|
21 Haziran 2007 Basın Özeti | |||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
PKK'nın Kandil Dağı'ndaki karargahına giden Financial Times muhabiri, ''PKK militanları muhtemelen dağdaki kamplarından askeri bir harekatla püskürtülmeyecek, ama barış içinde inecekleri de yakın bir gelecekte olası görünmüyor'' diyor.
PKK analizi Gazete, Türk ordusunun son zamanlardaki harekat tehditleri ardıdan PKK'nın Kuzey Irak'ta Türkiye sınırı yakınında bulunan iki kampının ve Kandil Dağı'ndaki üssünün dünyanın dikkatlerini üzerine çektiğini yazıyor. Financial Times Kandil Dağı'nın Irak yakasında PKK'nın bulunduğunu, karşıda uzanan İran topraklarında ise gazeteye göre PKK ile bağlantıları olan İranlı Kürt örgüt Pjak kamplarının yer aldığını bildiriyor. Financial Times, İranlı Kürtlerin örgütünün, Tahran hükümetine baskı uygulamak isteyen Amerika'dan destek gördüğünün yaygın bir kanı olduğunu yazıyor. Financial Times muhabiri, Kandil Dağı'ndaki üste güvenlik gerekçesiyle sınırlı alanı görmelerine izin verildiğini söylüyor. Haberin önemli bir kısmını, PKK'nın yürütme konseyi üyesi Suriye kökenli bir Kürt olarak tanıtılan Rüstem Cudi'yle yapılmış mülakat oluşturuyor. PKK'lı Rüstem Cudi, sınırı geçip Türkiye'de saldırı düzenledikleri suçlamasını reddettiklerini belirtiyor. Financial Times, Iraklı Kürtlerin de aynı şeyi söylediğini, örgütün Türkiye'ye sınır ötesi operasyonlar düzenlemediğini belirttiklerini bildiriyor. Gazete, Iraklı Kürtlerin özel sohbetleri sırasında ise PKK'ya hiç sempati beslemediklerini dile getirdiklerini yazıyor. Financial Times'a göre bunun sebebi, Pkk'nın Marksist yıllarında Iraklı Kürtleri hainlikle suçladığı döneme gidiyor. Financial Times'a göre Iraklı Kürtlerin Ankara'ya tavsiyesi, siyasi çözüm: PKK militanlarının affını ve Türkiye'nin Kürtlere ilişkin insan hakları sicilini iyileştirmesini istiyorlar. Recep Tayyip Erdoğan hükümeti döneminde Kürt sorununun çözümü yönünde kayda değer adımların atıldığını söyleyen Iraklı Kürtler, ancak hala Türkiye'de ordunun ve güvenlik birimlerinin Kürt kimliğinin herhangi bir tezahürünü devlete ihanetle eş gördüğünü ve çok sayıda Kürdün bu yüzden taciz edildiğini belirtiyorlar. Fakat Financial Times, PKK yürütme konseyi üyesi Rüstem Cudi'nin, militanların silahlarını bırakması için aftan daha fazlasının gerekeceğini söylediğini aktarıyor. Rüstem Cudi, ''Biz sadece affedilelim diye dağa çıkmadık'' diyor. PKK sözcüsü, Türk devletinin bazı temel konularda değişimden geçmesi gerektiğini söylüyor. Financial Times bu sözleri, Türkiye'nin sivil hükümetlere büyük çapta hesap vermeden hareket eden ve Kürt kimliğine menfi gözle bakan milliyetçi ordusunda bir değişim olarak tercüme ediyor. Gazete, PKK'nın Abdullah Öcalan'ın yakalanışından sonra imajını değiştirmeye çalıştığını ve artık ayrılıkçı bir örgüt olmadığını söylediğini bidiriyor. Ancak Financial Times'ın ifadesiyle, bağımsız bir Kürdistan hedefinden vazgeçtiklerini söyleseler de, PKK'nın ayrılıkçı köklerine geri dönmeyeceğinin de bir garantisi yok. Rüstem Cudi, ''Eğer Kürt azınlığa sahip ülkeler sorunu şiddet yoluyla çözmeye çalışmaya devam ederlerse, bizim de Kürt etniğine dayalı bir devlet kurma ihtimalimiz ve kudretimiz vardır'' diyor. Polonya ve İngiltere'nin AB muhalefeti Bugün başlayan AB zirvesi gazetelerin ortak konuları arasında. Guardian'ın manşetinde, dönem başkanı Almanya ile kırmızı çizgilerinden geri adım atmayacağını söyleyen İngiltere'nin zirvede bir çatışmaya doğru ilerlediği yazılı. Başlıca ihtilaf konusu, temel haklar sözleşmesi adı altındaki Avrupa Birliği ilkelerini İngiltere'nin yasalarına geçirmeyi reddedişiyle ilgili. Şayet İngiltere sözleşmenin bağlayıcı olduğunu kabul ederse, İngiliz işçilerin grev yapma hakları genişleyecek. Guardian, İngiltere'nin iş çevrelerinin ve Tony Blair hükümetinin bu olasılığa güçlü biçimde muhalefet ettiklerini yazıyor. Gazeteye konuşan bir Avrupa Komisyonu yetkilisi, Londra'ya bu konuda belki muafiyet tanınabileceğini söylüyor. İngiltere'nin itirazlarına bir çare bulundu diyelim, ya Polonya? Varşova hükümetinin Almanya'yla arasındaki anlaşmazlığı oy haklarıyla ilgili. Financial Times, ''Polonya AB'de sesini yitirmekten korkuyor'' diyor. Almanya'nın reform önerisi kabul edilirse, oy hakkı nüfusa göre ayarlanacağı için Polonya'nın karar mekanizmalarında ağırlığı Almanya'nın yarısı kadar olacak. Oysa şimdi eşit haklara sahipler ve Financial Times, Polonyalı liderin İkinci Dünya Savaşı'nı hatırlatarak Alman Başbakan Angela Merkel'e karşı muhalefetini sürdürdüğünü yazıyor. Ulusal radyosuna mülakat veren Polonya lider, savaşta ölen Polonyalıların haklarını geri istiyor: ''Eğer 1939'dan 1945'e kadar meydana gelenleri Polonya yaşamamış olsaydı, şu an nüfusumuz 66 milyon olacaktı'' diyor. Berlin'de 'Ostalji' İkinci Dünya Savaşı'na geri dönmeyi kimse istemiyor ama, Doğu Almanya'nın komünist yıllarında bir gece geçirmeyi canı çeken varsa, Berlin'de açılan yeni oteli ziyaret edebilir. Independent, dekorundan duvarda asılı resimlerine ve ranza yataklarına değin buram buram Doğu Almanya kokan bir otelin Berlin'de kapılarını ziyaretçilere açtığını haber veriyor. Otelin adı, Ostel. Bir kelime oyunu: Ost, Almanca doğu demek. Dolayısıyla Doğu Almanya'yı yadetmek isteyenler Ostel'de kalarak, 'Ostalji' yaşıyorlar. Zira Doğu Almanya'ya özlem duyanların deneyimi nostalji değil, ostalji oluyor. İşletmecisi, ''Kapitalizmden mola almak isteyenler otelimize buyursun'' diyor: ''Burada gerçek bir dayanışma duygusu yaratmaya çalışıyoruz.'' 'Ünvan istemiyorum' Şeytan Ayetleri'nin yazarı Salman Rüşdi'ye verilen 'Sir' ünvanı ve bunun İran ile Pakistan'da yaratığı öfkeli tepkiler halen tartışıladursun, Independent ünvan konusuna yeni bir pencere açıyor. Yılda bir yayımlanan ünvan listesine girmek birçok İngilizin hayalini süslese de, işadamı Joseph Corre, Independent'ın yayınladığı açık mektupta ''Bana verilen bu ünvanı aynen iade ediyorum'' diyor. Nedenini, iki kelimeyle özetlemiş: ''Tony Blair'... İşadamı Joseph Corre, kadın çamaşırları üreten başarılı bir firmanın kurucusu. Üç hafta önce eline geçen mektupta devlet nişanına layık görüldüğü kendisine bildirildiğinde ilk önce sevinmiş. Fakat üzerinde biraz daha düşündükten sonra, reddetmeyi uygun gördüğünü söylüyor. Çünkü Başbakan Tony Blair'i protesto ediyor. Independent'ta yayımlanan mektupta, ''İngiltere'yi Irak'ta ve Afganistan'da George Bush'un yanında savaşa sokuşu dürüstçe değildi, yalanlara dayanıyordu'' diyor: ''Ahlaken doğru olanı değil, ekonomik çıkarları izliyorduk.'' İşadamı Josepsh Corre'un ifadesiyle ''çağımızın en büyük skandalı'' olan Irak savaşından dolayı İngiltere hükümeti özür dilemeli. ''Onurlu olan, özür dilemektir'' diyor, İngiltere hükümeti bunu yapmadığı için kendisini onore etmelerini istemediğini belirtiyor. | İlgili haberler 20 Haziran 2007 Basın Özeti20 Haziran, 2007 | Basın Özeti 19 Haziran 2007 Basın Özeti19 Haziran, 2007 | Basın Özeti 18 Haziran 2007 Basın Özeti18 Haziran, 2007 | Basın Özeti 17 Haziran 2007 Basın Özeti17 Haziran, 2007 | Basın Özeti 15 Haziran 2007 Basın Özeti15 Haziran, 2007 | Basın Özeti 14 Haziran 2007 Basın Özeti14 Haziran, 2007 | Basın Özeti 13 Haziran 2007 Basın Özeti13 Haziran, 2007 | Basın Özeti 12 Haziran 2007 Basın Özeti12 Haziran, 2007 | Basın Özeti | |||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
| ||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||