|
11 Şubat 2008 Basın Özeti | |||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
Financial Times gazetesindeki bir habere göre Türkiye bu hafta Nabucco doğal gaz boru hattı projesi yüzünden baskıyla karşı karşıya kalacak, çünkü Avrupa Birliği, Ankara'nın bu projeye destek vereceğinden şüphe duyuyor.
Gazete haberini AB'nin Güney Avrupa'daki doğal gaz projelerinin koordinasyonundan sorumlu yetkilisine dayandırmış. Perşembe günü Ankara'yı ziyaret ederek Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'la görüşmeye hazırlanan Jozias van Aartsen gazeteye şöyle demiş: "Eğer AB ile bir ilişki kurmak istiyorlarsa, gelecekte böyle bir ilişkiyi istediklerinin en açık ifadelerinden biri bu proje olabilir." Nabucco, Azerbaycan ve diğer bölge ülkelerinin doğal gazını 3.300 kilometrelik bir hatla Avrupa'ya taşıması planlanan hattın adı. Financial Times'a göre kaygıların başlıca nedeni Türkiye'nin hattın kullanımı için fiyat çerçevesi belirlememesi, geçtiğimiz haftalarda İran'dan gelen gazın kesilmesi üzerine Yunanistan'a sevkiyatın kesintiye uğraması ve siyasi olduğu sanılan nedenlerle Gaz de France'ın da Nabucco konsorsiyumuna katılmasında ısrar etmesi. Financial Times bu haberinin içindeki küçük bir kutuda da Türkiye'de hafta sonunda yapılan türban oylamasından söz etmiş, uzun sürecek bir hukuki mücadelenin başlayabileceğini belirtmiş. Iraklı sürgünler dönmüyor Independent'ın deneyimli Irak muhabiri Patrick Cockburn'ün Bağdat'tan bildirdiğine göre bazı haberlerin aksine sayıları 4 milyonu aşan Iraklı sürgünler ülkelerine dönmeye hala çekiniyor. Patrick Cockburn, Irak hükümetinin geçen yıl 800 Iraklı'yı Şam'dan Bağdat'a bedava taşıyarak attığı propaganda adımına rağmen, kitlesel dönüşler olmadığını söylüyor. "BM Mülteci Örgütü'nün son verilerine göre, Ocak sonunda Irak'tan Suriye'ye günde 1.200 kişi geçiyordu. Buna karşılık Suriye'den Irak'a dönenlerin sayısı 700'dü." "İnsanların Suriye'nin koyduğu yeni sıkı vize uygulamalarına rağmen dönmemesinin nedeniyse Bağdat'ın hala çok tehlikeli olması, geçimlerini sağlama olasılıklarının çok düşük olması, sürekli yaşanan elektrik ve su kesintileri. Bağdat 2006'da ve 2007'nin başlarında olduğundan daha güvenli belki, ama dönüş yapan aileler için hala çok tehlikeli. Özellikle de evlerine başkaları yerleşmişse." Özel güvenlik kavgası Times'a göre Afgan polisi, Kabil'deki özel güvenlik güçlerini engellemeye başladı. Gazeteye göre hükümet bunu kaçak silahları kontrol etmek ve son yedi yılda sıfırdan, en az 60 şirket ve 30 bin çalışanlı bir endüstriye dönen özel güvenlik işini denetleyebilmek için yaptığını söylüyor. Özel güvenlik şirketleriyse Afgan emniyet güçlerindeki bazı çevrelerin, ihaleleri hükümete yakın Afgan şirketlerin almasını tercih ettiği görüşünde. Times'a göre bunların en büyüklerinden biri olan ASG adlı bir şirketin sahibi, Cumhurbaşkanı Hamid Karzai'nin kuzeni. Gazeteye göre sebep her ne olursa olsun, konulan yasaklar yüzünden çok sayıda yabancı yardım örgütü ve şirketlerin faaliyetleri felce uğruyor, çünkü çalışanları, kuruluşların kendi kuralları gereği silahlı koruma olmadan sokağa çıkamıyor. Bunlar arasında askeri üslere gıda ve su sağlayan şirketlerin de bulunduğu belirtiliyor. Şeriat tartışması İngiltere'nin bir numaralı Hristiyan din adamının geçen hafta yaptığı "Ülkemizde şeriat mahkemelerinin kurulması kaçınılmazdır" açıklamasının yankıları, hafta sonunda olduğu gibi bugün de basında geniş yer buluyor. Hepsi, Başpiskopos Rowan Williams'ın bugün toplanacak kilise meclisinde zor durumda kalacağı konusunda hemfikir. Times gazetesi "Başpiskopos görevdeki beş yılının en kritik gününü yaşayacak" diyor. Independent'ın başlığıysa "Williams istifa çağrılarına direniyor". Independent yazarlarından Johann Hari, Başpiskopos Williams'ın açıklamalarının İngiltere'nin çok-kültürlülük doktrinini artık terk etmesi gerektiğini ortaya koyduğunu söylüyor. Yazar geçen ay yayımlanan bir televizyon belgeselinden yola çıkarak, İngiltere'de gayrıresmi olarak varolan şeriat mahkemelerinde kadınların nasıl eşit muamele görmediğini, boşanmak için senelerce uğraştıklarını ve onları döven kocalarına geri gönderildiklerini anlatıyor. Sonra da başpiskopos gibi iyi niyetle çok-kültürlülük adına paralel kültürler yaratılmasını destekleyenlerin, aslında Müslüman kadınlara toplumdaki diğer kadınlarla aynı hakları layık görmeyerek ırkçılık yaptığını kaydediyor. Guardian gazetesiyse aynı belgeselin çekiminde çalışan kadın ve Müslüman bir muhabirin görüşlerine yer vermiş. Londra'daki gayrıresmi bir şeriat mahkemesinde birkaç ay geçiren Ayesha Khan bu yazıda Independent yazarının tam tersi bir bakışı savunuyor. Bu mahkemelerdeki davaların yüzde 90'ını açan kadınların eşit muamele görmediklerini, ezildiklerini kabul etmekle birlikte "Eğer bu mahkemeler olmasaydı hiç boşanamazlardı, çünkü onlar bunu tercih ediyor; Allah'ın nezdinde kabul görmüş bir ayrılık istiyor" diyor. Ayesha Khan'a göre devlet, dini rehberlik sağlayana dek de, bunu gayrıresmi kanallarda aramayı sürdürmeleri kaçınılmaz. Yazara göre "Pek çokları, şeriatın ezdiğini düşündükleri kadınları koruma içgüdüsüyle hareket ediyor. Bu içgüdü takdire değer. Ama yardımımıza en çok ihtiyacı olan kadınlar, kültürel ve dini tercihlerini göz önüne almayı reddedersek, bu yardımı kabul etmez." | İlgili haberler 10 Şubat 2008 Basın Özeti10 Şubat, 2008 | Basın Özeti 8 Şubat 2008 Basın Özeti08 Şubat, 2008 | Basın Özeti 7 Şubat 2008 Basın Özeti07 Şubat, 2008 | Basın Özeti 6 Şubat 2008 Basın Özeti06 Şubat, 2008 | Basın Özeti 5 Şubat 2008 Basın Özeti05 Şubat, 2008 | Basın Özeti 4 Şubat 2008 Basın Özeti04 Şubat, 2008 | Basın Özeti 3 Şubat 2008 Basın Özeti03 Şubat, 2008 | Basın Özeti 31 Ocak 2008 Basın Özeti31 Ocak, 2008 | Basın Özeti | |||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
| ||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||