|
5 Mart 2007 Basın Özeti | |||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
İngiltere'de yayımlanan tıp dergisi Lancet geçen yıl Ekim ayında yayınladığı bir raporda, Irak'ın 2003'teki işgali ve sonrasında 650 binden fazla kişinin hayatını kaybettiğini duyurmuştu.
Times gazetesi, bu raporla ilgili tartışmaları yeniden gündeme getiriyor. "İşgal yüzünden gerçekten 650 bin Iraklı ölmüş olabilir mi?" başlıklı yazıda gazete, 'savaşın gerçek insan yaşamı maliyetinin' uzmanlar tarafından sorgulandığını ifade ediyor. "Çatışma bölgelerinde hastanelerin ve morgların kayıtlarını düzgün tutamaması nedeniyle ceset sayımı kolay değildir. Ancak bu raporun tahmini, tüm diğer tahminlerin on katıydı. Iraq Body Count adlı savaş karşıtı internet sitesinin tahmini, aynı dönemdeki sivil can kayıplarının 50 binin biraz altında olduğunu gösteriyor. Bu, Birleşmiş Milletler'in verileriyle de uyumlu." Times, Lancet'in araştırmasında elde edilen verilere, Iraklı doktorların belirlenen sokaklarda evlerin kapısını tek tek çalması ve o evde kaç kişinin öldüğünü sormasıyla ulaşıldığını yazıyor. Ancak gazete, uzmanların, bu verilerin raporda yansıtılış şeklinden kuşku duyduklarını vurguluyor. "Oxford Üniversitesi'nden istatistik profesörü Michael Spagat, Lancet'in raporunun ölü sayılarının yanlış yorumlanmasına ve İngilizce'de ölü ve yaralı sayısının toplamını ifade eden 'casualty' sözcüğünün ayrım yapılmaksızın ölü sayısı olarak değerlendirilmesine dayandığını söylüyor. Her ölüme karşı üç kişinin de yaralı olduğu varsayımına dayanan 'üçe bir' kuramına göre ise yaklaşık iki milyon Iraklı'nın tedavi için hastanelere başvurmuş olması gerektiğini söyleyen Spagat, eldeki verilerin bu yönde olmadığını kaydediyor." Times'ın haberine göre uzmanlar, eldeki bazı verileri kullanıp bazılarını değerlendirmeye almayarak raporun bulgularını yanlış yönlendirdiler. Profesör Michael Spagat'ın sahtekârlık olasılığını da gözardı etmediğini ifade eden gazete işin içine siyasetin de bulaşmış olabileceğini vurguluyor. "Lancet'in yazarlarından birisi olan Doktor Les Roberts, Amerika Birleşik Devletleri'nde Demokrat Parti'den Temsilciler Meclisi'ne girebilmek için kampanya yürüten ve savaş karşıtlığını açıkça ifade eden bir kişi. Lancet'in Yazı İşleri Müdürü Doktor Richard Horton da savaş karşıtı bir isim." Amerika Birleşik Devletleri'nde 2008 başkanlık yarışında Demokrat Parti'nin adaylık mücadelesi, ilk siyah başkan olabileceği söylenen Barack Obama ve Hillary Clinton arasında sürüyor. Guardian gazetesi, Obama ve Clinton'ın, Alabama eyaletinin Selma kentinde düzenlenen yurttaşlık hakları toplantısına katıldıklarını, her iki adayın hedefinin de Afrika kökenli Amerikalı seçmenlerin desteğini kazanmak olduğunu yazıyor. "7 Mart 1965'te Selma'da yaklaşık 600 protestocu, seçimlerde oy kullanma hakkı talebiyle eyalet başkenti Montgomery'ye doğru yürüyüşe geçmiş ancak bu yürüyüş polis tarafından bastırılmıştı. İki hafta sonra insan hakları savunucusu, efsanevî isim Martin Luther King önderliğinde bu yürüyüş tekrar edilmiş, bu protesto 1965 yılının Ağustos ayında Oy Kullanma Hakkı yasasının çıkmasını sağlamıştı." "Bu yasaya öncülük eden Selam'daki toplantıya önce Barak Obama davet edildi, ardından Hillary Clinton da katılmaya karar verdi. Afrika kökenli Amerikalıların güvenini kazanmak için her iki adayın da önünde güçlükler var. Eski başkan Bill Clinton siyah seçmenler arasında popüler bir isim olsa da Hillary Clinton'ın kendisini kabul ettirmesi gerekecek. Barack Obama da, soyunda, anne tarafından aldığı beyaz kana rağmen siyah seçmenleri "onlardan biri" olduğuna ikna etmeye çalışacak. Hillary Clinton'ın, Obama karşısındaki açık oy farkı da kapanıyor. Washington Post ve ABC'nin yaptırdığı son yoklamaya göre bu fark yüzde 12'ye indi. Obama, siyah seçmenlerden daha çok destek alıyor." Independent gazetesi bugün, "Büyük 'çevreci yakıt' yalanı" başlığıyla çıkıyor. "George Bush, etanol dünyayı kurtaracak dedi ama bu biyo-yakıt gezegene yeni sorunlar getirebilir" diye yazan Independent, tarım ürünlerinden elde edilen ve yenilenebilir enerji kaynağı olarak görülen etanol konusunda madalyonun bir de öteki yüzü olduğunu yazıyor. "Destekçileri için etanol mısır, buğday, arpa, şeker kamışından üretilebilen, çevreyle dost, yandığı zaman kirlilik yaratmayan, yenilenebilir bir enerji kaynağı. Dünyanın etanole yönelmesi ise, göz alabildiğine uzanan petrol sahalarının yerini çevreci ürünlerin yetiştirildiği tarlalarının alması anlamına gelecek." "Ancak etanolün bir de karanlık yüzü var. Etanol sanayii, hava ve su kirliliğini de beraberinde getiriyor. Öte yandan Amazon ve Atlantik'teki yağmur ormanlarının yok edilmesi tehlikesi de gündemde. Uzmanlar gerekli yasal düzenlemelerin yapılmasından önce etanole yönelmenin, daha büyük problemler yaratabileceğine dikkat çekiyorlar ve 'durup derin bir nefes almalı ve sonuçları düşünmeliyiz' diyorlar" Guardian'ın manşetinde de İngiltere'nin karbon salımı konusu var. Gazete "Bilim adamlarına göre İngiltere'nin karbon kesintisi başarısız olacak" manşetiyle, hükümetin 2020 yılı hedeflerinin çok iyimser bulunduğunu yazıyor. "İngiltere'nin iklim değişikliği politikaları konusunda yapılan bağımsız bir bilimsel inceleme, hükümetin 2020 yılına kadar karbon salımında yüzde 30'luk indirime gitme hedefine ulaşılamayacağını gösterdi. Bu çalışmaya göre belirlenen hedefe ancak 2050 yılında ulaşılabilecek. Hazırlanan rapor hükümetin verilerini 'fazlasıyla iyimser' buluyor ve 2020 yılına kadar ulaşılabilecek karbon kesintisinin yüzde 12 ila yüzde 17 arasından olacağını, bunun da karbon salımı seviyesinde çok önemli bir etki yapmayacağını vurguluyor. Uzmanlar, izlenen politikalarda, pekçok önlemin gönüllülük esasına dayandığını, bu önlemlerin istenen sonucu sağlayacağına güvenilemeyeceğini vurguluyorlar." Independent, hafta sonunda Libya Lideri Albay Muammer Kaddafi'nin demokrasiyi bir sorun olarka niteleyerek 'halk iktidarı' diye tanımladığı düzene geçişinin 30'uncu yıldönümünün nedeniyle Libya'nın dış dünyayla ilişkilerinde yaşanan değişimi değerlendiriyor. "Bir diktatörle iş yapmanın maliyeti" başlıklı yazısında Independent, 'Bundan 10 yıl önce Albay Kaddafi'nin Batı'yla çatışma yörüngesindeki dışlanmış bir ülkeyi yönettiğini düşünmek inanılmaz geliyor" diye yazıyor. "Tutkulu şekilde Amerika ve Avrupa karşıtı, oraya buraya 'devrim' ihraç eden, İrlanda Cumhuriyetçi Ordusu IRA'nın ve terör gruplarının yardımsever dostu Libya dünyanın geri kalanı için bir baş belasıydı." "Pekçok İngiliz içinse Libya rejiminin amacı tek bir kelime ile özdeşti: Lockerbie. 1988 yılında Lockerbie kasabası üzerinde bombalanan PanAm uçağında 270 kişi yaşamını yitimişti. Bugün ise bir "tavır devrimi" yaşanıyor. Tony Blair ve diğer Avrupalı liderler Libya'nın İslam ve Batı arasındaki diyaloğa verdiği desteğe övgüler yağdırıyor. Yabancılar artık ülkeye girebiliyor. Başkent Trablus, kapitalizmin işareti bankamatik makinalarıyla dolup taşıyor." Peki aradan geçen yıllarda değişen ne oldu? Independent bunun yanıtını şöyle veriyor. "11 Eylül saldırılarından sonra Albay Kaddafi, uluslararası ilişkilerdeki fay hatlarında hareketliliği sezdi ve kendisini Amerika Birleşik Devletleri'nin hedefi olmaktan çıkardı. Bu adım karşılığını buldu. 2003 yılında Birleşmiş Milletler Libya'ya uygulanan yaptırımları kaldırdı. Bir yıl sonra da Washington yönetimi Libya'yla diplomatik ilişkilerini yeniden başlattı." "Taraflar bu yeni ilişki sürecinde bedel de ödediler. Libya, Batı'nın her dediğini yapan bir ülke olarak görülüyor, Batı'da ise artık Libya'nın diktatör rejiminden ya da insan hakları ihlallerinden söz etmek güçleşti. Amerika Birleşik Devletleri, bölgeye demokrasi götürmekten söz ederken Libya'nın reforma ihtiyaç duyan ülkeler arasında olmaması da ilgi çekici. Libya'nın neden Suriye'den daha demokratik olduğunu ise anlamak kolay değil." | İlgili haberler 4 Mart 2007 Basın Özeti04 Mart, 2007 | Basın Özeti 2 Mart 2007 Basın Özeti02 Mart, 2007 | Basın Özeti 1 Mart 2007 Basın Özeti01 Mart, 2007 | Basın Özeti 28 Şubat 2007 Basın Özeti28 Şubat, 2007 | Basın Özeti 27 Şubat 2007 Basın Özeti27 Şubat, 2007 | Basın Özeti 26 Şubat 2007 Basın Özeti26 Şubat, 2007 | Basın Özeti 25 Şubat 2007 Basın Özeti25 Şubat, 2007 | Basın Özeti 23 Şubat 2007 Basın Özeti23 Şubat, 2007 | Basın Özeti | |||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
| ||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||