|
Soykırımın onuncu yıldönümünde Ruanda | ||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
Ruanda bir dizi etkinlikle, yüz gün içinde yaklaşık 800 bin kişinin öldüğü tahmin edilen soykırımının onuncu yıldönümünü andı.
Orta Afrika ülkelerinden Ruanda ve komşusu Burundi'nin devlet başkanlarını taşıyan uçak, 6 Nisan 1994'te Ruanda'nın başkenti Kigali'ye inişe hazırlanırken açılan ateşe hedef olarak düşmüştü. Ertesi gün Ruanda'da amansız bir soykırım başladı. Ruanda halkının çocuğunluğunu oluşturan hükümet yanlısı Hutular, azınlıktaki Tutsi kabilesinden halka ve onlara yakın olduğunu düşündükleri ılımlı Hutulara karşı acımasız bir katliam başlattı. Burundi ve Ruanda devlet başkanlarının uçağını kimin düşürdüğü hala bilinmiyor ama iktidarlarının tehlikeye düştüğünü düşünen aşırı görüşlü Hutuların soykırımın fitilini ateşlediğinde hemen herkes görüş birliği içinde. Herkesin hemfikir olduğu bir diğer nokta da yaşananların izlerinin kolay kolay silinmeyeceği... Tanıklar anlatıyor Katliamda bizzat rol alan bir asker Pierre Mushimiyimana, şimdi cezaevinde. İşlediği cinayetleri inkar etmiyor ama kendisine verilen emirleri yerine getirmek zorunda olduğunu vurguluyor. O zamanlar 15 yaşındaki Didier Sagashya'nın arzusu, annesi ve kızkardeşine tecavüz edip öldürenlerin adalet önüne çıkması. Olaylar sırasında Kigali'de bulunan BBC muhabiri Lindsay Hilsum, sokaklardan oluk oluk kan aktığını anlatıyor. O zaman soykırıma karşı sessiz kalan dünyanın en azından şimdi, tecavüze uğrayıp AIDS'e yakalanan kadınlara yardım etmesini istiyor. Eşini ve oğullarını yitiren Esther Mujawayo ise "Hangi uzlaşmadan söz ediyoruz?" diye sormadan edemiyor. Ancak belki de en zor açmazlardan birini, bölgedeki katliamı önleyememekle suçlanan Birleşmiş Milletler Barış Gücü mensupları yaşıyor. O dönemde, ülkeden ayrılma emri verilen bu gücün komutanı olan Korgeneral Romeo Dallaire "Ya bir avuç askerle emirlere itaatsizlik edip Ruanda'da kalacak, ya da emirlere uyup çekilerek kendilerine sığınan onbinlerce insanı ölüme terkedecektik." diyor. 100 günlük kabus 100 gün süren katliam sırasında Ruanda'daki kiliseler, halkın kaçıp sığındığı yerler olmaktan çıktı. Cinayetlerin işlendiği mekanlara dönüştü. Pek çok yerde o zamana kadar birbirine komşu olarak yaşayan Hutu ve Tutsiler birbirlerini öldürdü ya da ihbar etti. Uluslararası toplum da katliamdaki rolü nedeniyle sorgulanıyor. Ruandalılar kendi kaderleriyle baş başa bırakıldı. Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi olup bitenleri "soykırımı" diye nitelemekten kaçındı. Birleşmiş Milletler Genel Sekreteri Kofi Annan, o sırada dünya ülkelerinin daha fazla bir şey yapmamasından duyduğu büyük üzüntüyü açıkça dile getiriyor. "Keşke daha çok şey yapsaydık" diyor. Adalet arayışı Ruanda'da da olayların üzerinden on yıl geçmesine rağmen hala yaralar sarılmış değil. Olaylar ardından adaletin sağlanması hala önemli bir sorun. Ülke geneline yayılan olaylara karıştıkları sanılan yaklaşık 130 bin kişi halen cezaevlerini dolduruyor. Adalet sistemi bu yükle baş edemediğinden bazı davalar Gacaca adı verilen köy mahkemelerine sevkedilmiş durumda. Bu şekilde her bir olaya yaşananları bilenlerin tanıklığıyla çözüm bulunması hedefleniyor. Birleşmiş Milletler de olayların daha üst düzey sorumlularının yargılanması için Tanzanya'da bir savaş suçları mahkemesi kurdu. |
| ||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||