|
28 Ağustos 2006 Basın Özeti | |||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
Financial Times, "Karşılıklı anlayış eksikliği, Türkiye'nin Avrupa Birliği üyeliğine engel çıkartıyor" başlıklı yazıda, bazı üye ülkeler Ankara'nın üyeliğine karşı tutumlarını sürdürürken, Türk halkının da şevkini kaybetmeye başladığına işaret ediliyor.
Gazetenin Türkiye muhabiri Vincent Boland, Ankara-Brüksel ilişkilerinde son dönemde yaşanan zorlukların bir sembolü olarak, İstanbul'daki Avrupa Birliği Bilgi Merkezi'ni tasvir ederek başlıyor söze. Merkezin ikinci el giysilerin satıldığı bir dükkana benzediği, üzerindeki Avrupa Birliği ambleminde yer alan yıldızlardan birinin düşmek üzere olduğu ve kimsenin bilgi almak için başvurmadığı anlatılıyor. Görüşlerine yer verilen Avrupa Birliği uzmanı Cengiz Aktar, "Avrupa Birliği'nin bu kirli ve kötü boyanmış bina ile temsil edilmesi dehşet verici" diyor. Financial Times'a göre, Avrupa Birliği Bilgi Merkezi'nin bu bakımsız görüntüsü, Türkiye ile Avrupa Birliği arasındaki daha büyük sorunların çarpıcı bir örneği. İlişkilerin hemen her konuda çıkmaza girdiğini ve tarafların sürece ivme kazandırmaya isteksiz göründüğünü savunan gazete şöyle devam ediyor; "Ankara'da görev yapan Avrupalı bir diplomata göre, Türk hükümeti Avrupa Birliği konusunda şaşırtıcı derecede ilgisiz. Bu özellikle, Brüksel'e yönelik resmi tavırdaki sertleşme, Kıbrıs konusunda daha fazla ödün vermeye yanaşmama ve bireysel haklar konusunda daha fazla reform yapma isteksizliğinde gösteriyor kendini. ''Avrupa Birliği üyeliğine yönelik siyaset ve kamuoyu desteğindeki bu gerilemeden en çok, Kıbrıs konusundaki kilitlenme sorumlu tutuluyor. Türkiye Avrupa Birliği'nin, Kıbrıslı Türklerin siyasi ve ekonomik izolasyonuna son verme sözünü tutmadığını düşünüyor. " Türkiye'nin Avrupa Birliği baş müzakerecisi Devlet Bakanı Ali Babacan'ın Brüksel'e yeterince zaman ayırmadığı eleştirilerine yer veren Financial Times, özellikle Fransa ve Avusturya gibi ülkelerin muhalefetinin de Türkiye'nin işini zorlaştırdığını hatırlatıyor. Lübnan pazarlığında İtalya devrede İngiltere'den Guardian, Hizbullah lideri Hasan Nasrallah'ın, "Böylesi bir savaşa neden olacağını tahmin etseydik İsrailli askerleri kaçırmazdık" açıklamasını manşete taşımış. Nasrallah'ın esir değişimi için İsrail ile müzakerelerin sürdüğü yolundaki açıklamasına yer veren gazete, bu konuda şu bilgileri aktarıyor; "İsrail hükümeti bunu doğrulamıyor. Ancak yetkililer, ilerleme sağlamak için esir değişiminin muhtemelen tek yol olduğunu kabul ediyor... Hasan Nasrallah İtalya'nın, İsrailli askerlerin salıverilmesi ile sonuçlanacak müzakerelerde rol almak istediğini açıkladı. ''İtalyan Parlamentosu'nun Savunma Komisyonu Başkanı Sregio de Gregorio, ülkesinin devreye girmesini Hizbullah'ın destekçisi İran'ın talep ettiğini söyledi. De Gregorio, müzakerelerin bu hafta başlamasının beklendiğini dile getirdi." Avrupa Birliği'nin, ülkenin güneyine konuşlandırılacak barış gücüne 7 bin asker verme kararı, Avrupa basınında yankı bulmaya devam ediyor. Kararı olumlu karşılayan Financial Times Deutschland şöyle diyor; "Avrupa Balkanlar'daki barışı bile koruyamadığı 1990'lardan bu yana ilerleme kaydetti. Artık Avrupa Birliği'nin dünya sahnesinde rol alabildiği görülüyor. Ancak gönderilecek asker sayısı konusunda yaşanan tartışmalar, Avrupa Birliği'nin hantal yapısını da ortaya koyuyor. ''Ayrıca asker denkleştirmek, Hizbullah'ı silahsızlandırmak ve Suriye Lübnan sınırında güvenliği sağlamak gibi görevlerle karşılaştırıldığında çok basit bir iş. ''Avrupa Birliği bu güçte yer alarak büyük bir sorumluluk üstlendi. Şimdi bu sorumluluğu yerine getirebileceğini göstermeli." Çin ile Rusya'nın sabrı Hafta başında Avrupa gazetelerinde öne çıkan bir başka konu, İran'ın nükleer faaliyetleri ile ilgili tartışma. Avusturya'dan Der Standard İran'ın cumartesi günü Arak nükleer tesisini faaliyete soktuğunu hatırlatıyor ve bunun, Tahran'ın provakasyon sanatında ne kadar becerikli hale geldiğinin bir kanıtı olduğunu savunuyor. "İran, Birleşmiş Milletler Güvenlik Konseyi içindeki ayrılıkları suiistimal ediyor. Ancak bu taktik geri tepebilir de. Geçmişte Rusya ve Çin'in konunun Güvenlik Konseyi'ne sevkine onay vereceğini kim tahmin edebilirdi ki? İran'ın bu iki müttefiki yaptırım konusunda hala kararsız. Ama herkesin sabrının bir sınırı vardır." Müşerref 'zor durumda' Hafta sonu Pakistan'da yaşanan bir gelişme de Avrupa basınında bir hayli yankı bulmuş. Belucistan eyaletinin özerkliği için mücadele eden aşiret lideri Nawab Akbar Bugti'nin Pakistan askerlerince öldürülmesi, öfkeli protestolara neden olmuş, 2 kişi ölmüş ve 400 kişi tutuklanmıştı. İngiltere'den Daily Telegraph, bu gelişmenin Devlet Başkanı Pervez Müşerref ve orduyu çok zor durumda bırakacağını yazıyor. "General Pervez Müşerref ve ordu, iktidarı 1999'da ele geçirdiklerinden beri ilk kez kuşatılmış durumdalar. Başbakanı Şevket Aziz, hareketlenen muhalefet bloğunun gündeme getirdiği güvensizlik oylaması ile karşı karşıya. Parlamento yolsuzluk iddiaları karşısında öfkeli. ''Eski Başbakan Benazir Butto'nun 10 yıllık sürgün ardından bu kış ülkeye dönmesi bekleniyor. Müşerref'e büyük bir tehdit oluşturan Butto'yu sürgündeki diğer siyasilerin izlemesi muhtemel. ''Müşerref gelecek yıl, cumhurbaşkanlığı ve genelkurmay başkanlığını 5 yıl daha devam ettirmek için mücadele edecek. Ancak muhalefet, ordu istihbaratının Müşerref'in adaylığına destek vermeleri yönündeki baskılarına direniyor. ''Bugti'nin ölümü, tam da bu siyasi karışıklık içinde bir balyoz darbesi gibi geldi. Kamuoyunu dehşete düşürdü, muhalefeti ayaklandırdı ve Müşerref'e en sadık isimleri bile öfkelendirdi." Segolene Royal'in 'şüpheli' adaylığı Almanya'dan Welt am Sontag, haftasonu Fransa'da yapılan Sosyalist Parti kongresindeki gelişmeleri değerlendiriyor ve kamuoyu yoklamalarının favorisi Segolene Royal'in, cumhurbaşkanlığı adaylığı için partisinden destek bulacağının şüpheli olduğunu yazıyor. "Çekici, zarif ve güleryüzlü Segolene Royal, adaylık yarışını henüz kazanmış değil. Partinin eski tüfekleri Royal'e çelme takmak için ellerinden geleni yapıyorlar. Royal de bunun farkında olduğu için, doğrudan halka hitap etmeyi seçiyor. ''Ancak yürüttüğü kampanya içerikten ziyade görüntüye dayalı. Avrupa Anayasası, banliyölerdeki huzursuzluk ya da öğrencilerin protestoları gibi önemli meselelerde hep sessiz kaldı." | İlgili haberler 27 Ağustos 2006 Basın Özeti27 Ağustos, 2006 | Basın Özeti 25 Ağustos 2006 Basın Özeti25 Ağustos, 2006 | Basın Özeti 24 Ağustos 2006 Basın Özeti24 Ağustos, 2006 | Basın Özeti 23 Ağustos 2006 Basın Özeti23 Ağustos, 2006 | Basın Özeti 22 Ağustos 2006 Basın Özeti22 Ağustos, 2006 | Basın Özeti 21 Ağustos 2006 Basın Özeti21 Ağustos, 2006 | Basın Özeti 20 Ağustos 2006 Basın Özeti20 Ağustos, 2006 | Basın Özeti | |||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
| ||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||