BBCTurkish.com
NEWS
SPORT
WEATHER
Son güncelleme: 07 Nisan, 2004 - TSİ 17:19
Bu sayfayı arkadaşıma gönderYazıcı için
Dul bir Tutsinin gözünden Ruanda soykırımı

Ruanda soykırımında öldürülenlerin cesetleri
100 günlük katliam sırasında cesetler sokakları dolduruyordu

Devlet Başkanı'nın uçağının düşürüldüğünü ben ertesi sabah duydum.

Altı aylık bir bebeğimiz olduğundan erken yatmıştık. Sabah beş gibi uyandığımızda bir meslekdaşım arayıp, "haberi duydunuz değil mi? Ne yapacaksınız?" diye sordu.

Neden bahsettiğini anlamadık. Ama büyük bir panik içindeydi. "Radyoyu açın, devlet başkanı öldürüldü, mahvolduk" dedi.

Bunun ne anlama geldiğini biliyorduk. Daha önceki günlerde başlamışlardı bazı Tutsilerle muhalifleri öldürmeye. Şimdi çok daha feci olacaktı.

Nisan'ın son gününü hiç unutmıyacağım. Kocam, çocuklar, kocamın bir çok iş arkadaşı ve bazı komşularla beraber, saklanmak için kocamın öğretmenlik yaptığı okula sığındık.

Rahibeler bizi okulun içindeki kiliseye sakladı. Üç hafta boyunca orada, etrafta devam eden katliamı duyarak korku içinde sıranın bize gelmesini bekledik.

30 Nisan akşamı saat yedide geldiler. Silahlı askerler...

Yanlarında asker olmayanlar da vardı. Kadınları ve kız çocuklarını bir tarafa, erkeklerle erkek çocukları öbür tarafa ayırdılar. 12 yaşına bir oğlan çocuğu annesinin yanında kalmak istiyordu. Ona "yoo sen erkeklerin yanına. Sen düşmansın" dediler.

Kocam diğer erkeklerle birlikte götürülmeden önce bana dönüp, "çocukları kurtar" dedi. Bu onu son görüşüm oldu.

Okulun yakınındaki bir barikatta öldürmüşler onları. Ben çocuklarla koşarak okul binasından çıktım. Bahçedeki çalıların arasına saklandık. En büyük kızım Anna, silah seslerini duyunca, "babamı mı öldürdüler?" diye sordu bana.

"Evet" dedim, "babanı öldürdüler". Ağlayamadık. Sesimiz çıkarsa bizi yakalayabilirlerdi. Öylece bekledik.

Kocamı kaybettim ama üç çocuğumla birlikte kurtulduğum için şanslı sayıyorum kendimi.

Bir çok arkadaşım, sadece eşlerini değil, ana babalarını, bütün çocuklarını kaybetti.

En korkuncu da yavaş yavaş ortaya çıkıyor. Katliamdan kurtulan kadınların muhtemelen yüzde sekseninin tecavüze uğradığı ve bunu utanç verici bir sır gibi gizledikleri daha yeni anlaşılıyor.

Üstelik, tecavüze uğramakla kalmadılar, çoğu bu yüzden AIDS hastası şu anda.

Ülkede tedavi olanakları da sunulmadığından birer birer ölüyorlar.

1994 katliamından mucize eseri kurtulmuş bu insanların hayatını kurtarmak için hiç bir şey yapılmaması beni iyice öfkelendiriyor.

"Toplumsal uzlaşma" diyorlar. Irzına geçilmiş ve bu yüzden AIDS'e yakalanmış, ölümün eşiğindeki bir insana, ne yüzle "uzlaş" diyeceksiniz?

Üstelik biliyor musunuz, onlara tecavüz edip hastalık bulaştıran adamlar, yargılanabilsinler diye tedavi gördüler.

Ama Birleşmiş Milletlerin kurduğu mahkemede ona karşı tanıklık eden kadın tedavi göremiyor. Ölüme terkediliyor. Nasıl affedilecek, nasıl uzlaşılacak?


Katliamda kocasını kaybeden Esther Mujawayo şu anda Almanya'da yaşıyor ve bir psikoterapist olarak kendisine benzer şeyler yaşamış kadınlara yardımcı olmaya çalışıyor.

İlgili haberler
BAŞLICA HABERLER
Bu sayfayı arkadaşıma gönderYazıcı için
Programlarımız|Frekanslarımız|Türkçe Bölümü hakkında|İşbirliği|Bize ulaşın
BBC Copyright Logo^^ Başa dön
Haberler | Basın Özeti | Dünyaya Açılan Pencere | Özel Dosyalar | Haberlerle İngilizce
BBC News >> | BBC Sport >> | BBC Weather >> | BBC World Service >> | BBC Languages >>
Yardım|Görüşleriniz|Gizlilik