya'nın itirazlarının üstesinden gelmeyi hakkediyorlar. "İronik bir trajediyle sona ermesi olası alaycı komedi"... Bu, Avrupa Milletvekili Daniel Hannan'ın Sunday Telegraph gazetesindeki makalesinin başlığı. Yazısına, "Son dakika engelleri aşılırsa, yarın Lüksemburg'da 'özenle hazırlanmış bir maskaralık' sahnelenecek" diye başlayan Hannan yazısını şöyle sürdürüyor. "Tüm Avrupa'dan siyasetçiler, Avrupa Birliği'nin Türkiye'nin üyeliğinden elde edeceği faydaları, Türkiye'nin çıkarlarını anlatacaklar. Ama çok azı kendi söylediklerine inanacaklar. Doğrusu, Avrupa Birliği'nin sözüne güvenenler, sadece Türkler. Brüksel'de işlerin nasıl döndüğüne çok alışkın olmayan Türkler, Birlik üyesi ülkelerin geçen Aralık ayında, 'belli kriterlerin yerine getirilmesi durumunda Türkiye'nin üye olacağı' yolundaki sözüne masumca inandılar. O günden bu yana Avrupa Birliği Fransa ve Hollanda'daki referandumlarla sarsıldı. Avrupa bürokratları, bu iki ülkeden anayasaya çıkan ret oylarının sorumluluğunu Türkiye karşıtlığına yüklediler. Herşeye rağmen Türkler iyimser. Geçen hafta, iktidar partisinin bir milletvekiliyle bir barda karşılaştım. "Haydi gerçekçi ol. Bu iş hiç olmayacak değil mi? Baksana Avusturyalı'nın yaptıklarına" dedim. Türk dostum, eski Avusturya başbakanlarından birisinin 1920'lerde sıkça kullandığı "Bunların hepsi boş sözler" anlamına gelen ifadeyi gülümseyerek, Almanca tekrarladı bana. Bu alıntıyla hem Avrupa tarihini iyi bildiğini gösterdi hem de Avusturya Başbakanı Schüssel'in ağzını kapatmış oldu. Konuşmamız sürdükçe, milletvekili dostumun ve onun çalışma arkadaşlarının, pekçok Avrupa Milletvekili'nden daha 'şehirli' olduğunu düşünmeye başladım. Geçen Çarşamba günü, Avrupa Parlamentosu'ndaki mesai arkadaşlarım, Türkiye'nin üye olmadan önce 1915'teki Ermeni soykırımını ve Kıbrıs Rum Yönetimi'ni tanıması gerektiği yolunda bir karar aldı. Bu tür istekler başka hiçbir ülkenin önüne getirilmedi. Örneğin kimse Belçika'dan, Kongo'daki zulümlerle ilgili sorumluğu kabul etmesini istemedi. Avrupa Birliği'nin birleştirme planlarını kabul eden taraf Türkler olmasına rağmen, Kıbrıs konusundaki talepleri gündeme getirmek ise inanılmayacak bir haksızlık. Belki diyeceksiniz ki "Bu Türkiye'nin Avrupalı yüzü. Bunun arkasında milyonlarca Anadolulu köylü var. Sonuçta bir İslamî partiyi iktidara getirmediler mi?" Bu garip bir eleştiri. Batı yıllarca, Türkiye'nin farklı dinler konusundaki hoşgörüsüz tavrını eleştirdi durdu. Şimdi Türkiye bunları geride bırakmaya başlayınca, telaşla havalara sıçrayıp 'kökten dincilikten' dem vuruyoruz. Türkleri şimdi reddetmek başka şey, bir 10 yıl daha uğraştırıp, binlerce Avrupa Birliği yasasına uymalarını sağlayıp ondan sonra 'siz üye olamazsınız demek' ise başka şey. Bu çok vahim bir durum olur. Bugün Türkiye, dünyanın her yerinde demokrasiye inanan Müslümanlar için bir ilham kaynağı. Bundan 10 yıl sonra ise sadık bir müttefik, kükreyen bir rakibe dönüşebilir. Tarihsel bir hataya doğru ilerliyoruz." |
| |||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||