|
01 Ağustos 2005 Basın Özeti | |||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
Türkiye'nin Gümrük Birliği uyum protokülünü imzalamasının yankıları sürüyor.
Tartışma konusu, bir bildiri ile bunun Kıbrıs Cumhuriyeti'ni tanıma anlamına gelmeyeceğinin ilan edilmesi. Avrupa Birliği'nin Türkiye'ye bu konuda yumuşak davrandığını savunan Berliner Zeitung; "Ankara ile üyelik müzakareleri pazarlığı, gittikçe daha garip bir hâl alıyor" diye devam ediyor. "Türkiye'nin Kıbrıs Cumhuriyeti'ni tanımayı reddetmesi, Avrupa Birliği'nde hiçbir şekilde kabul görmemeli. Ne var ki, başta dönem başkanı İngiltere olmak üzere bazı üye ülkeler Ankara'ya arka çıkıyor. "Anlaşılan o ki Avrupa Birliği Türkiye'ye bir dizi konuda ödün vermeye hazır. Zira Türkiye'nin üyeliği, birliği küresel ölçekte bir aktöre dönüştürecek." Avusturya'dan Der Standard da aynı görüşte. "Avrupa Birliği Türkiye'ye, Kıbrıs Cumhuriyeti'ni tanımak zorunda olduğunu hatırlatmalı" diyen gazete şöyle devam ediyor: "Türkiye'nin yaptığı, uluslararası hukuka göre yanlış. Ayrıca Kıbrıs Cumhuriyeti'nin tanınması, üyelik müzakerelerine başlanmasının temel koşullarından biri. "Türkiye'nin üyeliğine karşı çıkıyor değiliz. Coğrafi nedenler ya da insan hakları konusunda kaygılar öne sürecek de değiliz. Türkiye'ye kendini Avrupa doğrultusunda geliştirme hakkı tanınmalıdır. Çünkü birçok çelişkiye rağmen, bu toplum bunu başarma gücüne sahip." Konuyu Fransa'dan Le Monde da gündemine taşımış. Gümrük Birliği uyum protokolünü imzalamakla, Türkiye'nin Avrupa yolunda önemli bir adım attığını ifade eden gazete, ancak Kıbrıs ile ilgili bildirinin, bazı Avrupa başkentlerinde pek hoş karşılanmayacağını da ekliyor. "Ankara'nın yayımladığı bildiri, Avrupa başkentlerinde ciddi bir şekilde incelenecektir ve Türkiye'nin üyeliğine sıcak bakmayan ülkeler ile yeni bir gerilime neden olabilir. İngiliz basınında manşetleri, 7 ve 21 Temmuz saldırılarına ilişkin soruşturma belirliyor. Times gazetesi, üçüncü bir saldırı ihtimalini taşımış manşetine. Bunu önlemek için alınacak geniş güvenlik önlemleri nedeniyle, başkent Londra'nın kilitlenme noktasına gelebileceğini söyleyen gazete şöyle devam ediyor; "Başkente yönelik üçüncü bir bombalı intihar eylemini önlemek için, binlerce keskin nişancı çatılarda olacak bugün yine." "Bu yeni grubun, geçen Perşembe metro ağına yönelik bir saldırıyı gerçekleştirmeye çok yaklaştığı ve İngiltere doğumlu Müslümanlar oldukları anlaşılıyor. "Güvenlik güçlerine göre, Pakistan kökenli İngiltere doğumlu bu kişiler, 7 Temmuz saldırılarını gerçekleştiren Leeds kökenli grupla da bağlantılı. Geçen Perşembe, 6 binden fazla polisin metro istasyonlarında devriye gezmesinin nedeninin de, söz konusu saldırı hazırlığı olduğu belirtiliyor. "Scotland Yard, İkinci Dünya Savaşı'ndan bu yana bu en kapsamlı tatbikatının amacını, imkan ve kabiliyetlerini deneme olarak açıklamıştı." Guardian, 21 Temmuz zanlılarından, dört kişilik ekibin lideri olduğu düşünülen ve Cuma günü Londra'da yakalanan Muktar Said İbrahim'in, birkaç hafta önce Roma'da görüldüğü haberini taşımış manşetine. Gazete buna ek olarak, İtalya İçişleri Bakanı'nın bir açıklamasına yer veriyor ve yine aynı gün Roma'da yakalanan Osman Hüseyin'in de, kentte gizlenme konusunda birilerinden yardım gördüğünü aktarıyor. Hüseyin'in saldırı girişiminin ardından Londra'dan trenle Paris'e, oradan da Roma'ya nasıl olup da rahatça geçebildiği de tüm gazetelerde yer bulan bir soru. Konuyu manşetine taşıyan Daily Telegraph şöyle devam ediyor; "Bu gelişmenin ardından, tüm sınır kapılarında pasaport kontrolünün zorunlu hale getirilmesi konusunda, hükümet üzerindeki baskı arttı. Osman Hüseyin'in kullandığı, Paris Londra seferlerini yürüten Eurostar terminalinde, söz konusu kontrollere geçen sene son verilmişti. "7 Temmuz saldırıları sonrası, polisin isteği üzerine tekrar başlatıldı. 17'sinde tekrar kaldırıldı. 21 Temmuz'da bir saldırı girişimi daha olunca yine uygulamaya kondu." Financial Times'ın manşeti: "Amerika, terörle mücadelede strateji değiştiriyor." Amerika Birleşik Devletleri, İngiltere ve Fransa'nın, aşırı İslamcılarla mücadele amacıyla, ılımlı unsurlarla temasa geçecekleri aktarılan haberde, bunun konuyla ilgili Amerikan politikasında da köklü bir değişikliğe neden olacağı vurgulanıyor. "Bu adım, dış politikada tek yanlı hareket etme alışkanlığından vazgeçmenin yanı sıra, sorunu güç kullanarak çözme mantığından da kopuşu simgeliyor. "Bunun işaretleri kullanılan dilde, kendini şimdiden göstermeye başladı bile. Üst düzey Amerikalı yetkililer artık, "Terörle Küresel Ölçekte Savaş" ifadesi yerine, "Şiddet Yanlısı Aşırılıkla Mücadele"yi tercih ediyor. "Bir Fransız diplomata göre, bu konudaki fikir jimnastiği, Londra saldırılarından önce başlamış, ancak bunun sürece ivme kazandırdığı da kabul ediliyor. Ancak daha önce Amerikan yönetiminde yer almış isimleri, bu yeni stratejinin sınırları olacağına dikkat çekiyor. "Ilımlı İslamcılarla temas fikri yaygın kabul görse de, Lübnan hükümetinde iki bakanı olan Hizbullah ile, ya da Filistin siyasetinde ağırlığını giderek hissettiren Hamas ile, ya da Mısır'daki Müslüman Kardeşler örgütü ile ilişkilerin geleceği büyük gürültü koparmaya aday." Guardian gazetesinden Madeleine Bunting'in haberine göre dünyada aslında kimin hangi malı alacağına, kimin malını kime satmaya çalışacağına çocuklar karar veriyor. Bunting şöyle devam ediyor: "Tatil rezervasyonunuzu yaptırdınız, bavulları topladınız. Eğer yanınızda çocuklarınız da varsa, nereye gidileceğine onlar karar vermiş demektir. Tatil başladıktan sonra da, ne yeneceğine, neler yapılacağına da muhtemelen onlar karar verecek. "Sadece tatil değil, arabadan ev aletlerine, tüketim tercihlerinizin çoğunu çocuklarınız belirliyor artık." "Ailedeki kilit tüketici onlar. Amerika'da 4-12 yaş arası çocukların tüketim gücü son 13 yılda yüzde 400 artarak, yıllık 30 milyar dolara yükselmiş. Buna ek olarak, ailelerinin tüketim kararlarında da, 330 milyar dolarlık bir etkiye sahipler." |
| |||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||