BBCTurkish.com
NEWS
SPORT
WEATHER
Son güncelleme: 27 Temmuz, 2005 - TSİ 08:52
Bu sayfayı arkadaşıma gönderYazıcı için
27 Temmuz 2005 Basın Özeti
Bu sabah gazetelerin ön sayfalarını, iki buçuk yıl aradan sonra uzay mekiği Discovery'nin dün Cape Canaveral'dan fırlatılışını gösteren fotoğraflar kaplasa da gündemde hâlâ Londra saldırıları var.

İngiltere'de yayımlanan gazeteler

Guardian gazetesi, Londra Emniyet Müdürü Sir Ian Blair'in dün yaptığı açıklamayı manşetine taşımış:

"Yeniden saldırma gücüne sahipler. Onları bulmalıyız."

Times gazetesi de, 21 Temmuz saldırılarını düzenleyen ve kaçmayı başaran şüphelilerin, kuzey Londra'da yaşadıkları ve patlayıcılar bulunan eve geri döndüklerini yazıyor. Gazetenin manşeti ortaya çıkarılan son bulguları yansıtıyor:

"Yeniden vurmaya hazırlar"

Independent gazetesi, saldırganların kullandıkları evin dışarıdan çekilmiş bir fotoğrafını kapağına taşıyor.

Polisin bu apartman dairesinde bomba yapımında kullanılabilecek malzemeler bulduğunu, 21 Temmuz saldırılarının ardından da şüphelilerin bu daireye geri döndüklerini yazan Independent, soruşturmada tüm dikkatlerin bu eve yoğunlaştığını manşetinde anlatıyor:

"Curtis House 58 numaranın sırları"

Financial Times gazetesi ise, saldırılarla hiçbir ilgisi olmayan bir Brezilyalı gencin polis tarafından öldürülmesiyle başlayan tartışmalar sürerken, "Poliste 'öldürmek için ateş et' alarmı" manşetiyle yetkililerin, yedi farklı olayda, polisin şüpheli kişileri vurma raddesine geldiği yolundaki açıklamalarını öne çıkarıyor.

Guardian gazetesi, baş yazılarından birisinde, akademisyen Jonathan Glover'ın kaleminden, İslam ve Batı'nın birbirlerini anlaması zamanının geldiğini yazıyor. Glover'ın "Şiddeti önlemenin tek yolu diyalogdur" başlıklı yazısı özetle şöyle:

"Siyasî şiddet, bir grubun soyutlanmaya ya da aşağılanmaya karşı verdiği tepkidir. El Kaide'nin 11 Eylül saldırıları öncesindeki söylemi de bunu yansıtıyor. Bu söylem, "İslam'a inananlar şiddet, eşitsizlik ve haksızlıklara maruz kaldılar. Müslümanların kanı dünyanın gözünde beş para etmez hâle geldi" fikri çevresinde şekilleniyordu. Terör saldırıları, hem sebep oldukları can kaybı hem de bunun bilinçli yapılıyor olması nedeniyle öfke, tiksinti yaratır."

"Londra'da trafik kazaları bombalardan daha fazla can alıyor. Ancak bombaların temsil ettiği anlayış insanları çileden çıkarıyor" diyen Glover yazısını şöyle sürdürüyor.

"Bombacılar bizi, herhangi birimizi öldürerek bir siyasî mesaj veriyorlar. Benzer şiddet olaylarını daha önce de gördük. İsrailliler ve Filistinlilerin birbirlerine uyguladıkları şiddet bunun küçük bir modeli. Her cinayetin savunması, bir önceki saldırıya misilleme olması.

Şimdi, İslam dünyası ve Batı da benzer bir döngünün içine girebilir. Çare, tüm tarafların görüşlerini, ihtiyaçlarını ortaya koyacakları bir görüşme zemini.

'Teröristlerle konuşulmaz' söylemi, kötü bir slogan. Elbette 'konuşmak' cinayetleri, şiddeti hemen yarın sona erdirmeyecek. Ama doğru ve planlı bir konuşma, şiddetin çelik zırhında delikler açabilir, alışılmış söylemlerin sorgulanmasına neden olabilir.

Dinde ve siyasette inançların sorgulanması ise hayat kurtarır."

Farklı medeniyetlerin birbirlerini anlama ihtiyacına dikkat çeken bir diğer isim de İngiltere Başbakanı Tony Blair.

Financial Times gazetesi, bugünkü başyazısında, Blair'in, ılımlı Müslümanların, şiddet olaylarını reddettiklerini göstermelerini istediğini belirtiyor ve bu yönde hızlı adımlar atılması için bir uluslararası konferans fikrini ortaya attığını yazıyor.

"Blair, sonbaharda yapılmasını düşündüğü konferansın ana temasının 'İslam'ı aşırı görüşlülerden ve teröristlerden geri almak' olabileceğini belirtti. Bu önemli ve acil bir görev. Ancak, akıllara gelen soru, herhangi bir siyasî liderin, hele hele Irak Savaşı'nda başlıca rolü üstlenen bir liderin, bunun altından kalkıp kalkamayacağı. Bir diğer soru da, Suudi Arabistan ve Pakistan gibi müttefiklerinin, verdikleri sözleri tutup aşırı görüşleri bastırıp bastırmayacakları."

"Artık Batı'nın güvenliği ve Müslüman dünya, ayrılmaz bir ikili oldu" diyen Financial Times yazısını şöyle noktalıyor:

"Blair, Arap dünyasının 'laik diktatörlükler ve dinî fanatiklik' dışında bir seçeneği daha olduğunu belirtiyor: Demokrasi. İngiltere, Suudi Krallığı'na silah satarken ve Pakistan lideri General Pervez Müşerref'in istihbarat işbirliğine bağımlıyken, Blair bunun sonuçlarına katlanabilir mi? Bu iki yönetimin de, iktidarda kalmak için İslamcı gruplara, geri dönemeyecekleri ödünler verdikleri unutulmasın."

Times gazetesinin yorum sayfalarında ise Orta Doğu uzmanı Amir Taheri'nin bir yazısı yer alıyor. Batı ve İslam dünyası arasında ortak bir anlayış benimsenmesinin gerekliliğine dikkat çeken Taheri, Müslümanlar'ın da yapması gerekenler olduğunu belirtiyor.

"Öncelikle, Müslüman olmayan herkesin 'kâfir, inançsız' olduğu fikrinden vazgeçilmesi gerekli. İkinci olarak, 'tüm insanlığı İslam'a yöneltmek onurlu bir düşünce olsa da, bunu yapmak için her yolun mübah olduğu görüşünün terk edilmesi lazım.

Müslümanlar, farklı inançları, inanç çeşitliliğini kabullenmek durumunda. Din adamları, siyasî konular olan, Irak, Afganistan ve Filistin konusunda konuşmalar yapmak yerine Allah'a, dinin kendisine biraz daha fazla zaman ayırmalılar.

İslam'ın siyasîleşmesi, en tanınan Müslüman'ın Usame bin Ladin olduğu bir ortam yarattı. İslam, bir dinî inanç mı yoksa siyasî hareket mi olmak istediğine karar vermeli. Çünkü, kötüye kullanılmadan ikisini birden bünyesinde barındırması mümkün değil."

Londra'ya düzenlenen saldırılar, hem İngiltere gündemini hem de uluslararası gündemi işgal ettiği için, İngiltere'nin Avrupa Birliği dönem başkanlığı ikinci planda kaldı.

İngiltere Başbakanı Tony Blair, bugün bu iç sorunlardan bir an için de olsa ayrılacak ve Türkiye Başbakanı Recep Tayyip Erdoğan'la biraraya gelecek. Financial Times gazetesi, bu görüşme öncesinde kısa bir değerlendirme yayınlıyor bu sabah.

"İngiltere uzun zamandır Türkiye'nin Avrupa Birliği üyeliğine destek veriyor. Başbakan Tony Blair de, dönem başkanı olarak, müzakerelere başlamak için 3 Ekim tarihine bağlı kalacağını açık şekilde ifade etti.

Ancak Türkiye'nin Kıbrıs konusunda sert bir adım atması olasılığı kaygı yaratıyor. Özellikler Fransa ve Hollanda'daki referandumların ardından Fransa, Almanya ve Avusturya'da Türkiye karşıtı görüşler artarken, bugünkü görüşmede Tony Blair, Recep Tayyip Erdoğan'a 'temkinli bir tutum izlemesi' çağrısında bulunacak."

İlgili haberler
BAŞLICA HABERLER
Bu sayfayı arkadaşıma gönderYazıcı için
Programlarımız|Frekanslarımız|Türkçe Bölümü hakkında|İşbirliği|Bize ulaşın
BBC Copyright Logo^^ Başa dön
Haberler | Basın Özeti | Dünyaya Açılan Pencere | Özel Dosyalar | Haberlerle İngilizce
BBC News >> | BBC Sport >> | BBC Weather >> | BBC World Service >> | BBC Languages >>
Yardım|Görüşleriniz|Gizlilik