Suriye'de yaşananlar Diyarbakır'da nasıl yankılanıyor?

    • Yazan, Hatice Kamer
    • Bildirdiği yer, Diyarbakır
  • Okuma süresi: 6 dk

Suriye'de Suriye Demokratik Güçleri (SDG) ve ordu arasında yaşanan gerilim Türkiye'de de çok yakından izleniyor.

Diyarbakır'da, özellikle Suriye ordusu ve Şam yönetimine bağlı güçlerin kuşattığı Kobani'deki gelişmelerin yarattığı ana duygu endişe.

Bir başka ana soru ise bu gelişmelerin MHP Genel Başkanı Devlet Bahçeli'nin Ekim 2024'teki açıklamalarıyla başlayan ve PKK'nın kendini fesih ve silah bırakma kararıyla devam eden yeni çözüm sürecini nasıl etkileyeceği.

Diyarbakır'da konuştuğumuz birçok kişi, Suriye'deki son gelişmelerin, iktidarın "Terörsüz Türkiye", DEM Parti'nin ise "Barış ve Demokratik Toplum" olarak nitelendirdiği sürece zarar verdiği görüşünde.

BBC Türkçe'ye konuşan siyaset bilimci ve yazar Cuma Çiçek'e göre Kürtler arasında son gelişmelerden sonra "yaygın bir kuşatılmışlık, öfke ve güven kaybı hissi hakim."

'Süreç yoktu ki devam etsin'

Kayapınar'da konuştuğumuz genç kadın Yüksel, "Süreç yoktu ki devam etsin" diyor. Yüksel'e göre AKP hükümeti süreçte "samimi olmadı."

2016 yılından bu yana tutuklu olan eski HDP Eş Genel Başkanı Selahattin Demirtaş'ın durumuna değinen Yüksel, "Bir yıldır ne Demirtaş'ı bıraktılar ne de Kürtlere yasal haklar tanıdılar, Kürtleri sadece oyaladılar. Amaçları, Rojava'da Kürtlerin kazanımlarını yok etmekti. Bunu da başardılar'' diye konuşuyor.

Suriye'nin kuzeyinde, büyük ölçüde Kürtlerin yaşadığı bölgeye verilen isim olan Rojava, Kürtçe'de "Batı" anlamına geliyor.

Suriye ordusunun ülkede Kürt kadınlara kötü muamelede bulunduğuna dair bazı iddialar var.

Yüksel, sosyal medyada hızla yayılan bazı görüntülerin büyük infial yarattığını söylüyor, "Tüm bunlar, bir Kürt kadını olarak onurumu çok incitti. Çok üzgünüm çok" diyor.

Arkadaşı Fatoş da bu davranışların "IŞİD pratiği" olduğunu savunuyor ve ekliyor:

"Türkiyeli bir Türk, Azerbaycan'da, Kıbrıs'ta Türklerin başına bir şey geldiğinde nasıl öfkeleniyorsa, Rojava'daki kardeşlerimiz de bizim için aynı. Onlara yapılan bu zulmü de biz kabul etmiyoruz'.'

Suriye'nin kuzeydoğusunu 10 yıla yakın süredir kontrol eden SDG, bu ayki çatışmaların ardından birçok bölgede hakimiyetini yitirdi.

Şam yönetimi ile 20 Ocak'ta kabul edilen dört günlük ateşkes, 24 Ocak'ta 15 gün süreyle uzatıldı.

Türkiye sınırındaki Kobani (Ayn al-Arab) başta olmak üzere Kürt güçlerin yönetiminde kalan bölgede yaşayan halk için insani yardım çağrıları yapılıyor.

TRT, 25 Ocak'ta yayımladığı haberinde AFAD ve Türk Kızılayı'nın desteğiyle hazırlanan 11 tır insani yardım malzemesinin, Suriye Hükümeti ve Halep Yardım Koordinasyon Merkezi ile işbirliği içinde bölgeye sevk edildiğini aktardı.

DEM Partili ve AKP'li iki kuzenin tartışması

Şehitlik semtinde bir bakkala girdiğimizde içeride, soba başında ısınan iki erkek var.

Bu iki kuzen, farklı siyasi görüşteler. Hamit, DEM Partili, adını vermek istemeyen kuzeniyse 23 yıldır AKP'ye oy verdiğini söylüyor.

Hamit, Diyarbakır'da 25 Ocak'ta yasaklanan mitingle ilgili "Parti ertelemeseydi, yasağa rağmen mitinge gidecektim" diyor.

PKK lideri Abdullah Öcalan'a "Umut ve Özgürlük" talebiyle düzenlenen miting olumsuz hava koşulları nedeniyle ertelemişti.

Öncesinde Diyarbakır Valiliği, dört gün süreyle kent genelinde açık alan etkinliklerini yasakladığını duyurmuştu.

Hamit "Rojava'daki saldırıların arkasında Türkiye var" iddiasında bulununca, AKP'li kuzeni bu görüşe tepki gösteriyor:

"Ne alakası var, ABD ve Araplar Kürtleri desteklemekten vazgeçtiler. Bir de SGD, Öcalan yerine Kandil'i dinledi ve silah bırakmadı'.'

Kuzeninin bu yanıtı ise Hamit'i kızdırıyor:

"Dünya olan bitene sessiz. Silahı bırakmış olsa, IŞİD'e karşı kim onları savunacaktı?'' diyor.

ABD, 2014 yılında IŞİD ile mücadele kapsamında kurulan uluslararası koalisyonun bir parçası olarak, omurgasını Kürt Demokratik Birlik Partisi'nin (PYD) silahlı kanadı Halk Savunma Birlikleri'nin (YPG) oluşturduğu SDG ile ortaklık kurdu.

Bu ortaklık Türkiye-ABD hattında gerilime sebep oldu.

Türkiye, YPG'yi, "PKK'nın Suriye kolu ve terör örgütü" olarak nitelendiriyor, SDG'ye karşı da aynı yaklaşımı benimsiyor.

Ankara, SDG'yi bir güvenlik tehdidi olarak görüyor.

Kobani'de dört küçük çocuğun soğuktan donarak öldüğü yönündeki iddiaları okuduğunu söyleyen Hamit, beklentilerini şöyle ifade ediyor:

"Madem Türkiye'nin bu olaylarda payı yok, suyun, elektriğin kesildiği Kobani'deki kuşatmayı kaldırsınlar, Suruç üzerinden insani yardım göndersinler. Neden yapmıyorlar?''

AKP'li kuzene göre ise hem Kürt sorununun hem de Suriye'deki olayların çözümü için Kürtlerin biraz daha sabretmesi gerek.

O, çözüm sürecinin devam edeceğine inanıyor.

Hamit ise aksini düşünüyor. Abdullah Öcalan'a "sonsuz" saygı duyduğunu söylüyor ve ekliyor:

"Ama devlete güvenmiyorum, yine bizi kandırıyorlar."

'Kabuk tutmayan yaralarımız derinleşti'

Suriye'nin kuzeyinde IŞİD'e karşı savaşırken hayatını kaybeden iki gencin ailesiyle görüşüyoruz.

Kobani'de hayatını kaybeden 23 yaşındaki Muhammed'in Diyarbakır'da yaşayan annesi ve ablası, güvenlik endişesiyle isimlerini kullanmamızı istemiyor.

Üniversite son sınıfta Suriye'ye giden Muhammed, ailenin en küçüğü.

Annesi ve ablası, bugün yaşananlar karşısında kendilerini "çaresiz" hissettiklerini anlatıyor.

Ablası, "Haberleri izleyemiyorum, Kürtlere karşı nefret dili çok ve yaşadığımız acılar görmezden geliniyor. Rojava'dan söz ederken, sanki sadece bir grup 'terörist' varmış gibi konuşuyorlar ama orada kendi toprakları üzerinde yaşayan Kürtler var" diyor.

Bugün devam eden çatışmalar için ise "kabuk tutmayan yaralarımız daha da derinleşti'' diye konuşuyor.

17 yaşındaki erkek kardeşini 2015'te Kobani'de kaybeden Nezir Birgül de benzer duygular yaşadığını söylüyor.

'Yaygın bir kuşatılmışlık, öfke ve güven kaybı hissi var'

Siyaset bilimci ve yazar Cuma Çiçek, yaşananların Kürtler üzerindeki etkisini "yaygın bir kuşatılmışlık, öfke ve güven kaybı hissi" olarak tanımlıyor.

Çiçek'e göre 2014'ten itibaren ABD ortaklığı ile IŞİD'e karşı yürütülen ve SDG'nin Suriye'nin kuzeyinde etkinlik sağlamasıyla sonuçlanan çatışmalar "Kürtler arasında derin bir duygusal bağ yarattı ve ortaklaşmanın sembolü oldu."

Çiçek bu durumu şöyle açıklıyor:

"Ulus inşasında genelde yaralar, umutlardan daha belirleyici oluyor. İran'dan Irak'a, Türkiye'den Suriye'ye Kürtler için Kobani bu konuda sembolik bir anlam taşıyor."

Ona göre bu bağ, son olaylarla birlikte, siyasi aktörler ve partiler ötesine geçmiş durumda.

'Demirtaş'tan sonra Kürtlerden bir lider çıkmadı'

Dağkapı'da konuştuğumuz genç bir esnaf da Kürtlerde "ihanete uğrama" duygusunun hakim olduğunu söylüyor.

Esnaf, "Herkes bu yaşananlardan çok rahatsız ama eskisi gibi kimse çıkıp protesto etmeyecek, olanlar da sınırlı kalacak" diyor ve Demirtaş'tan sonra Kürtlerden bir lider çıkmadığını savunuyor.

Bu genç esnafa göre Türkiye, Suriye'de yapıcı rol oynarsa, süreç bozulmadan devam edecek.

Ankara, Suriye'nin toprak bütünlüğünün korunmasından ve SDG'nin Şam yönetimine tam entegrasyonundan yana.

AKP Sözcüsü ve Genel Başkan Yardımcısı Ömer Çelik son açıklamasında hükümetin Suriye'de IŞİD'le mücadeleye önem verdiğinin de altını çizmişti.

'Türkiye'nin önünde fırsat penceresi var'

Cuma Çiçek ise Suriye'deki gelişmelerin Kürt milliyetçiliğini yükselişe geçireceğine inanıyor.

Kürtler arasında DEM Parti'ye karşı da bir kırılma yaşandığını savunan Çiçek, tüm bu yaşananların çözüm sürecine nasıl etkileyeceği sorusuna şu yanıtı veriyor:

"Şu aşamada süreç beklemeye alınmış gibi ama anlaşılan o ki devlet, DEM Parti ve KCK masayı koruma eğiliminde."

Bu durumun değişebileceğini savunan Çiçek, sözlerini şöyle sürüdüryor:

"Eğer Rojava'da çatışma sertleşir, insani dramlar yaşanır ve Kürtlerin kazanımları tasfiye edilirse, Türkiye'deki duygusal kırılma geri dönülmez hale gelecek ve çözüm süreci muhtemelen sonlanacaktır."

Çiçek'e göre süreç devam etse bile bu "örgütle devlet arasındaki teknik bir uzlaşıya dönüşebilir.''

Bununla birlikte Çiçek, Türkiye'nin önünde bir "fırsat penceresi" olduğunu söylüyor.

Çiçek, Kobani hakkında "Türkiye, insani yardım koridorları açarsa, Kürt kamuoyunda büyük bir rahatlama sağlayabilir ve sürece 'garantör' olabileceği bir fırsat penceresi de yakalayabilir. Böyle bir adım, Türkiye'deki çözüm sürecini de hızlandırabilir'' diyor.