|
9 Ocak 2005 Basın Özeti | |||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
İngiliz pazar gazetelerinde, bu hafta da Asya depremi başlıca konular arasında..
Gazeteler, depremin ve dev dalgaların vurduğu Hint Okyanusu kıyılarında devam eden yardım çalışmalarını, felaketten sağ olarak kurtulanların hayatta kalma mücadelelerini, ailelerini yitiren çocukların travmalarını yansıtıyor sayfalarına.. Sunday Telegraph gazetesindeyse, felaketten pay kapmaya çalışan fırsatçılarla ilgili bir haber yer alıyor. 'Karanlık kalpler' başlığını taşıyan bu haberde, diğerlerinin acısını nakde çevirmeyi düşünenlerin felaket bölgelerindeki faaliyetleri anlatılıyor. Bu kişilerin hedefinde en savunmasız durumda olanlar, yani çocuklar bulunuyor. Hindistan'ın Tamil Nadu bölgesinden 3 yaşındaki Jayashree ve iki kardeşinin hikayesine yer veriliyor ilkin. Dev dalgalar kendilerini kıyıdan alıp, ailerinden koparıp, tekrar kıyıya fırlattıktan bir saat sonra, bu üç kardeşi almaya anneanneleri, babaanneleri ve bir diğer akraba geliyor. Ancak kardeşleri birbirinden ayırmak üzere.. Nedeniniyse çocukların anneannesi şöyle anlatıyor: "Devlet ve federal hükümet, her yetim çocuğu yanına almak isteyen aileye 100'er bin rupi veriyor. Ben şimdi üçünü birden yanıma alırsam, alabileceğim para sadece bu kadar. Ama çocukları birbirlerinden ayırırsak, bu paranın üç katını alıyoruz. Bu çok basit bir hesap, öyle değil mi?" Ancak çocuklar, bu hesabın o kadar da basit olmadığını gözyaşlarıyla anlatıyor habere göre... Haberde, durumları bundan çok daha kötü olan çocuklara da yer veriliyor. Kendilerini akrabaları olarak tanıtan kişiler tarafından kaçırılan çocuklara. Banda Aceh'te anneleri ve babaları dev dalgalara yenik düşmüş, 11 yaşındaki Arnish ve 9 yaşındaki kardeşi de bu çocuklar arasında. Yetim düşen kardeşler, felaketten sonraki iki geceyi kumsalda geçirmişler. Arnish yaşadıklarını şöyle anlatıyor: "Bu adam bize bakacak biri olacağını ve yemek vereceklerini söyledi. Biz de çocuklar için bir ev gibi bir yer olduğunu düşündük. Gidebileceğimiz hiçbir yer yoktu. Bize yiyecek getiren adamlar vardı. Sürekli cep telefonuyla konuşuyorlardı. İçeri gelir, birimizi yanlarında sürükler ve tarif etmeye başlarlardı. Çok genç çocuklar olduğumuzu söyler, sonra da para pazarlığına girişirlerdi. Ne olduğu hakkında hiçbir fikrimiz yoktu." Sunday Telegraph, Arnish ve kardeşinin otel odasından kaçmayı başarabildiklerini, ancak polisi oraya götüremediklerini yazıyor. Hamas siyasete me yöneliyor? Bugün dünyanın dikkatle izlediği bir bölge Filistin. Filistin'de Yaser Arafat'ın halefini belirlemek için 1996 yılından bu yana ilk kez başkanlık seçimlerine gidiliyor. Seçimden eski başbakan Mahmud Abbas, ya da diğer adıyla Ebu Mazen'in zaferle çıkması bekleniyor. Observer gazetesi, Filistinliler sandık başına gittikleri sırada, Hamas örgütünün de ateşkesten bahsetmeye başladığını yazıyor bugün. Şöyle diyor Observer: "Bu Hamas'ın stratejisinde önemli bir dönüm noktası. İsrail'e karşı şiddeti yönetmekle geçirdiği dört yılın ardından, Hamas siyasete eğilmeyi planlıyor. Liderler, İsrail güvenlik güçleri tarafından tuzağa düşürülmeyecekleri ve İsrail ordusunun Gazze'ye yaptığı saldırıları durduracağı yönünde garantiler almaya çalışıyorlar. Ayrıca, Hamas destekçilerinin söylemlerinde de daha uzlaşmacı bir tutuma doğru bir kayma gözleniyor." Observer, haberinde Hamas'ın haftalık gazetesi El Risale'nin editörü Gazi Hamid'in görüşlerine de yer veriyor. Hamid, Filistin'de bugün yapılan seçimlerin sonuçları hakkında Hamas'ın görüşlerini şöyle anlatıyor: "Hamas'ın Ebu Mazen'le ilişkileri çok iyi. Kendilerinin Filistin Yasama Konseyi'nde temsil edilmelerinden ve burada Filistin politikalarını şekillendirmekten endişe duymalarına gerek olmadığını farkediyorlar." Hamas'ın seçimlerde aday göstermediğini ve Filistin yönetimini kuran Oslo barış anlaşmalarını tanımadığının da belirtildiği haberde, Hamas'ın Filistin Yasama Konseyi seçimlerine katılma kararının, bu anlaşmayı tanıma yolunda atılan bir adım olduğu da ifade ediliyor. Observer'ın yazısı şu ifadelerle son buluyor: "Gazze'de iyimserlik havası hakim. Ancak Ebu mazen'in seçimleri kazanamaması durumunda yaşanacak hayalkırıklığının bedelinin ağır olacağı konusunda herkes hemfikir." Blair-Brown gerginliği İngiltere Başbakanı Tony Blair ile Maliye Bakanı Gordon Brown arasındaki husumet de İngiliz pazar gazetelerinin bu hafta ilgi gösterdiği konulardan bir diğeri. Artık iki siyasetçi arasındaki gerilime biraz da hicivle yaklaşılıyor. Sunday Times'da yer alan yorum yazısında "Blair-Brown pembe dizisinin 96'ıncı bölümünde kahramanlarımızdan esmer ve kara kara düşüncelere dalmış olanı, Edinburgh'da dünyayı yoksulluktan arındırma sözleri veriyordu. Bu sırada, diğer kahramanımız ise tsunami felaketinin kurbanlarına yardım etmeye kendini nasıl adadığını anlatıyordu. Başbakanın basın toplantısını, Maliye Bakanı'nın çok önceden saati belirlenmiş konuşmasıyla aynı anda yapması, Downing Street'in söylediğine göre, siyasetin cilvelerinden biriydi" ifadeleri kullanılıyor. Sunday Times, yazısında Tony Blair'in Gordon Brown'ın Davos Dünya Ekonomik Forumu sahnesinden de çekeceğini belirttikten sonra şöyle devam ediyor: "Başbakan ve bakan arasında, geçmişi taa 20 yıl öncesindeki Avam Kamarası oda arkadaşlığına dayanan bir siyasi evlilik var. İşçi Partisi lideri John Smith'in ölümünün ardından, Brown, istemeye istemeye geride durmaya razı olmuş ve Blair'in yeni lider olmasına izin vermişti. O zamandan bu yana da için için yanıyor. Westminster gözlemcileri, evliliğin artık sona erdiğini, hatta tarafların artık birbirine tabak çanak dahi fırlatmadıklarını, artık sadece partinin iyiliği için ayrılmadıklarını söylüyor. Bir bakanı görevden almak, özellikle de parti içinde sahip olduğu destek de göz önünde bulunudurulursa, Blair için üçüncü bir seçim zaferinden sonra dahi çok riskli olabilir. Yani pembe dizi devam edecek gibi görünüyor. Aslında her zaman yetişkin adamların 5 yaşındaki çocuklar gibi davranmasının eğlenceli bir yanı da var..." Çin'de kürtaj yasaklanıyor Sunday Telegraph gazetesinde yer alan bşr haberde, Çin hükümetinin, kız çocuğu sayısındaki azlık nedeniyle kürtajı yasaklamaya hazırlandığı belirtiliyor. Tek çocuk politikasının uygulandığı Çin'de erkek çocuklara büyük önem veriliyor. Bu nedenle, doğacak bebeklerinin kız olduğunu anlayan aileler, gelecekte erkek çocuk sahibi olma ümidiyle kürtaj masasına yöneliyorlar. Bunun sonucunda da her 119 erkek bebeğe karşılık olarak, sadece 100 kız dünyaya gelebiliyor. Habere göre, erkek çocukların kızlara tercih edilmesinin nedeni maddi. Zira, aileler yaşlandıklarında kendilerine erkek çocuklar bakarken, kız çocuklar evlendikleri eşlerinin ailelerinin bir ferdi sayılıyor. Dolayısıyla nüfustan sorumlu bakanlıki cinsiyetler arasındaki dengeyi koruyabilmek için kürtajı ve doğacak bebeğin cinsiyetinin tespit edilmesi için ultrason cihazlarının kullanılmasını yasaklamayı planlıyor. Böylece, 2010 yılına kadar cinsiyetler arası dengenin kurulması hedefleniyor. Nüfusu geçen hafta 1 milyar 300 milyonu bulan Çin'de nüfus dağılımı erkekler lehine bu şekilde devam ederse, on milyonlarca Çinli erkeğin ülkelerinde evlenecek kadın bulamayacakları da ifade ediliyor. |
| |||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||