BBCTurkish.com
NEWS
SPORT
WEATHER
Son güncelleme: 24 Ekim, 2007 - TSİ 08:05
Bu sayfayı arkadaşıma gönderYazıcı için
24 Ekim 2007 Basın Özeti
İngiltere basını Türkiye'nin Irak'ta sınır ötesi operasyona girişme olasılığına dair gelişmeleri izlemeyi sürdürüyor.

İngiliz gazeteleri

Başbakan Erdoğan'ın Londra'da, Dışişleri Bakanı Ali Babacan'ın Bağdat'taki temaslarıyla ilgili açıklamalarını aktaran gazeteler, Irak'tan gelen mesajları genelde, Bağdat yönetiminin PKK karşısında harekete geçeceği şeklinde yorumlanmış.

Financial Times, "Irak Türkiye'nin harekatını önlemek için harekete geçti" derken; Guardian "Irak Türkiye'yi PKK'ya karşı eylem sözüyle yatıştırmaya çalışıyor" diye manşet atmış.

Independent ise "Türkiye Irak'ın eyleme geçme yetisi konusunda şüpheli" diyor...

"PKK'ya karşı etkin eylemler yapılması, Kürdistan Bölgesel Yönetimi kuvvetlerinin de aktif katılımına bağlı olacaktır. Geçmişteyse Iraklı Kürtler PKK'yı topraklarından sırf Türkiye istiyor diye çıkarmayı istemediler."

Guardian'ın gelişmeleri Erbil'de izleyen muhabiri Michael Howard da bu konudaki şüphelere katılıyor.

"Irak Dışişleri Bbakanı Hoşyar Zebari işbirliği sözleri verdi ama, Irak askerlerini ya da Kürdistan bölgesel yönetiminin peşmerge savaşçılarını devreye sokarak PKK savaşçılarını dağlardaki kamplarından çıkarma taahhüdü verme noktasına gelmedi. Kürt bölgesinin yöneticisi Mesud Barzani ise kuvvetlerinin Türklerle PKK arasındaki herhangi bir çatışmanın dışında kalacağını söyledi.

"Irak, ordusunun ülkesinin başka yerlerindeki çatışmalarla çok meşgul olduğunu belirtiyor. Irak tarafından herhangi bir taarruz için; şimdiye dek PKK'ya saldırmak konusunda son derece isteksiz olan Amerikan askerlerinin devreye girmesi gerekecektir. Amerikalıların artık Türk ordusuyla eşgüdüm içinde bir saldırıyı değerlendirdiği haber veriliyor.

"Bağdat'taki bir siyasi kaynak dün itibariyle, 'bir saldırı olursa, bu ortak bir Türk-Amerikan operasyonu olacak; hava kuvvetleri ya da füzeler kullanılacak ve Iraklılara danışılmayacak' dedi.

Guardian muhabiri, PKK'nın finans kaynaklarının büyük bölümünün ise Avrupa'daki Kürtlerden ya da Türkiye'deki tüccar ve esnaftan geldiğini savunuyor ve "bu unsurlar ise Irak'ın denetiminin dışında" diye ekliyor.

Daily Telegraph da, Washington yönetimi yetkililerinin dün Chicago Tribune gazetesinde yer alan bir haberi kesin şekilde reddetmediklerine dikkat çekiyor. Haberde Irak'taki Amerikan güçlerinin Kandil Dağı'ndaki kamplara saldırmaya hazır olduğu öne sürülüyordu.

Financial Times konuyla ilgili haberinin yarısını Bağdat ve Londra'daki temaslara geri kalanını ise Türkiye'de bu konudaki yayınlara getirilen sınırlamalara ayırmış.

"Hükümet kamuoyunda kolayca alevlenebilecek ruh halini yatıştırmak üzere olayla ilgili haberleri sınırlamaya çalıştı. Gazeteler ve görsel medya son günlerde yayınlarının çok büyük bölümünü, çoğu askerliğini yapmakta olan gençlerin ölümü hakkında haberlere ayırıyordu. Gözyaşları içindeki ailelerin uzun uzun yayınlanan görüntüleri, PKK'ya karşı koyma ile intikam arzuları arasında gidip gelen ve tepkisinin kestirilmesi güç olan bir havayı besliyor."

Gazete bununla beraber, yayınların sınırlanmasına dair kararın silahlı kuvvetlerin olaya dair açıklamalarının sorgulandığı bir sırada gündeme geldiğini de ifade ediyor...

Times, İngiltere Başbakanı Gordon Brown'un Başbakan Erdoğan ile görüşmesi sonrası İngiltere'de 'PKK yandaşları ve ilgili örgütler'e karşı terörle mücadele işbirliğine hız verileceği sözüne dikkat çekiyor.

Gazete, dün imzalanan ortaklık anlaşması kapsamında Türkiye'de bir İngiliz üniversitesi kurulması, ticarette hükümetler düzeyinde işbirliği ve Basra'da ortaklaşa bir serbest ticaret bölgesi gibi planların da olduğunu kaydediyor. Times şöyle devam ediyor:

"Erdoğan güç kullanma tehdidinden geri adım atmadı ama Dışişleri Bakanı David Miliband, bir operasyona girişilmeden önce, nefes alma fırsatı verecek alan yaratıldığını söylüyor...

"Türkiye Miliband'in Amerikan Dışişleri Bakanı Rice ile görüşmesinde de gündemin ilk sırasındaydı... Miliband bu görüşmede Irak'tan, Türkiye açısı dışında fazla söz edilmemiş olmasını, Irak'ta güvenliğin iyiye gitmesinin yansıması olarak yorumladı.

"Miliband Bush ve Rice'ın Türk yetkililerle telefon görüşmelerinin Amerika'nın çoğu zaman kendisini anlamadığını düşünen bir ülke için "büyük bir şey" olduğunu söyledi. Miliband, "Erdoğan'ın İngiltere ziyaretini gerçekleştirmiş olması da önemliydi" dedi.

Irak'ın yerine İran mı geçiyor?

Irak'ta güvenlik gerçekten iyiye gidiyor ve konu Washington ve Londra'nın gündeminden düşüyor mu?

Times Başbakan Brown'un önceki açıklamalarının aksine, askeri yetkililere göre, İngiltere'nin Basra'dan yakın zamanda tam olarak çekilemeyeceği öngörülerine yer vermiş...

Independent ise Amerika'nın savaş bütçesini mercek altına alıyor. Gazetenin haber başlığı:

"Trilyon dolarlık savaş: Afganistan ve Irak Vietnam ve Kore'den daha fazlasına mal olacak"

Günümüz fiyatları ile hesaplandığında bile Irak savaşının maliyetinin Vietnam'ı ikiye katlama yolunda olduğunu belirten gazete soruyor: Peki 2009'da maliyeti 1 trilyon doları aşacak olan savaşla ne elde edildi?

"Pek fazla şey değil... Irak içeriden patlamanın eşiğinde. Orta Doğu kargaşa içerisinde. İslamcı grupların Batı'ya yönelik tehdidi arttı. Amerika ve İngiltere'nin uluslararası itibarı büyük ölçüde zarar gördü.

Gazete bu tabloya rağmen, Bush'un İran'a bir saldırı planladığı yolunda da endişe verici işaretler olduğunu da ekliyor.

Financial Times da ilginin İran'a kaydığına katılıyor, Irak meselesinin Amerikan gündeminden neredeyse düştüğünü kaydediyor.

Gazetenin muhabirlerinden Edward Luce, son üç ayda Irak'ta ölen Amerikan askerlerinin sayısının azalmasını takiben, 2008 başkanlık seçiminin Demokrat adaylarının artık 'en hızlı çekilme formülü'nü önermek için birbirleri ile yarışmadığı tespitinde bulunuyor:

"Irak'ın Demokles Kılıcı niteliğini kaybetmeye başlamasının bir göstergesi de Demokratların Beyaz Saray'ın mali kaynak taleplerine direnmekten vazgeçmesi... Eski başkan Jimmy Carter’in ulusal güvenlik danışmanı Zbigniew Brzezinski, "konuyu değiştirmeye yönelik bir çaba var" diyor:

'Ancak Irak'ın yerini İran'ın aldığını söylemek doğru olmaz. Daha çok, Bush yönetimi Irak tartışmasını başarıyla genişleterek İran'ı da buna dahil etti diyebiliriz.'

"Yeni Amerikan Güvenliği Merkezi adlı düşünce kuruluşu başkanı Kurt Campbell ise şu anda 2002'de Irak konusunda diplomasi yanlısı Colin Powell ve savaş yanlısı John Bolton arasında geçen tartışmanın aynısını İran konusunda yaşıyoruz diyor... Ancak Demokratlar Powell, Cumhuriyetçiler ise Bolton'un yerinde... Önem taşıyan tek ayrım bu..."

Annapolis'te başarı şansı var mı?

Amerikan yönetimi bir yandan da Orta Doğu'ya istikrar kazandırma gerekçesiyle umutlarını İsrail ve Filistinlileri bir araya getirecek bir konferansa bağlamıştı...

Hazırlıklar sürerken konuyu tartışan gazeteler genel olarak kötümser bir tablo çiziyor ve bunun bölgedeki riskleri daha artıracağı uyarısını yapıyorlar.

Guardian'da yazan Jonathan Freedland'in satırları bu tartışmalardan bir kesit oluşturuyor.

"Nihayet Orta Doğu'da mutabakat sağlandı... Herkes, görüşmelerin başarısızlığa mahkum olduğunda hemfikir. Amerikan yönetimi bile kendi girişimine fazla umut bağlayamıyor. 26 Kasım için düşünülen toplantının şimdi Aralık'ta bir zaman yapılacağı söyleniyor.

"Ancak hemen herkes başarısızlığın ağır bir bedeli olacağını da biliyor: Yedi yıl evvel Camp David'de başarısızlık ikinci intifadayı tetiklemişti. Çünkü Orta Doğu'da ilerleyemiyorsanız, durulmuyor, aktif şekilde kötüye gidiliyor.

Peki Annapolis'te felaket beklentisine herkesi ikna eden ne? En başta üç kilit liderin; Bush, Olmert ve Abbas'ın zayıf konumları... Masadaki olası eksikler de cabası. Washington, başta bir bölgesel konferanstan söz ederken, şimdi sadece Mısır ve Ürdün masaya sürüklenebilecek gibi görünüyor.

"Yine de taraflar masadan kalkmıyor. Eğer nihai statü için kılavuz oluşturacak ölçütleri içeren bir belge kabul edilebilirse, anlamı büyük olur... (Abbas’ın müzakere yetkisini sorgulamadıkları dikkat çeken Hamas için bile...) Belki zaaf içindeki üç oyuncunun en büyük avantajı da bu: Üçü de zafer diye duyurabilecekleri bir şeye muhtaç...

Rusya gıda fiyatlarını donduruyor

Financial Times, Rusya'nın temel gıda fiyatlarını dondurma kararını ilk sayfasından duyuruyor.

"Rusya bazı temel gıda maddelerine Sovyet tarzı fiyat denetimleri getirerek hızla tırmanan fiyatların Aralık ayında yapılacak seçimler öncesinde Putin yönetiminin itibarını zedelemesini önlemeyi hedefliyor.

"Ülkenin en büyük gıda üretici ve perakendecileri bugün imzalanması beklenen anlaşmayla belirli ekmek, peynir, süt yumurta ve bitkisel yağ kalemlerinde fiyatları sene sonuna dek 15 Ekim düzeyinde tutma sözü veriyor."

Financial Times, geniş bir düşük gelir grubu bulunan Rusya'nın bu siyasi hamlesini; tarım ürünleri fiyatlarındaki artışın küresel bir sorun haline geldiğinin göstergesi olarak yorumluyor.

"Çin de gıda fiyatlarında denetim uyguluyor. Mısır, Ürdün, Bangladeş ve Fas teşvikleri artırıp ithalat vergilerini düşürerek fiyatları düşük tutmaya çalışıyorlar. Fas gibi ülkeler için gıdada teşvikleri kaldırmak siyasi intiharla eş anlamlı. İtalya'da makarna üreticilerinin eylemi zenginlerin de bu sorunun dışında olmadığını gösteriyor...

"Artan fiyatlar 1970'lerden itibaren ilk kez küresel bir gıda sıkıntısı yaşanabileceğinin habercisi olabilir. Buğday ve süt fiyatları, tüm zamanların rekorunu kırarken; mısır ve soya 1990 ortalamalarının çok üzerinde. Pirinç ve kahve fiyatı 10 yılın en yüksek düzeyinde seyrederken, et bazı ülkelerde yüzde 50'yi bulan artış sergiledi..."

Financial Times siyasetlerin bu doğrultuda belirlenmesi gerekeceğini belirtirken, yoksul ve düşük gelirlilerin sorundan yine en fazla zarar görenler olacağını da hatırlatıyor...

İngiltere nüfusu 70 milyona gidiyor

2030 itibariyle İngiltere nüfusunun 70 milyon olacağı yönündeki yeni tahminler ise basında en geniş şekilde ele alınan iç gündem meselesi...

Guardian 1950'lerin bebek patlamasından bu yana en hızlı artışın beklendiğini kaydederken, bu durumu artan doğurganlık, uzayan ömür ve çoğalan göçle açıklıyor:

"Önceki tahminlere göre 4 milyon daha fazla olan tahminler, konut inşası, ulaşım, eğitim, ve sağlık sistemlerine dair öngörü ve planların toptan gözden geçirilmesini gerektirecek... Göçmenlikten sorumlu bakan yardımcısı, rakamların önümüzdeki 12 ayda göçmenlik sisteminde hızlı ve kapsamlı değişiklik yapılması ihtiyacını gösterdiğini söyledi."

Guardian ve Independent gibi gazeteler nüfustaki artışın olumlu yanlarına dikkat çekerken, Daily Telegraph bu tabloya 'rekor düzeydeki' göçün olumsuz sonucu olarak yaklaşıyor:

"Göç, bir nesil içerisinde nüfusa Londra'nın nüfusu kadar kişinin katmış olacak... Hızla tırmanan ve önlemi alınmamış olan bu nüfus artışı kontrolsüz göçün sonucu. Bu inanılmaz ölçekte bir siyasi başarısızlık. İşçi partisinin sınırlarımızı denetlemeyi başaramamasının sonuçlarını nihayet görüyoruz.

"Sosyal altyapımız üzerine binen yük, ödememiz gereken tek bedel de değil... Migrationwatch yetkililerinin satırlarımzda ifade ettiği gibi, toplumumuzu bir arada tutan unsurlar da zayıflıyor... Brüksel'in 20 milyon kalifiye işçi için mavi kart önermesi için ne harika bir zamanlama! İngiltere bu felaket önerinin dışında kalmakla doğru yapıyor. Ancak bu arada İngiltere sınırlarının daha iyi denetlenmesi için muhafazakarların savunduğu gibi, ek önlemler de gerekiyor..."

İlgili haberler
23 Ekim 2007 Basın Özeti
23 Ekim, 2007 | Basın Özeti
22 Ekim 2007 Basın Özeti
22 Ekim, 2007 | Basın Özeti
21 Ekim 2007 Basın Özeti
21 Ekim, 2007 | Basın Özeti
19 Ekim 2007 Basın Özeti
19 Ekim, 2007 | Basın Özeti
18 Ekim 2007 Basın Özeti
18 Ekim, 2007 | Basın Özeti
17 Ekim 2007 Basın Özeti
17 Ekim, 2007 | Basın Özeti
16 Ekim 2007 Basın Özeti
16 Ekim, 2007 | Basın Özeti
15 Ekim 2007 Basın Özeti
15 Ekim, 2007 | Basın Özeti
BAŞLICA HABERLER
Bu sayfayı arkadaşıma gönderYazıcı için
Programlarımız|Frekanslarımız|Türkçe Bölümü hakkında|İşbirliği|Bize ulaşın
BBC Copyright Logo^^ Başa dön
Haberler | Basın Özeti | Dünyaya Açılan Pencere | Özel Dosyalar | Haberlerle İngilizce
BBC News >> | BBC Sport >> | BBC Weather >> | BBC World Service >> | BBC Languages >>
Yardım|Görüşleriniz|Gizlilik