|
30 Ağustos 2005 Basın Özeti | |||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
Avusturya'dan Der Standard gazetesi, Türkiye'nin Avrupa Birliği'ne katılması önünde ciddi ve uzun vadeli engeller olduğunu söylüyor.
Der Standard, Türk polis ve ordusunun PKK'ya karşı düzenlediği operasyonlarda daima sivil can kayıpları olduğunu öne sürüyor ve şöyle devam ediyor: "Bu durum üyeliğe kesin bir engeldir. Avrupa Komisyonu'nun, Türkiye'nin müzakerelere başlamak için gereken tüm koşullara uyduğu açıklaması da, bu durum karşısında acayip kalıyor. "Müzakereler 3 Ekim'de başlamalı ama Türkiye'nin birliğe katılmaya şimdi ya da yakın gelecekte katılmaya kesinlikle hazır olmadığı yolunda bir açıklama da yapılmalı." Avusturyalı gazeteye göre Türkiye gün gelip AB'ye katılsa bile, 'geri adımlar atmasının nasıl önleneceği' enine boyuna düşünülmeli. Göklerde güvenlik Fransa'da Le Figaro, Fransız yetkililerin son zamanlarda ardarda yaşanan uçak kazaları ardından yayımladığı 'sorunlu havayolları listesini' yeterli bulmuyor. Gazete özetle şöyle yazmış: "Sivil Havacılık Genel Müdürlüğü'nün yayımladığı listede yolcu taşıyan havayolu şirketlerinden sadece beşinin adı geçiyor. "Bu liste yolcuların ihtiyacını karşılayamaz. Biz Le Figaro olarak, 37 riskli havayolu belirledik." Gazeteye göre sadece güvenliğe önem vermeyen şirketlerin adını yayımlamak da yeterli değil. Konuya önem vermeyen ülkelerin ve gerekli bakım yapılmazsa kazaya daha yatkın olan uçak modellerinin adı da yayımlanmalı. Schröder'in işi zor Alman basınında ise seçim haberleri ağırlıklı. Süddeutsche gazetesi, ülkede 17 Eylül seçimlerine daha iki hafta olmasına rağmen, iktidardaki Sosyal Demokratlar'ın umudu kestiğini yazıyor. Gazeteye göre parti kadrolarındaki teslimiyetçi havayı silmek için, yarın yapılacak parti konferansında Başbakan Gerhard Schröder'in hayatının en iyi ve ilham verici konuşmalarından birini yapması gerekir. "Ama," diyor Süddeutsche, "Bu olacak gibi görünmüyor. Sosyal Demokrat Parti üyelerinin çoğu, şanslarının döneceğine inanmıyor. Bu yarışı bırakmış durumdalar." Korunmacı Avrupa Die Tageszeitung ise önerilerini başbakana değil, bir başkasına yöneltiyor: Avrupa kapılarında yığılan tekstil ürünleri yüzünden geçen haftadan beri AB yetkilileriyle görüşen Çin'e. Avrupalı yetkililer, pantalon ve iç çamaşırı gibi pekçok kategoride Çin'den yıllık ihracat kotalarının dolduğunu söyleyerek bu yıl ülkeden daha fazla mal almak istemiyor. Buna karşılık Avrupalı perakendeciler, gümrüklerde biriken mallara ihtiyaçları olduğunu söyleyerek, hükümetlerini sıkıştırıyor. AB de Çin'den, bu malları gelecek yılki kotalara saymasını istiyor. Tageszeitung, birliğin bu kota sistemi yüzünden 'pekala korumacılıkla suçlanabileceğini' söylüyor. Gazeteye göre "Eğer Çin, Avrupa malı 80 bin otomobili Şangay gümrüğünden sokmayı reddetseydi, Pekin'deki komünist yöneticilere hemen yeniden 'komünist' denilirdi. "Ama yine de Çin yönetimi, 80 milyon küçük elbise yüzünden olay yaratmasa, Avrupalılar'ın Çin mallarına bu derece bağımlı olmaktan duyduğu öfkeyi sınamasa iyi olur. "Çin haklı olsa bile, kapitalizmin çelişkileriyle yaşamayı öğrenmesi gerek." Türk tekstili kazanıyor Çin tekstili kaybediyor; Türk ve Doğu Avrupa tekstili kazanıyor. İngiltere'den Financial Times'ın birinci sayfasında yer alan bir haberde özetle bu görüş savunuluyor. Gazeteye göre "İngiltere'de müşterilerden gelen hızlı moda talebini yanıtlamaya çalışan perakendeciler, Çin'den Doğu Avrupa, Türkiye ve Hindistan'a kayıyor. "Bu değişim son kota tartışmalarından etkilense de, aslında aylar önce başlamıştı. Talepteki genel azalma eğilimine meydan okuyan Primark, Zara ve New Look gibi şirketler, modadaki son yenilikleri koleksiyonlarına anında yansıtarak satış rakamlarını yüksek tutmayı başardı. "Eğer tekstilde tek ölçüt fiyat olsaydı, Çin bu yarışı tartışmasız kazanırdı. Danışmanlık şirketi AT Kearney'e göre Çin'de bir bluz 6,5 sterline, Doğu Avrupa'da 7 sterline, Türkiye'de 8 ve İngiltere'de 10 sterline mal oluyor. "Ama Çin'den malların deniz yoluyla gelmesi 22 gün alıyor; Türkiye'dense beş günde bile gelebiliyor." Yerleşimler genişliyor Financial Times'ın iç sayfalarındaki bir haberse, "Batı Şeria'daki yerleşimlerin büyümesi barış yolunda ilerlemeyi gölgeliyor" başlığını taşıyor. İsrail Başbakanı Ariel Şaron dün eğer kapsamlı bir barış anlaşması olursa, Batı Şeria'daki başka Yahudi yerleşimlerinin de boşaltılabileceğini, ancak büyük yerleşimlere dokunmayacağını söylemişti. Financial Times'ın haberinde adı geçen Maale Adumim, bu yerleşimlerin en büyüğü. Filistinliler'in gelecekteki başkentleri olarak gördüğü Doğu Kudüs'le, Filistin devletinin kalbi olacak Batı Şeria bölgesi arasındaki bağlantıyı kesebilecek bir konumda. Gazeteye göre "İlk evlerini alan genç çiftler ya da İsrail'de güçlerinin yetmeyeceği büyük evlerde yaşamak isteyen aileler, buraya geliyor. "1975 yılında genç milliyetçilerin kurduğu bir karavan-köy olan Maale Adumim, bugün 30 bin nüfuslu bir kent. Hedefiyse, bu nüfusu 50 bine çıkarmak. Bu ay başında "İsrailli yetkililer, topraklarını Filistin'den ayıracak duvarın inşaatı için - ki bu duvar Maale Adumim'i İsrail tarafında bırakıyor - çevredeki Filistin arsalarına el koydu. "İsrailli yetkililer ayrıca geçen yıl buraya yerleşen Yahudiler'in sayısının, Gazze Şeridi ve Batı Şeria'dan bu ay tahliye edilen 8 bin kişiden daha fazla olduğunu kabul etti." Uçaklara yeni vergi Guardian gazetesine göre Fransa Cumhurbaşkanı Jacques Chirac, küresel yoksullukla mücadele için mali kaynağı nereden sağlayacağını bulmuş. Chirac uçak biletlerine gelecek yıldan itibaren bir 'dayanışma vergisi' konmasını istiyor. Ülkesinin Afrika'ya yardımı artırma çabalarının ön saflarında yer almasını istediğini söyleyen Fransa Cumhurbaşkanı, hazırlıklara derhal başlanması için hükümete emir verdiğini açıkladı. Ama öte yandan da, dünyanın gidişatından tamamen umut kesmiş olanlar da var. Guardian'ın bir başka sayfasındaki bir haberi başlığı: "Karı-koca, kıyamet sonrası hayat dersleri veriyor." İklim değişikliğiyle ısınan havaların dünyayı mutlak bir felakete sürüklediğine inanan İngiltereli çift, fazla vakit kalmadığına karar verip harekete geçmiş. Medeniyet çöktükten sonra hayatta kalabilmek için gereken becerileri saptayıp, bir kurs açmış. Gerisini özetle Guardian'dan aktaralım: "Bob Smith ve Jules Wagstaff, okullarında ağaç budama ve marangozluktan, alet ve mobilya yapmaya, sığınak kurmaya ve kooperatifçilik gibi alternatif iş kurma modellerine dek, pekçok temel beceri öğretiyor. "Ayrıca beş yıldır Moğol tarzı yurt çadırlarında yaşayıp, bu çadırları İngiliz iklimine nasıl adapte edebileceklerini denemişler." |
| |||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||