|
20 Haziran 2007 Basın Özeti | |||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
Guardian'ın manşetinde ''Çin, Amerika'yı geçti'' diye yazıyor. Hangi konuda mı? Karbon salımında. Guardian'ın ifadesiyle, küresel ısınmadan duyulan kaygıları daha da attıracak bir haber.
Boynuz kulağı geçti Atmosfere salınan karbondioksitten en çok sorumlu olan ülke Amerika Birleşik Devletleri olarak biliniyordu. Uzmanlar, hızla gelişen Çin'in eninde sonunda Amerika'yı geride bırakacağını tahmin ediyordu fakat, Guardian bu dönüm noktasının beklentilerden yılllar önce gerçekleşmiş olduğuna dikkat çekiyor. Gazeteye göre bunda en önemli faktör, Çin'in dev adımlarla büyüyen inşaat sektörü. Guardian, enerji ihtiyacını karşılayabilmek için ülkenin dört bir yanında kömür ya da petrolle işleleyen santaller yapıldığını aktarıyor. Çin ve Amerika arasındaki karşılaştırmayı yapan kurum, her iki ülkenin de verilerini analiz eden Hollanda Çevre Değerlendirme Kurumu. Hollanda hükümetine çevre konularında danışmanlık yapan kurum, ''Tam anlamıyla netlik kazanmış olmasa da şu an için elimizdeki en güvenilir tahminleri bu çalışma içeriyor'' diyor. Guardian'ın satırlarında, Çin'in geçen yıl atmosfere saldığı karbondioksitin Amerika'dan yüzde 8 oranında daha fazla olduğunu okuyoruz. Bu kayda değer fark Çin'deki büyüme olduğu kadar Amerikan ekonomisindeki yavaşlamayla da ilgili olabilir. Gazete, iklim değişikliği ile mücadelenin Çin ekonomisini hesaba katması gerektiğini vurguluyor. Guardian, 2012 yılında Kyoto Protokolü'nün yerini alacak yeni bir çevre anlaşmasının gerekliliğinin bu son verilerle daha da belirgin biçimde ortaya çıktığını ve siyasetçiler üzerinde baskıyı artıracağını belirtiyor. Kırmızı çizgiler Avrupalı siyasetçileri bundan önce bekleyen başka anlaşmazlık konuları var. Yarın başlayacak olan Avrupa Birliği zirvesi, Times'ın manşetine göre, İngiltere için zorlu geçecek gibi görünüyor. İki yıl önceki anayasa girişimi başarısızlıkla sonuçlanan Avrupa Birliği, daha basitleştirilmiş bir anlaşma metni üzerinde mutabakat sağlamak istiyor. Ama Times, engel çıkarmakla suçlanan iki ülke olduğunu yazıyor: İngiltere, ve Polonya. Times'a göre ''kırmızı çizgilerinden taviz vermeyeceğini'' söyleyen İngiltere dün Avrupa Komisyonu başkanı tarafından, ''hiç akıllıca bir tutum sergilemediği'' şeklinde azarlandı. Fakat Financial Times'a göre Avrupa Komisyonu Başkanı Jose Manuel Barroso'yu asıl kaygılandıran İngiltere değil, Polonya. Gazete Varşova hükümetinin karar mekanizmasında daha fazla oy hakkı talebiyle dönem başkanı Almanya'nın önerilerine karşı savaşını sürdürdüğünü yazıyor. Fakat Financial Times'a göre, Polonya'ya bu tavrından ödün vermeyişinin bir maliyeti olacağı hatırlatıldı. Avrupa Komisyonu Başkanı'nın ''Anlaşma olmazsa dayanışma mekanizmaları da tabiyatıyla zayıflayacaktır'' şeklindeki sözlerini, Financial Times şöyle açıklıyor: Şayet Polonya talep ettiği oy hakkında direnir ve anlaşma metnini veto ederse, Batı Avrupa'nın zengin üyelerinden daha yoksul bölgelere aktarılan milyarlarca euro'luk kaynak transferinden istediği payı alamaz. Financial Times, Almanya gibi Avrupa Birliği bütçesine büyük katkıda bulunan bir ülkenin gelecek yıl başlayacak bütçe görüşmelerinde Polonya'nın cebini yakabileceğini, çünkü bölgesel yardımların kesilmesinden en çok kayba uğrayacak ülkenin Polonya olduğunu belirtiyor. Gazeteye göre Avrupa Komisyonu Başkanı Barroso, Almanya'ya önerilen oy hakkına isyan etmeyi sürdüren bir Polonya'nın ileride Rusya ile problemlerinde kendini daha yalnız hissedebileceğini, bilhassa Almanya'nın desteğinden mahrum kalabileceğini söyleyerek, Varşova üzerinde taviz baskılarını artırmış bulunuyor. Her votka, votka mı? Polonya'nın oy hakkı savaşını nasıl sonuçlandıracağını önümüzdeki günlerde göreceğiz. Fakat Times'ın sayfalarında, Polonya'nın Avrupa Birliği'nde kaybettiği bir başka savaşın haberi var. Yalnız Polonya'nın değil, İskandinav komşularının da bir yenilgisi. Times, votka savaşında İngiltere'nin galibiyetini bildiriyor. Neyin adı votka olmalı? Bu içkiyi nesillerdir üretip tüketen Polonya ve İskandinav ülkeleri, üzüm ve melas alkolünden ürettiği içkileri 'votka' adı altında satan İngiliz üreticilerin durdurulması için Avrupa Parlamentosu'na dek gitmişti. Çünkü, Times'dan okuyoruz ki, votkanın memleketi olan kuzey ülkeleri, ''patates ya da tahıldan damıtılmamışsa, o içkinin adı votka olmamalı'' diyor. Times, Avrupa'nın votka adı altında en fazla içki üretimi yapan ikinci ülkesinin İngiltere olduğunu yazıyor. Haliyle İngiliz üreticiler, bu konumlarını kaybetmek istemiyor. Times, ''Sonuçta tipik bir Brüksel tavizi verildi'' diye yazıyor. Avrupa Birliği yetkilileri, üzüm alkolünden üretilmiş İngiliz votkasının bu adı taşıyabileceğine hükmediyor fakat, şişenin üzerine kaynak mahsulün yazılmasını da şart koşuyor. Polonya, Finlandiya ya da İsveç'in votkası ise sadece votka yazısıyla satılabilecek. Peçe kimin icadı? Sırada bir cumhurbaşkanı adayı ve örtünme tartışması var. Ama Türkiye'den çok farklı bir bağlamda, farklı bir ülkede. Yine Times'ın satırlarıyla Hindistan'dayız. ''Hindistan'ın ilk kadın cumhurbaşkanı olmaya aday Pratabha Patil'' diye yazıyor Times, ''düne kadar parlamentonun onayını alabilecek tartışmasız bir isim olarak görülüyordu; ta ki kadınların peçe takmasına karşı çıktığını açıklayana dek.'' 72 yaşında ılımlı bir Hindu olarak bilinen Patil, peçenin geçmişte Müslüman işgalciler tarafından getirildiğini ve Hindistan gelenekleriyle örtüşmediğini söylüyor. Times, 1 milyarı aşkın Hindistan nüfusunun yüzde 14'ünü oluşturan Müslümanların toplum liderlerinin bu sözlere öfkeyle tepki verdiğini yazıyor. Kongre Partisi liderliğindeki koalisyon hükümetinin adayı olan Patil'i İslam'a hakaret etmekle suçlayan Müslümanlar, ''dine karışmayan daha laik bir siyasetçinin aday gösterilesini istiyoruz'' diyorlar. Times, ''Hindu ve Müslüman toplumlar arasında yakın zamana değin Hindistan'da defalarca patlak veren kanlı çatışmalardan birini alevlendirecek türden bir gerginlik yok ama'' diyor, ''gene de çok hassas bir konu.'' Pratabha Patil'e Hintli tarihçilerden de eleştiriler geliyor. Times'ın görüş aldığı tarihçiler, 16'ıncı yüzyılın başlarında Babür Prens'in ordularından çok önce Hint kültüründe kadınların başörtüsü ve peçe takma geleneğinin olduğunu söylüyorlar. Peki Kongre Partisi bu tartışma ortamında adayından vazgeçecek mi? Times, ''hayır'' diyor. Hindistan'da cumhurbaşkanlığı büyük ölçüde simgesel bir görev. Daha önce hiç kadın bir cumhurbaşkanı olmadıysa da, daha önem taşıyan başbakanlık koltuğunda Hintli bir kadın oturmuştu; 1984'de suikaste kurban giden Indira Gandi. | İlgili haberler 19 Haziran 2007 Basın Özeti19 Haziran, 2007 | Basın Özeti 18 Haziran 2007 Basın Özeti18 Haziran, 2007 | Basın Özeti 17 Haziran 2007 Basın Özeti17 Haziran, 2007 | Basın Özeti 15 Haziran 2007 Basın Özeti15 Haziran, 2007 | Basın Özeti 14 Haziran 2007 Basın Özeti14 Haziran, 2007 | Basın Özeti 13 Haziran 2007 Basın Özeti13 Haziran, 2007 | Basın Özeti 12 Haziran 2007 Basın Özeti12 Haziran, 2007 | Basın Özeti 11 Haziran 2007 Basın Özeti11 Haziran, 2007 | Basın Özeti | |||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
| ||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||