|
27 Şubat 2007 Basın Özeti | |||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
İngiliz gazeteleri bugün Uluslararası Adalet Divanı'nın, Sırbistan'ın Bosna'da soykırımdan hukuken sorumlu tutulamayacağına hükmetmesine, geniş yer ayırmış.
Times'a göre Divan'ın kararı, uluslararası hukukun sınırlarını gösteriyor. Ancak gazete başyazısında, yine de kararla önemli bir mesaj verildiğini vurguluyor: "Savaş suçlarıyla ilgili davalarda uluslararası hukuk en iyi şekilde, bireylere karşı değil, devletlere karşı kullanılır. Divan'ın hükmüyle, Balkanlar'da yaşanan trajediyle bağlantıları nedeniyle hala arananlara verdiği gerçek mesaj şudur: Sıra size de gelecek". Times'ın başyazısında, bir an önce yakalanmasını istediğini belirttiği kişilerin başında, Bosnalı Sırpların eski lideri Radovan Karaciç'le, eski generali Ratko Mladiç geliyor. 'Karar yine de önemli' Guardian da başyazısını, Uluslararası Adalet Divanı'nın kararına ayırmış. Gazete, devletlerin bir soykırımdaki sorumluluğunu kanıtlamanın, hep zor olduğunu söylüyor. Guardian bu duruma karşın Divan'ın kararını, üç nedenle önemli bulmuş: "Birincisi, mahkeme Srebrenitsa'da soykırım yapıldığını teyid etti. İkincisi, yargıçlar 2'ye karşı 13 oyla, Sırbistan'ın bu katliamı önceden görüp önleme gücüne sahip olmasına karşın, bu gücünü kullanmadığına hükmetti. Üçüncüsü de yargıçlar Sırbistan'ın, soykırım yapanları cezalandırmaya yönelik yükümlülüğünü yerine getirmediğini bildirdi." 'Afganistan 6 yıldır ihmal ediliyor' Independent ise başyazısında "İçerleme, ihanet ve altı yıllık ihmal" diyor. Gazeteye bu yorumu yaptıran gelişme, İngiltere Savunma Bakanı Des Browne'ın dün Afganistan'a 1.400 takviye asker göndereceklerini açıklaması. Independent önce okurlarına İngiliz hükümetinden geçen yıl yapılan bir başka açıklamayı hatırlatmış: "Dönemin savunma bakanı John Reid, Afganistan'a asker konuşlandırma kararını açıklarken, askerlerin 'tek bir kurşun atmadan dönebileceklerini' söylemişti. "Des Browne'ın açıklaması ise Afganistan'ın son bir yılda ne kadar geriye gittiğini gösteriyor. Ülkede yol kenarına yerleştirilen bombaların sayısı iki, intihar saldırılarının sayısı ise beş kat arttı. 2006, Afganistan'da, Taleban'ın devrildiği 2001'den bu yana en kanlı yıldı. "İngiliz askerlerinin resmi görevi, güvenliği sağlamak ve yeniden inşa çalışmalarına yardımcı olmak olarak açıklanmıştı. Oysa İngiliz ordusu geçen yıl Kore Savaşı'ndan bu yana en zorlu çatışmalara girdi." Independent'a göre gelinen noktada kesin olan tek birşey varsa, o da Helmand eyaletine 1400 İngiliz askeri daha göndermenin, Afganistan'ın gelecekte daha istikrarlı bir yere dönüşmesine katkı sağlamayacağı. Gazeteye göre Afganistan'ın bugünkü sorunlarının kökeninde, uluslararası toplumun 2001'de Bonn Konferensı'nda verdiği sözleri tutmaması var: "Ülkenin yeniden inşası için vadedilen kaynaklar Afganistan'a aktarılmadı zira dikkatler Irak'a çevrildi. Afganistan'a, yeniden inşa ve silahsızlanma çalışmalarını denetleyecek çok az asker gönderildi. Yargı ve polis birimlerinin oluşturulması için çok az çaba harcandı. Sonuçta Cumhurbaşkanı Hamid Karzai'nin merkezi hükümeti, tehlikeli ölçüde zayıf, savaş beyleri ise hiç olmadıkları kadar güçlü. Birçok Afgan, hayatlarında son altı yıl çok az değişiklik olduğunu söylüyor. Taleban da Afganların içerledikleri, hayal kırıklığı yaşadıkları bir ortamda güçleniyor, mevcut ortamı kendi çıkarı için kullanıyor." 'Batı'da kamuoyu gözardı ediliyor' İngiltere'nin önde gelen aydınlarından Pakistan kökenli Tarık Ali de Guardian'daki yazısında, Afganistan'la ilgili bir gelişmeye değinmiş. Ancak Tarık Ali'nin, gelişmelerine dikkat çektiği ülke İtalya... İtalya'da, Afganistan'daki askerlerin görevlerinin sürmesi ve Vicenza'daki Amerikan üssünün genişletilmesine yönelik önergenin Senato'da yeterli oya ulaşamaması, Başbakan Romano Prodi'nin istifasına yol açmıştı. Tarık Ali'nin yazısının başlığı, "Batı'da resmi siyaset, kamuoyunun görüşlerini gözardı ediyor". Yazara göre İtalya'daki hükümet krizi, genel anlamda Avrupa'da da, yönetenlerle yönetilenler arasındaki görüş ayrılığının daha da arttığını gösteriyor: "İngiltere'de yeni İşçi Partisi, demokratik olmayan seçim yasalarıyla korunuyor, partinin milletvekilleri Irak'ta çekilen acıları umursamıyor. İtalya'da ise bu durumun aksine, sol kesimin tümü, halkın da yüzde 80'i Irak Savaşı'na karşıydı. Bugün de İtalyanların yüzde 62'si, sol hükümetin destekçilerinin de yüzde 73'ü, Afganistan'daki tüm İtalyan askerlerinin çekilmelerini istiyor. Ancak diğer ülkelerde merkezdeki siyasetçiler gibi hem Silvio Berlusconi, hem Romano Prodi hem de Massimo D'Allema kamuoyunun görüşlerini gözardı etmekte birleşmiş durumda. Yönetenlerle yönetilenler arasındaki görüş ayrılığının artması hem demokrasinin işleyişini tehdit ediyor, hem de vahim bir duruma yol açıyor." 'Türkiye'de zafer ordunun' Financial Times'ın Ankara muhabiri Vincent Boland ise son haberinde, Türkiye'de Başbakan Recep Tayyip Erdoğan'ın "Gerekirse Kuzey Irak'taki Kürt yönetimiyle de görüşülür" şeklindeki sözleri sonrası yaşanan tartışmalara değinmiş. Muhabir, planın rafa kaldırılmasının, ordunun zaferi olduğunu söylüyor: "Hükümetin, dış politikayla ilgili önemli bir konuda boyun eğmesi, askerin siyatçilere karşı kesin bir zafer kazandığı anlamına geliyor. Bu ayrıca generallerin 'post-modern darbe' olarak bilinen bir şekilde İslamcı hükümeti tek bir kurşun atmadan görevden uzaklaştırmalarından 10 yıl sonra, ordunun etkisinin sürdüğünü gösteriyor. Türkiye'de son dört yılda ordunun kamu yaşamında daha az ön planda olması, sivillere ulusal güvenlik konularında daha fazla söz hakkı verilmesi, silahlı kuvvetlerin meclise daha fazla hesap vermesi amacıyla çeşitli yasa ve anayasa değişiklikleri yapıldı. Ancak bu değişikliklere karşın, Türkiye'de Genelkurmay Başkanlığı hala, hükümetin politikasını, diğer Avrupa ülkelerinde mümkün olmayan bir şekilde etkileyip, değiştirebiliyor." 'Konuşması, çatışma sahneleri gibiydi' Independent gazetesi dün düzenlenen 79'uncu Oscar ödülleri töreniyle ilgili haberine, "Oscarların Kralı ve Kraliçesi" başlığını atmış. Başlığın altında Oscar ödülleriyle poz veren, En İyi Kadın Oyuncu ödülünü alan Helen Mirren'la, En İyi Erkek Oyuncu ödülüne layık görülen Forest Whitaker'ın fotoğrafları yer alıyor. Başlığın nedeniyse Mirren'ın İngiltere Kraliçesi İkinci Elizabeth'i canlandırdığı Kraliçe (The Queen), Whitaker'ın ise Uganda'nın eski lideri İdi Amin'i canlandırdığı İskoçya'nın Son Kralı (The Last King of Scotland) filmiyle Oscar kazanması. Independent, ilk adaylığından 26 yıl sonra En İyi Yönetmen dalında Oscar kazanan Martin Scorsese'nin konuşmasıyla ilgili olaraksa şu yorumu yapmış: "Scorsese belki de Oscarların tarihindeki en kafein yüklü konuşmasını yaptı. Konuşmada, birisinin zarfı bir daha kontrol etmesi gerektiğini söyledi. Ama bunu söylemeden önce en az 12 kez teşekkür etmişti bile. Ödül konuşması sırasında teşekkür ettiği kişileri sıralayış tarzıysa, onun filmlerinde makinalı tüfek sesleri eşliğindeki çatışma sahnelerini andırıyordu." | İlgili haberler 26 Şubat 2007 Basın Özeti26 Şubat, 2007 | Basın Özeti 25 Şubat 2007 Basın Özeti25 Şubat, 2007 | Basın Özeti 23 Şubat 2007 Basın Özeti23 Şubat, 2007 | Basın Özeti 22 Şubat 2007 Basın Özeti22 Şubat, 2007 | Basın Özeti 21 Şubat 2007 Basın Özeti21 Şubat, 2007 | Basın Özeti 20 Şubat 2007 Basın Özeti20 Şubat, 2007 | Basın Özeti 19 Şubat 2007 Basın Özeti19 Şubat, 2007 | Basın Özeti 18 Şubat 2007 Basın Özeti18 Şubat, 2007 | Basın Özeti | |||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
| ||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||