|
23 Ağustos 2006 Basın Özeti | |||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
Avrupa Birliği'nin genişlemesinden sonra sekiz eski komünist ülkeden İngiltere'ye sadece iki yıl içinde yaklaşık 600 bin göçmenin geldiğinin açıklanması İngiltere'de başlıca gündem maddelerinden biri.
Guardian gazetesi bu göçmenlerden 447 bininin resmen çalışma başvurusunda bulunduğunu yazıyor. "İşçi pazarında, özellikle fabrikalarda, otellerde ya da gıda sektöründe; tarımda ve inşaat piyasasında yaşanan boşlukları dolduruyorlar. 143 binden fazlası, idari işler ve yönetim alanlarında ya da kamu sektöründe geçici işlerde faaliyet gösteriyor. Göçmenler arasında 6 bin 500 otobüs ve kamyon şoförü, 12 bin 700 bakıcı, 310 dişçi, iki binden fazla doktor ve tıbbi görevli, 15 de sirk çalışanı var." Gazete İngiltere'ye gelen göçmenlerin çoğunun misafir iş gücü olarak nitelendirilebileceğini, zira çok uzun süre İngiltere'de kalmadıklarını, gelenlerin yüzde 50'sinin iki yıl içinde ülkelerine geri dönmeyi planladığını da yazıyor. Gazetenin başyazısında da Avrupa Birliği'ne 2007'de üye olmaları beklenen Bulgaristan ve Romanya'nın yüzüne kapıların kapanmaması gerektiği savunuluyor. "Göçmen Millet" manşetiyle çıkan Independent gazetesi de bugün yedi sayfasını bu konuya ayırmış. Gazete, bazı kesimlerce öne sürüldüğünün aksine Doğu Avrupalı göçmenlerin İngiliz ekonomisine katkıda bulunduklarını savunuyor. Başyazılardan birinde de yine aynı konu işleniyor: "Bu, bazılarının göstermeye çalıştığı gibi, bir korku ya da kaygı kaynağı değil, bir kutlama nedeni olmalı. Çünkü bu kadar çok Polonyalı, Çek ve diğer ülkelerden göçmenlerin gelmesi öncelikle İngiltere'nin sınırları dışında olumlu algılandığının bir kanıtı. Bu yeni Avrupalılar olmasa, ekonominin birçok alanında büyük zorluk yaşanırdı. Londra'da ve ülkenin güneydoğusunda, hizmet sektöründe - özellikle otellerde ve yemek hizmeti veren firmalarda - önemli boyutta eleman sıkıntısı yaşanırdı. Doğu Anglia bölgesinde de tarım sektörü için aynı şey geçerli. Kendilerinden önceki kuşakların yaptığı gibi bu göçmenler, ekonomimizin çarkının daha rahat dönmesini sağlıyor ve gayrı safi milli hasılamıza değer katıyorlar." Daily Telegraph gazetesi ise aynı görüşte değil. Hükümetin Avrupa Birliği'nin genişlemesi ardından yılda sadece 15 bin göçmenin İngiltere'ye geleceğini tahmin ettiğini hatırlatan gazete, hükümetin göçmen işçilere hiçbir sınırlama getirmeyen açık kapı politikasını bir fiyasko olarak nitelendiriyor ve Bulgaristan ve Romanya'nın birliğe katılmaları sırasında aynı hesap hatasının tekrarlanmamasını umduğunu yazıyor. 'Masumiyetinizi kanıtlayın' İran'ın dün nükleer programı hakkında teklif edilen öneriler paketine verdiği yanıt da İngiltere gazetelerinde yer bulan başlıklar arasında. Yanıtın içeriği henüz bilinmiyor ancak İran ciddi müzakerelere hazır olduğunu açıklamış durumda. Times gazetesi başyazısında şu yorumlarda bulunuyor: "İran'dan gelecek nükleer tehdit ciddi olabilir ama henüz böyle bir tehdit mevcut değil. Ambargo uygulanması ihtimali İranlı orta sınıfı sarsacaktır. Nükleer enerji bir gurur meselesi haline gelmiş olsa da, İranlılar acilen ihtiyaçları olmayan bir program için ağır bir bedel ödemek zorunda kalabileceklerini anlamaya başladı. Dünyanın onlardan tek istediği, iddia ettikleri masumiyetlerini kanıtlamaları." 'Avrupa devreye girmeli' Birleşmiş Milletler'in Lübnan temsilcisinin bölgede ateşkesin son derece hassas olduğu, uluslararası barışgücünün konuşlandırılmasının üç ay kadar zaman alabileceği ve bölgede bir güvenlik boşluğu oluşacağı yönündeki uyarılarına da yer veriyor İngiliz basını. Guardian gazetesi yazarı Jonathan Freedland, "Eğer Avrupa Orta Doğu'da savaşın yeniden başlamasını istemiyorsa, devreye girmeli" diyor. "Bu Avrupa'nın sorumluluğunda. Son beş yıl zarfında, Avrupalı politikacılar Bush yönetiminin dünyanın güç kullanılarak yeniden düzenlenebileceği yönündeki aptalca ve basit yaklaşımına karşı durmalarıyla büyük puan topladı. Amerikalılar Mars'tan, Avrupalılar Venüs'tendi. Ancak bu Venüslü Avrupalılar güç kullanımına bir alternatifin bulunmadığı zamanlar da olduğunu kabul ediyor. Böylesi bir gücün zamanında Srebrenitsa katliamını durdurabilecek, Ruanda'daki soykırımı engelleyebilecek olduğunu söylüyor. Her iki olaydan çıkarılacak ders, bazen Avrupa'nın kaba kuvvete başvurmak zorunda olduğu. Şimdi de tam öyle bir zaman." El bagajının suçu ne? Londra'dan Amerika'ya gidecek uçakları havaya uçurma planları yapmakla haklarında dava açılan 11 sanığın ilk duruşması da tüm gazetelerde yer bulan bir haber. Gazetelerde haber, sanıkların mahkeme resimleri eşliğinde duyuruluyor. Financial Times gazetesi bu saldırı planlarının ortaya çıkarılması ardından, artan terör tehdidi karşısında havaalanlarında güvenlik önlemlerinin arttırılmasına gerek olabileceğini, el bagajları üzerindeki kısıtlamaların devam edebileceğini yazıyor. Gazete başyazısında şöyle diyor: "Daha fazla güvenliğe ihtiyaç var ve havaalanları idaresi bunu sağlamalı. Hükümet de ulaşım sistemleri üzerinde kriz yönetimi hakkında daha fazla düşünmeli. Ama tüm bunlar yolcunun en yakın arkadaşı, masum bir parça el bagajı taşınması pahasına yapılmamalı." At kuyruklu diplomat Guardian'da yer alan bir habere göre, Bolivya Cumhurbaşkanı Evo Morales ülkeyi yurtdışında diplomat olarak en iyi kimlerin temsil edeceği konusunda halkın fikrini alıyor. Amaç, Bolivya'nın, mevcut diplomatların temsil ettiğinden farklı yüzünü dünyaya göstermek. Ayrıntılar özetle şöyle: "Bolivya'nın Londra Maslahatgüzarı Pablo Osslo, "Geçmişte diplomatlar sadece beyaz Avrupalı kökenden geliyordu. Şimdi amaç, Bolivya'nın, herkese eşit fırsatların tanındığı, çok kültürlü bir ülke olduğunu dünyaya göstermek" diyor. Morales, Amerikan Büyükelçiliği'ne eski cumhurbaşkanının görevden ayrılmasına yol açan hükümet karşıtı isyanlar hakkında haberler yapmış, at kuyruklu bir gazeteciyi, Gustavo Guzman'ı atadı. Guzman, amacının Morales hükümetinin Bolivya'da kurduğu yeni toplumu ABD'ye anlatmak olduğunu söyledi. Diplomasi hayatına alışmak için bazı tavizler de vermeye hazır olduğunu söyleyen Guzman, "Kravat takmam gerekiyorsa, takarım. Ama saçımı asla kesmeyeceğim" diyor." UMP işlemeli prezervatifler Guardian'da yer alan bir habere göre Fransa'da cumhurbaşkanlığına oynayan İçişleri Bakanı Sarkozy, seçmenlerin gönlünü kazanmak için farklı yöntemlere başvuruyor: "Fransa'da bir zamanlar cumhurbaşkanlığı seçimleri siyasi konuşmalar etrafında dönerdi; şimdiyse Sarkozy yeni bir yöntem izliyor: Kumsal partisi. Planörlerle partinin tanıtımı sekiz haftadır yapılırken, 40 tatil yöresinde üzerlerinde Sarkozy'nin partisi Halk Hareketi Birliği'nin başharfleri, yani UMP yazılı bedava t-shirtler ve yastıklar dağıtılıyor. Kumsalda yürüdükçe kumun üzerine UMP harflerini döşeyen parmak arası terlikler de şimdiden tatilcilerin gözdesi olmuş durumda. Ama en çok revaçta olan ürün UMP işlemeli prezevatifler. Zira stoklar erimeye başlamış bile." | İlgili haberler 22 Ağustos 2006 Basın Özeti22 Ağustos, 2006 | Basın Özeti 21 Ağustos 2006 Basın Özeti21 Ağustos, 2006 | Basın Özeti 20 Ağustos 2006 Basın Özeti20 Ağustos, 2006 | Basın Özeti 18 Ağustos 2006 Basın Özeti18 Ağustos, 2006 | Basın Özeti 17 Ağustos 2006 Basın Özeti17 Ağustos, 2006 | Basın Özeti 16 Ağustos 2006 Basın Özeti16 Ağustos, 2006 | Basın Özeti 15 Ağustos 2006 Basın Özeti15 Ağustos, 2006 | Basın Özeti 14 Ağustos 2006 Basın Özeti14 Ağustos, 2006 | Basın Özeti | |||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
| ||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||