|
21 Mart 2006 Basın Özeti | |||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
İngiltere'de bu sabah tüm gazetelerin manşetinde aynı haber göze çarpıyor: İşçi Partisi'ndeki Lordlar skandalı.
Hafta sonunda partinin son dönemde Lordlar Kamarası'na aday gösterdiği bazı kişilerin partiye geçen seçim kampanyasında kredi verdikleri ortaya çıkmıştı. Bugünkü gazeteler ise 14 milyon sterline varan bu kredileri veren iş adamlarının listesini yayımlamış. Independent, "Zenginler Listesi" başlığını atarak başka tartışmalı konular nedeniyle köşeye sıkışmış olan Başbakan Tony Blair'in üzerindeki baskının iyice arttığını yazıyor: "İşçi Partisi, Blair'in parti kurulunda yapacağı konuşma öncesinde tartışmaları biraz olsun yatıştırmak amacıyla bağışta bulunan milyonerlerin isimlerini ilan etti. "Ancak listede, Sabıka Kaydı Bürosu da dahil olmak üzere hükümetin bilgisayar sistemi ihalelerinin çoğunu kazanan Capita'nın başkanı Rod Alridge ve süpermarketlere ünlü Hint yemeği köriyi hazır yemek olarak sokan Sir Gulam Noon'un bulunması soru işaretlerine neden oldu. "İşçi Partililer, iddiaların Blair'in başbakanlığına beklenen iktidar değişimi vakti gelmeden son verip veremeyeceğini tartışıyor." Independent gibi manşete işadamlarının fotoğraflarının basan ve kısaca bu kişiler hakkında bilgi veren Daily Telegraph ise hükümetin, iki haftadır devam eden gizli bağış tartışmaları karşısında siyasi partilere verilen kredi ve bağışlarla ilgili kurallara ilişkin yeni düzenlemeleri gündeme getirdiğini yazmış. Gazetenin başyazısında ise şöyle deniyor: "Bir kamuoyu yoklaması, İşçi Partisi'nin bir önceki muhafazakar hükümetten daha gevşek davrandığına inandığını gösterdi. Kurumsal olarak yozlaşmış bir parti yönetiyor bizi. Gizli bağışlara son verme girişimi, suçunu kabul ettiğini gösteriyor." Independent'ın başyazılardan birinde, "Bu sadece İşçi Partisi'nin sorunu değil" deniyor. "Muhafazakarlar ve Liberal Demokratlar da belli sayıda zengin hayırsevere bağımlı. Şu anki hükümeti etkileyen bağış skandalı, demokratik siyasetin güdüldüğü yerlerde çözümlenemeyen meselelerden biridir." Belarus seçimlerine tepkiler Times gazetesi, Belarus'ta ezici çoğunlukla tekrar cumhurbaşkanlığına seçilen Aleksandr Lukaşenko'yu "Avrupa'nın kalan son diktatörü" şeklinde nitelendiriyor. Guardian gazetesi ise Belarus'ta seçim ne özgür ne de adil diye yazmış: "Aleksandr Lukaşenko, yüzde 92'lik katılımın olduğu seçimde yüzde 82'yi aşan oy oranıyla cüretkar bir havadaydı. Sıklıkla "Avrupa'nın son diktatörü" diye anılan Lukaşenko kendi halkını ikna etmiş olabilir ama dış ülkeler aynı fikirde değil. "Avrupa Güvenlik ve İşbirliği Teşkilatı seçimlere usulsüzlük karıştığı uyarısı yaptı ama Rusya'nın tebriği gecikmedi. Rusya, Batı sınırıyla NATO ülkeleri arasındaki tek müttefikini kaybetmekten kaygılanıyor. Avrupalılar, daha büyük sorun Moskova olsa da, Minsk hükümetine sert davranmakta haklılar. Times gazetesi yazarlarından Bronwen Maddox da, Belarus'a değinmiş makalesinde. Maddox'a göre Pazar günkü seçim, Avrupa Birliği'nin Belarus ya da Ukrayna gibi ülkeler üzerindeki etkisinin sıfır olduğunu ortaya koydu. "Avrupa Birliği'nin Belarus'ta doğrudan değişim yolunda atabileceği pek az adım var. Böyle bir şeyi ancak Moskova sağlayabilir. Avrupa Putin üzerinde baskı kuramaz ama en azından bir anlaşmaya varabilir." Fransız Le Figaro gazetesi, Avrupa'nın Minsk yönetimine karşı yeni yaptırımlar getirirken bir yandan da seçimlerin yeniden yapılması çağrısı yaptığını yazmış: "Batı'nın tehditleri ya da sokak gösterileri, Lukaşenko'nun otoriter ve giderek daha da sertleşen rejimini sarsmaya yetecek mi, şüpheli. En büyük engel, Rusya Federasyonu Başkanı Vladimir Putin'in rejime verdiği destek." Avusturya'da yayımlanan Der Standard ise Avrupa Birliği'ne "korku karşısında zafer elde ettiğini" söylediği muhalefete destek vermesi çağrısında bulunuyor. "Binlerce kişi şiddetle karşılaşacakları tehditlerine kulak asmadan toplandıysa, bu etkileyici bir cesaret örneğidir. Sadece saygı değil destek de görmelidir" diyen gazete, Avrupa Birliği'nin özgür medyayı iyileştirmeye odaklanması gerektiğine inanıyor. Çek gazetesi Pravo ise aynı fikirde değil, gazeteye göre demokratik ülkelerin Lukaşenko rejimini eleştirmesi fazla bir etkiye yol açmaz, zira Belarus'un ihtiyaçlarını zaten Rusya karşılayacaktır. "Ne petrolü, ne nükleer silah faaliyetleri var; ne de komşularını tehdit ediyor. Demokratik ülkeler de haliyle pek ilgili değil. Belarus'un arka sokaklarındaki yoksullar ise pek tabii daha önce görmedikleri özgürlükler değil, ekmekten yana oy kullanacaklardır. Bir şeye sahip değilseniz, kaybetmiş de sayılmazsınız." Kommersant ise Lukaşenko'nun nihayet 'aradığını bulduğunu' yazıyor. "Belarus seçimleri meşru bulunmayacak ve Lukaşenko da neredeyse resmen Avrupa'nın son diktatörü ünvanına sahip olacak, Lukaşenko'nun ekonomik başarısının ardında ise büyük ölçüde Rusya'yla ilişkilere dayalı ekonomik politikalar yatıyor." İtalya'da seçim yaklaşırken Financial Times yazarlarından Quentin Peel, üç haftadan daha az zaman içinde seçime gidecek olan İtalya'da Başbakan Berlusconi'nin bozguna uğramasına pek az Avrupalının gözyaşı dökeceği görüşünü dile getiriyor. "Berlusconi, Avrupa Birliği zirvelerine katılmaya başladığından bu yana, pek kendini sevdirebilmiş değil. Seçimleri Romano Prodi kazanacak olsa bile, buna zoraki sevineceklerdir. "Prodi, belki daha iyi bir Avrupalı olarak görülebilir ama İtalyan ekonomisindeki sorunları çözecek bir program ortaya koyması pek olası görünmüyor. "Amerika'nın Irak'ı işgaline verdiği destekle de İtalya kendini en yakın müttefikleri Fransa ve Almanya'dan uzaklaştırdı." "Yaradılış teorisi öğretimine hayır" Guardian gazetesinin manşetten verdiği bir haberin başlığında Anglikan Kilisesi Başpiskoposu'nun bilimi İncil'e tercih ettiğine dikkat çekiliyor: "Rowan Williams, muhafazakar din çevreleriyle bilim adamları arasında yaradılış teorisi üzerine çıkan tartışmaya katılmış görünüyor. Williams, İncil'in teori olarak sunulmasının yanlış olduğunu, bunun sadece akıl karıştıracağını savunarak bu teorinin okullarda okutulmaması gerektiği yolunda görüş belirtti. Yaradılış teorisi, Hıristiyanlık ve Müslümanlık gibi dinlerin savunduğu, dünyanın tek bir tanrı tarafından yaratıldığı görüşüne dayanıyor." | İlgili haberler 20 Mart 2006 Basın Özeti20 Mart, 2006 | Basın Özeti 19 Mart 2006 Basın Özeti19 Mart, 2006 | Basın Özeti 16 Mart 2006 Basın Özeti16 Mart, 2006 | Basın Özeti 15 Mart 2006 Basın Özeti15 Mart, 2006 | Basın Özeti 14 Mart 2006 Basın Özeti14 Mart, 2006 | Basın Özeti 13 Mart 2006 Basın Özeti13 Mart, 2006 | Basın Özeti 12 Mart 2006 Basın Özeti12 Mart, 2006 | Basın Özeti 10 Mart 2006 Basın Özeti10 Mart, 2006 | Basın Özeti | |||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
| ||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||