|
13 Aralık 2007 Basın Özeti | |||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
İngiltere gazetelerinde bu sabah hemen tüm gazetelerin manşetinde aynı haber göze çarpıyor:
Küresel bazda yaşanan nakit sıkıntısı. Financial Times gazetesinin manşeti: Merkez bankalarından ortak hücum. "Dünya merkez bankaları, küresel mali piyasalarda yaşanan nakit sıkıntısı karşısında dün işbirliği içinde müdahalede bulundu" diyen Financial Times şöyle devam ediyor, habere. “Amerika Birleşik Devletleri Merkez Bankası, Avrupa Merkez Bankası, İngiltere, Kanada ve İsviçre'nin merkez bankaları topluca, bankalara derhal nakit aktarmaya hazır olduklarını ilan ettiler. “Japonya Merkez Bankası da bu kararı desteklediğini açıkladı. Bu açıklamalar, para piyasalarındaki gerginliği hafifletti, ayrıca yatırımcıların tepkisi de olumluydu. “Diğer yandan kazanımlara ilişkin kötümser haberlere rağmen hisse senedi değerleri küresel ölçekte artış sergiledi.” Dönüm noktası Financial Times'ın yorum sayfalarında da nakit sıkıntısı karşısında dün yaşananların bir dönüm noktası olduğu yorumu yapılıyor. “Mali piyasalar çöktüğünde, bir merkez bankası'nın onların yerini almaktan başka seçeneği yoktur. Japonya'da 2001 yılında, merkez bankası, bankacılık sistemine borçlanmayı artırma çabaları kapsamında, neredeyse sınırsız miktarlarda para aktarmak durumunda kalmıştı. Mevcut durum o kadar vahim olmasa da, o yöne doğru adım atma zamanı. “Nakit sıkıntısı dört ay devam etti ve daha da kötüye gidebileceğinin işaretleri alındı. Ekonomiyi etkileyebileceğine kuşku yok. “Bununla beraber hâlihazırdaki etkilerinden çok; dünkü müdahalenin önemi, tüm dünyadaki merkez bankalarının durumu kabul etmeleri ve beraber harekete geçmiş olmalarıdır. “Sorunları derhal çözecek sihirli bir değnekleri yok ama en azından güven kazandırılmasına katkıları olacaktır.” Guardian yazarlarından Seamus Milne ise piyasalardaki krizin "serbest pazardaki görüş birliğinin Sonunun habercisi" olduğu görüşünü dile getiriyor. Milne'a göre, küresel nakit sıkıntısı günümüzde yaşanan ekonomik patlamanın sonunu tetiklemeye hazır ve siyaset de bununla birlikte değişmeye. “Son on yılda Yeni İşçi Partisi, büyüleyici bir ekonomik ortama önderlik etti. Türlü türlü felaketler ya da skandallardan sorumlu olsalar da Tony Blair ve Gordon Brown'un gizli silahı: ekonomik büyümeydi. "Kayıtlara geçilen en uzun süreli ve istikrarlı ekonomik büyüme" onların döneminde yaşanmıştı ne de olsa. Düşük enflasyon, hızlı istihdam ve kamu harcamalarına güçlü destek de öyle. “Ama bu huzurlu günlerin sona yaklaştığına şüphe yok. Amerika Birleşik Devletleri'nde bu yılın başlarında mortgage borçlandırma krizi gibi başlayan sıkıntı küresel mali sistemde kangrene dönüştü. ''Dün uluslararası merkez bankalarının müdahalesi, önceki girişimlerin yetersiz olduğu ve durumun daha da ciddileştiğinin bir göstergesi.'' Lübnan'da patlama Lübnan'ın başkenti Beyrut'ta meydana gelen ve aralarında bir generalin de bulunduğu dört kişinin ölümüne neden olan saldırı, İngiltere basınında geniş olarak yer bulan konulardan biri. Times gazetesi, Lübnan'da artık yeni hedefin Ordu olduğunu görüşünü dile getiriyor: “Lübnan'da üst düzey bir generalin öldürülmesi, ülkede yaşanmakta olan siyasi krizi daha da derinleştirdi. General Francois el Hac, ülkede son üç yılda öldürülen dokuzuncu önemli figür oldu. Fakat ilk kez bir askeri yetkili saldırıya hedef oluyor. Sosyal İlişkilerden sorumlu Bakan ama aynı zamanda da 1989 yılında suikaste kurban giden cumhurbaşkanı Rene Muawad'ın eşi olan Nayla Muawad, Times'a olayla ilgili mülakat verdi. “Muawad, yaptığı açıklamada, "Hac'in öldürülmesi, bize gurur duyduğunuz ordu Lübnan'da güvenliği sağlayamıyor" şeklinde güçlü bir mesaj taşıyor diye konuştu. Independent'ın deneyimli Orta Doğu muhabiri Robert Fisk de Suriye'nin saldırının ardından ilk suçlanan taraf olduğunu, ancak Suriyeli yetkililerin bunu reddettiğine dikkat çekiyor. “Francois el Hac, bu yıl başlarında Nahr - el Bared mülteci kampları için verdiği mücadeleyle hem Suriyeliler hem İranlılar hem de Filistinlilerin hedefi haline gelmişti. 35 kilo TNT yüklü bir aracın patladığı bir olayda kurtulması gibi bir ihtimal yoktu. Lübnan Enformasyon Bakanı Gazi Aridi, suikastten Suriyelileri sorumlu tuttu ama ilginç biçimde kullandığı sözlere çok dikkat etti. “Lübnan'da demokratik politikacılara yönelik saldırılarda genellikle Suriyelileri suçlayan Velid Canbolat ise böyle bir açıklamada bulunmadı. Buradan anlaşılıyor ki, Lübnan'da siyaset bir kez daha dönüşümden geçiyor. “Suriyelilerin düşmanı olanlar artık öyle olmayabilirler de. Suriye saldırıya karıştığını reddederken, bir yandan da "İsrail ve Lübnan içindeki aygıtlarını" suçlar bir açıklamada bulundu. Bu eğer Suriye'nin bir uyarısı ise ve General el Hac'ın öldürülmesi hedeflendiyse, o halde gelecekteki olası cumhurbaşkanı General Michel Süleyman ve Lübnan halkına verilen mesaj nedir?” Daily Telegraph, "geceleri uykusuzluk çekenlere müjde!" diyor, "bilim adamlarından yeni bir umut doğdu." “Nature dergisinde yer verilen araştırmada Amerikalı ve Japon bilimadamları ortaklaşa çalışmış. “Yapılan çalışmalar sonucunda, insanların uyku düzeninde etkili "genetik bir şalter" olabileceği saptanmış. “Bilimadamlarına göre, bir proteinin diğeri üzerindeki etki, vücut saatinin düzenlenmesini sağlıyor. “Uzmanlar, buradan hareketle vücut saatini değiştirebilecek bir ilaç geliştirilebileceğini söylüyorlar. "Dünyada milyonlarca insan uykusuzluktan muzdarip, uykusuzluğun uzun vadede depresyon, kalp hastalıkları ve kansere dek uzanan çeşitli sağlık sorunlarına yol açabileceği belirtiliyor.” | İlgili haberler 11 Aralık 2007 Basın Özeti11 Aralık, 2007 | Basın Özeti 10 Aralık 2007 Basın Özeti10 Aralık, 2007 | Basın Özeti 9 Aralık 2007 Basın Özeti09 Aralık, 2007 | Basın Özeti 7 Aralık 2007 Basın Özeti07 Aralık, 2007 | Basın Özeti 6 Aralık 2007 Basın Özeti06 Aralık, 2007 | Basın Özeti | |||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
| ||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||