|
13 Mart 2006 Basın Özeti | |||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
Avrupa gazetelerinde eski Yugoslavya lideri Slobodan Miloşeviç'in hapishanedeki ölümümün ardından yaşanan tartışma öne çıkıyor.
Daily Telegraph gazetesinde Alec Russel imzalı yorumda "Hücredeki ölüm dünyayı adaletten mahrum bıraktı" deniyor: "Yugoslavya'da çeyrek milyon insanın ölümünde sorumluluğun büyük bölümü Miloşeviç'e aitti. Miloşeviç, mahkemede hiçbir zaman katliam emri vermediğini söyledi. Belki orduyu yönetmedi, ama Sırpları dört kez savaşa soktu. ''Bosna ve Hırvatistan'daki Sırp azınlığı silahlandırdı. Bu topraklara Sırp milisleri gönderdi. Milliyetçiliği bir yol gösterici olarak değil, gücü elinde tutma aracı olarak kullandı. ''Büyük Sırbistan vaadiyle iktidara geldi ama girdiği tüm savaşları kaybetti. Ardında teslim aldığından daha küçük ve daha yoksul bir Sırbistan bıraktı. Bazı Sırplar onu her zaman kendilerini düşmanlarına karşı koruyan bir lider olarak görecek. Diğerleri ise onu katliamlarıyla hatırlayacak. ''Miloşeviç, mahkeme kararını veremeden öldü. Bu yüzden iki taraf için de Miloşeviç efsanesi devam edecek." Aynı gazetede, sağlık durumunun kötüleşmesinden sonra Miloşeviç'in savunmasına yardımcı olması için mahkeme tarafından atanan İngiliz hukukçu Steven Kay'in suçlamaları yer alıyor. ''Mahkeme Miloşeviç'i değil, tarihi yargıladı'' Miloşeviç'e soykırım dahil toplam 66 suçlama getirildiğini hatırlatan Kay şöyle diyor: "Mahkeme dört yılda tamamlanamayan davada Miloşeviç aleyhinde hiçbirşey kanıtlayamadı. Mahkemenin başkanı yarı yolda beyin tümöründen öldü. Sonunda sanık sandalyesindeki Miloşeviç de gitti. Mahkemenin kanıtladığı tek şey var; o da bu kadar karmaşık ve büyük bir davadan sonuç alınmasının imkansız olduğu. Çünkü mahkeme, Miloşeviç'i değil, tarihi yargılamaya soyundu.'' Daily Telegraph'taki başka bir yorumda ise yine mahkeme eleştirilerek şu görüşlere yer veriliyor: "Miloşeviç'in zamansız ölümü, uluslararası adalet için büyük bir darbe. Birkaç ay daha yaşasaydı, mahkeme sonunda bir karara varacak ve bu kadar emek ve para boşa gitmecekti. Birçok gözlemciye göre bir davanın bu kadar sürmesi, birşeylerin yanlış gittiğini gösteriyor. "Mahkemenin belli suçlamalara odaklanması gerekiyordu. Hem savcılar hem de yargıçların buradan çıkarması gereken önemli dersler var.'' Financial Times yazarı Quentin Peel de dört yıl sonunda bir karar çıkmamasının Uluslararası Savaş Suçları Mahkemesi'nin etkinliği konusunda soru işaretleri doğurduğunu belirtiyor. Peel, Irak'ta Saddam Hüseyin davasından hızlı sonuç alınabilmesi için yargılama sürecinin basitleştirildiğini anımsatıyor: "Mahkemede 300 tanık dinlendi. 5000 sunum yapıldı. Mahkeme Miloşeviç'e eşit söz hakkı verdi, 40 saat savunma yaptı. Mahkeme, kendisiyle dalga geçmesi için Miloşeviç'e inanılmaz fırsatlar sundu. Mahkemenin adil olma kaygısı aynı zamanda en büyük zaafı da oldu." Financial Times'ın başyazısında ise özetle şöyle deniyor: "Miloşeviç'in arkasından çok az kişi ağıt yakacak. Ölümü onu işlediği suçlardan aklamayacak. Şimdi derhal diğer önde gelen iki Sırp savaş suçu zanlısı Radovan Karadziç ve Ratko Mladiç tutuklanmalı. Sonra bölgedeki ülkelerin hukukun üstünlüğüne ve insan haklarına saygı duyan demokrasilere dönüşmesi, bunun ardından da Kosova'nın nihai statüsü gibi toprak anlaşmazlıklarına barışçıl çözümler üretilmesi gerekiyor. "Uluslararası toplum ve özellikle de Avrupa Birliği, üyelik kapısını açık tutarak ve mali yardım yaparak bu ülkelere destek vermeli. Miloşeviç'e karşı zafer ancak bu ülkeler üyeliğe hazır hale geldikleri zaman kazanılabilir.'' Guardian gazetesinin başyazısında Sırp liderin işlediği suçların uluslararası müdahale doktrinine zemin oluşturduğu belirtiliyor: "Bu müdahale prensibiyle kendi insanlarına ve komşularına saldıran bir lider ya da rejimi ne egemenlik hakları ne de iç savaş iddiaları koruyabilir. Cezadan kurtulacağını ve Sırbistan yenilgiye uğramış olsa bile iktidarda kalmaya devam edebileceğini düşünen Miloşeviç sonunda koltuğunu kaybetti ve kendisini uluslararası bir mahkemede buldu." İspanya'da yayımlanan La Vanguardia gazetesi, "Miloseviç faslı hiç tatmin edici olmayan bir şekilde kapandı" diyor ve ekliyor: 'Mahkeme bir ilki başardı' "Sırbistan ve Karadağ, Miloşeviç'in ölümünü geçmişlerini kabul edip geleceğe bakma fırsatı olarak görmeli. Mahkeme uluslararası adalet açısından bir ilk adımdı. Savaş suçlularının dünyanın hiçbir yerinde saklanacak yer bulamayacağını gösteren bir ilk adım." Avusturya'da yayımlanan Die Presse ise Miloşeviç'in ölümüyle hem kurbanlarının hem de mahkemenin ağır bir yara aldığını yazarken, Slovak Pravda gazetesi "Miloşeviç'in kurbanları hayatları boyunca onun alaycı gülümsemesini hatırlayacak." diyor. Çek gazetesi Mlada Fronta Dnes ise şunları yazıyor: "Miloşeviç'in yaşamından ve ölümünden alınacak dersler var. Bu, karizmatik bir demagogun tüm bir toplumu nasıl fanatik insanlara dönüştürebileceğini gösteren bir uyarı. Aynı zamanda, kurbanların imdadına hemen birilerinin yetişeceği zannının yanlışlığını da ortaya koyan bir uyarı..." Fransa'da yayımlanan Liberation da, Avrupa'nın Sırpları durdurmakta geç kaldığını belirtiyor ve "Sırp lideri ancak Amerika'nın silahları durdurabildi" diyor. ABD'li emekli yargıçtan 'diktatörlük' uyarısı Guardian'a göre, Amerikan Yüksek Mahkemesi'nde 24 yıl görev yaptıktan sonra geçen ay emekliye ayrılan yargıç Sandra Day O'Connor Amerika Birleşik Devletleri'nin diktatörlüğe kayabileceği uyarısında bulundu. Haberde şu ayrıntılara yer veriliyor: ''Cumhuriyetçi Başkan Ronald Reagan döneminde Yüksek Mahkeme'ye atanmasına karşın, liberal çizgide olan O'Connor, mahkemeyi sürekli olarak fazla liberal davranmakla suçlayan Cumhuriyetçi liderlerin, yargıçlar arasında bir çatışma ortamı yaratabilecekleri uyarısında bulundu ve yargıya müdahalenin önlenmesi gerektiğini söyledi. ''O'Connor, gelişmekte olan ülkelerdeki otoriter rejimlere ve eski komünist yönetimlere gönderme yaparak 'Bir ülkenin diktatörlüğe dönüşmesi öncesinde önemli bir yozlaşma süreci yaşanır. Böyle bir sonla karşılaşmamak için bu tür başlangıçlara izin vermemeliyiz. Bunun için de yargının etki altına alınmasına karşı uyanık olmalıyız' dedi.'' Independent gazetesinin manşetinde yer alan haberde ise Irak'ta iş yapan İngiliz şirketleriyle ilgili verilere yer veriliyor: "Irak'ın işgalinden sonra İngiliz şirketleri Irak'taki ihalelerden iki milyar dolara yakın para kazandı. Irak'ta iş yapan özel güvenlik, danışmanlık, petrol ve şehir planlama gibi özel şirketlerin yönetim kurullarında eski askerler ve savunma bakanları yer alıyor. Aslında bu rakam, sadece işin görünen kısmı. "İngiliz şirketlerinin Irak'ta kazandığı ihalelerin gerçekte beş kat daha fazla olduğu tahmin ediliyor. Zira birçok şirket, Irak'la ilişkilerini gizli tutuyor. Hükümet de Irak'ta ihale kazanmasına yardımcı olduğu şirketlerin adını açıklamıyor. Bu şirketlerin İşçi Partisi ile yakın ilişkileri var.'' | İlgili haberler 9 Mart 2006 Basın Özeti09 Mart, 2006 | Basın Özeti 8 Mart 2006 Basın Özeti08 Mart, 2006 | Basın Özeti 7 Mart 2006 Basın Özeti07 Mart, 2006 | Basın Özeti 6 Mart 2006 Basın Özeti06 Mart, 2006 | Basın Özeti 5 Mart 2006 Basın Özeti05 Mart, 2006 | Basın Özeti 3 Mart 2006 Basın Özeti03 Mart, 2006 | Basın Özeti 2 Mart 2006 Basın Özeti02 Mart, 2006 | Basın Özeti 1 Mart 2006 Basın Özeti01 Mart, 2006 | Basın Özeti | |||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||
| ||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||||