|
21 Aralık 2007 Basın Özeti | |||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
Haftalık Economist dergisi, Türkiye'ye ilişkin iki yoruma yer veriyor bugünkü sayısında.
Bunlardan ilkinin yanıtını aradığı soru, ''Türkiye'yle Amerika Birleşik Devletleri arasında bir anlaşma mı vardı?'' ''Sanki Irak'ın yeterince sorunu yokmuş gibi, 16 Aralık'ta Türk ordusu, Kuzey Irak'ın derinlerinde Kürt isyancıların kampları olduğunu söylediği hedefleri bombaladı'' diye başlayan yazı, ''Bunu, hemen ardından 300 Türk askeriyle düzenlenen kara baskını izledi'' ifadeleriyle devam ediyor. Amerika Birleşik Devletleri'nin hafta sonu yaşanan gelişmelerdeki rolünü irdeleyen ve Washington yönetiminin sağladığı desteğin Kuzey Irak'taki Kürtleri öfkelendirdiğini, bu tepkinin de Kürt bölgesel yönetimi başkanı Mesud Barzani'yi Amerikan Dışişleri Bakanı Condoleezza Rice'la görüşmekten alıkoyduğunu anımsatan Economist şöyle devam ediyor: ''Amerika Birleşik Devletleri ile Türkiye'nin bir anlaşmaya varmış olmaları gayet mümkün. Amerika'nın sınırlı Türk baskınlarına desteği ve Irak Kürtlerine PKK'ya karşı harekete geçmeleri talimatı verme sözü karşılığında, Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın da, George Bush'a bazı sözler verdiği düşünülüyor.'' ''Bunlar arasında, Ankara'nın Kürt bölgesel yönetimini tanıması ve PKK savaşçılarına daha serbest bir af çıkarılması sözü de bulunuyor. Daha önceki, PKK mensuplarından arkadaşlarına ihanet edenleri kapsayan düzenleme sonuç vermedi.'' ''Şimdi hükümet, şiddete bulaşmamış bütün PKK'lıları affedebilir. İsyancılara karşı 20 yıldan uzun süren savaşın ardından, Türkiye, tek başına askeri önlemlerin Kürt sorununu çözemeyeceğini biliyor.'' "Türkiye'nin Hristiyanları saldırı altında" Dergi, yine bugünkü sayısında Türkiye'deki Hristiyanların karşılaştıkları sorunları ele aldığı bir başka yazıda ise, ''Türkiye'de Hristiyanların kendilerini neden tehdit altında hissettikleri'' sorusuna yanıt arıyor: Hrant Dink cinayeti, Malatya'da 3 Hristiyan Evanjelistin öldürülmesi, geçen haftalarda bir rahibin İzmir'de bıçaklanması olayları anımsatılan yazıda, Samsun'dan Protestan bir misyoner olan Orhan Ant'ın yaşadıklarına yer veriliyor. Samsun'da yerel bir kiliseye mensup olan Ant, ölüm tehditleri almış, mensup olduğu kilise taşlanmış. Yerel basın da kendisini, ''yabancı ajan'' olarak niteliyormuş. Polis koruması talepleri ise sonuç vermemiş. ''Orhan Ant yalnız değil, Türkiye genelinde, Hristiyanlar saldırı altında'' ifadesini kullanan Economist, aynı yorum yazısında, ayrıca Türkiye'nin Rum Ortodoks Patriği Bartolomeos'un ekümenik statüsünü tanımayı reddettiğini, Rum Ortodoks kilisesi ve Avrupa Birliği'nin, Heybeliada Ruhban Okulu'nun açılması taleplerinin karşılanmadığını, gayrımüslim vakıflarının mülklerine ilişkin sorunların giderilmediğini aktarıyor. Ekonomist, yorumunu şöyle noktalıyor: ''Çok sayıda Hristiyan, Adalet ve Kalkınma Partisi hükümetinin kendilerine, önceki laik hükümetlerden daha iyi davrandığını kabul ediyor. Yaşadıkları sorunlar konusunda 'derin devlet'i suçluyorlar.'' ''Ancak, Temmuz ayındaki ezici seçim zaferinin ardından derin devlet bahanesi pek de geçerli değil. 'Böylesine güçlü bir yetkiyle, hükümetin taleplerimizi karşılamakta başarısız olması sadece bir anlama gelir o da, derin devletin hala işbaşında olduğudur' görüşünü dile getiriyor bir Hristiyan rahip.'' ''Ya da belki de, Adalet ve Kalkınma Partisi'nin inandığı din özgürlüğü sadece Müslümanları kapsamakta, Hristiyanları değil.'' "Kremlin'de iktidar mücadelesi mi?" Guardian gazetesi manşetinden, Rusya lideri Vladimir Putin'in malvarlığına ilişkin iddiaları aktarıyor. ''Putin, Kremlin'de iktidar mücadelesi ve 40 milyar dolarlık servet'' başlıklı haberinde Guardian, Vladimir Putin'in görev süresinin dolmasına aylar kala, Kremlin'de, Rusya liderinin etkili yardımcılarından birinin liderliğindeki kampla, Putin'in başkan adayı olarak destekleyeceğini açıkladığı Dimitri Medvedev'in içinde olduğu cephe arasında iktidar mücadelesi yaşandığını öne sürüyor. Putin'in genel sekreter yardımcılarındandan Igor Sechin'in liderliğindeki kampta; aralarında Federal Güvenlik Birimi başkanı ve başkan yardımcısıyla, yine Putin'in yardımcısı Viktor İvanov'un da bulunduğu asker ve sivil kökenli bürokratik kadro var.'' Liberal olarak nitelenenen cephede ise, Medvedev'in yanı sıra Putin'e yakın bir isim olan Chelsea futbol kulübünün Rus sahibi Roman Abramoviç, uyuşturucuyla mücadele birimi başkanı Viktor Çerkezov ve Özbek kökenli işadamı Alişer Usmanov yer alıyor. Kremlin'i yakından bilenlere göre, mücadelenin kaynağında ideoloji değil, mali rekabet yatıyor. Putin'in Medvedev'in adaylığını destekleyeceğini açıklaması da, sertlik yanlısı kadroya bir darbe olarak görülüyor. Guardian aynı haberde, Aralık ayı başında Alman ve Amerikan basınına verdiği demeçlerde, Rusya lideri Vladimir Putin'in milyarlarca dolar serveti olduğunu öne süren Rus bir siyasi uzmanın iddialarını da aktarıyor: ''Rus siyaset uzmanı Stanislav Belkovsky, Putin'in 40 milyar dolara sahip olduğunu, servetini İsviçre ve Liechtenstein'da gizlediğini öne sürüyor.'' ''Belkovsky'nin iddialarına göre, Rusya liderinin aralarında Rus enerji devi Gazprom'un da bulunduğu bazı petrol ve doğalgaz şirketlerinde hisseleri var.'' İddiaları aktaran Guardian, Putin'in Belkovsky'nin savlarına ilişkin herhangi bir yorum yapmadığının, muhabirin Kremlin sözcüsüyle görüşme girişimlerinin de sonuçsuz kaldığının altını çiziyor. Schengen genişlemesinin artıları-eksileri Avrupa Birliği'nin serbest dolaşım uygulaması Schengen'in bu sabahtan itibaren birliğe 2004 yılından sonra üye olan ülkeleri de kapsamasına ilişkin haber ve yorumlar da dikkat çekiyor gazetelerde. Financial Times, başyazısında, sınırlara takılmadan seyahatin Avrupa Birliği'nin vatandaşlarına en büyük ikramiyelerinden biri olduğuna dikkat çekerek, şöyle devam ediyor: ''Bu, azımsanacak bir kazanım değil, Avrupa'nın entegrasyonuna anlam katan bir kavramdır. Yalnızca, Birleşik Krallık, İrlanda ve yeni üyelerden Kıbrıs, Bulgaristan ve Romanya uygulamanın kapsamı dışında, ki bu son üç ülke de daha sonra katılmayı planlıyor.'' ''Ancak Schengen'in maliyeti de yok değil. İç sınırları kaldırmak ortak bir vize politikası, dış sınırlarının daha etkili bir şekilde denetlenmesi, polis ve yargı uygulamalarında da daha yakın bir işbirliği gerektiriyor.'' ''Avrupa Birliği içindeki yaygın kaygı, yasa dışı göçmenleri dışarıda tutmak üzerine odaklanıyor. Uygulamada zorlukları var, ama eski sınır sisteminden daha zor da değil.'' Daha hassas olan meselenin Avrupa Birliği'nin komşularıyla, ''yeni bir demir perde'' algılaması yaratmak olduğuna dikkat çeken Financial Times, Ukrayna'dan Polonya'ya ya da Hırvatistan'dan Slovenya'ya, eskiden açık sınırlardan geçebilen turistler ya da öğrencilerin şimdi vize almaları gerekeceğini anımsatıyor: ''Kendilerine güçlük çıkarılmadan, daha iyi bir muameleyle karşılaşmayı hakediyorlar. Schengen bölgesini genişletmek, Avrupa Birliği için ortak bir sığınmacı ve göçmen politikasına geçilmesi baskılarını da arttıracaktır.'' ''Birleşik Krallık ve İrlanda ise, bu uygulamaya dahil olmakla dışında kalmanın maliyetlerini iyi hesaplamak durumunda. Ada sınırları, modern zamanlarda göçmenliği idare etmek konusunda giderek daha geçirgen bir hal aldı.'' | İlgili haberler 20 Aralık 2007 Basın Özeti20 Aralık, 2007 | Basın Özeti 19 Aralık 2007 Basın Özeti19 Aralık, 2007 | Basın Özeti 18 Aralık 2007 Basın Özeti18 Aralık, 2007 | Basın Özeti 17 Aralık 2007 Basın Özeti17 Aralık, 2007 | Basın Özeti 16 Aralık 2007 Basın Özeti16 Aralık, 2007 | Basın Özeti 14 Aralık 2007 Basın Özeti14 Aralık, 2007 | Basın Özeti 13 Aralık 2007 Basın Özeti13 Aralık, 2007 | Basın Özeti 12 Aralık 2007 Basın Özeti12 Aralık, 2007 | Basın Özeti | |||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
| ||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||